Osmanlı’nın 1.Dünya Savaşından elindeki toprakları kaybetmesi yanında Türk kökenli halkın sadece Anadolu’dan değil Avrupa’dan da Orta Asya’ya gönderilmesi dayatılmakla kalmamış

Topraklarında uyduruk devletçikler bile kurdurulmuştu.

Mustafa Kemal, İstanbul’u işgal eden Çanakkale Savaşından tanıdığı İngiliz Donanması’nı işaret ederek Geldikleri gibi giderler! Demişti

Uyarısını sözde bırakmamış 19 Mayıs 1919’ da Eylül 1922 başlattığı Kurtuluş Savaşı’nı 9 Eylül 1922İzmir’de işgal güçlerini denize dökerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu.

Cumhuriyeti devrimlerle taçlandırması ile, mazlum ülkelere örnek olması korkusuyla ABD, Lozan’da savaşa katılan ülkelerin onaylamasına rağmen imza atmamıştı

Misaki Milli sınırları içerisindeki Musul’u Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmasını engellemek için

Doğuda Şeyh Sait’e, Dersim’de Seit Rıza’ya başlattığı isyanlarla Türk askerlerini katlettirdi

Atatürk Musul’un kaybedilmesi pahasına Şeyh Sait ve Dersim isyanını bastırdı

Atatürk’ün ölümüyle, Cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, bir Pazar rekabeti nedeniyle çıkarılan 2.Dünya Savaşına, Atatürk’ün Yurtta Barış-Dünyada Barış ilkesine bağlı kalmış

Bu çıkar savaşına katılmayarak Çocukları babasız, yurttaşları vatansız bırakmadı!.

İnönü, bunun bedelini, iktidarı ABD desteğinde Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni tarikatlar iktidarına dönüştürmeyi üstlenen, gerici toprak ağaları desteğinde Menderes ve Celal Bayar’ın DP’sini iktidara getirdi. (* 1)

Bu zorunlu ihanet ittifak Türkiye’yi İslamcı bir kabile devleti sürecini başlattı

DP’den sonra, CHP içerisinde Turan Feyzioğlu ihaneti ile iktidara gelen DYP-ANAP iktidarları aynı ittifak içerisinde karşı devrim sürecini sürdürdüler.

Ama en büyük ihaneti göze alan Deniz Baykal yardımıyla ABD’nin özenle seçtiği eğitim yaşamı ve serveti gizemli Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidara getirdi.

Recep Tayyip Erdoğan -kimilerinin-açıklık saydığı, aslında cahil cahil cesaretli insanların aklına geleni söyleyen bir kişiliğe sahip olduğu için Kurtuluş Savaşını kazanan iki kumandan için

‘’İki Sarhoş!’’ sözü yanında Türkiye Cumhuriyeti’ne sadık yurtseverlerin ve başka ülkelerin Devlet Adamlarının Anıtkabirde saygı duruşlarını:

‘’Sap gibi dikiliyorlar!’’ Diye aşağılamasını çevresindeki akıl hocalarının uyarısı ile önemli günlerde Anıt Kabirde kendisi de Sap gibi dikilmeye başladı.

İktidarını pekiştirdikten sonra her Anıtkabir’e gitmek zorunda kaldığında oraya getirilen AKP magandalarınca Recep Tayyip Erdoğan sloganlarından hoşlanmaya başlamıştı.

Genç Teğmenlerin geleneksel diploma töreninde ‘’Atatürk’ün Askerleriyiz!’’ sloganları bile suç sayılıp ordudan atılmalarına TSK komutanları bile sessiz kalıyordu.

Atatürk’ün kurduğu TSK’nın Genel Kurmay Başkanları bile Erdoğan’ın partisinde bakanlık karşılığı, sağır ve dilsiz oyunu oynarken, zoraki ittifakın bireyleri olunduğu bir döneme girdiler

Atatürk’ün partisi Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu Kendisini Dersimli Kemal olarak tanıtmakla kalmayıp, 1930’larda kadın-erkek eşitliği, seçme seçilme hakkı, Laiklik ilkesinin kabulü olan devrimlerin partisi olmadığını ilan ederek

Mustafa Kemal Atatürk’ü reddederek ihanetini ortaya koymaktan çekinmiyordu.

Bugün Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli’nin kim olduğunu partililerini ve Türkiye’yi uyarmasına rağmen bugün kırk bin askerin, Kürdün, Türkün ve hatta çocukların katili Abdullah Öcalan aşkı yanında, Sinan Ateşin katillerinin bir MHP’li milletvekilinin evinde saklanmasının nedeni sorulmadı…

Partisini ırkçı bir Kürt Partisi yerine Türkiye Partisi olması mücadelesini veren Selahattin Demirtaş’ın tutsak edilmesi ile engellenmiştir!

DEM Partisi bir özerk Kürdistan özlemiyle zoraki AKP-MHP-zoraki ittifakı ile

Atatürk’ün partisi CHP’yi tek engel olarak gördükleri içindir.

Erdoğan’ın ömür boyu Başkan kalmasının anahtarı DEM partisi, Şey Sait’in ve Seyit Rıza’nın intikamı alınmasını tek yolun

Bu Zorunlu İttifak’ın başaracağına inandığı içindir!

YILDIZ AKALIN

(*1) DP, kapitalistlerin bir Pazar kavgası olan 2. Dünya Savaşına girmeyen İsmet İnönü’yü ‘’Erkekliğimizi öldürdü!’’ Diye eleştirmekle kalmayıp savaş nedeniyle önlem olarak bazı gıda maddeleri ve ekmek için sayı kısıtlamasını ise ‘’bizi ekmeksiz bıraktılar!’’ eleştirisine: ‘’Sizi zorunlu olarak ekmeksiz bıraktık ama babasız bırakmadık!’’ yanıtını vermişti.