Geçtiğimiz günlerde Boğaziçi Üniversitesi’ndeki protestoya bizzat katılarak destek veren “Hocaların Hocası“ Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, yakında 100 yaşına giriyor. Türkiye'den Almanya'ya işgücü göçüyle ilgili ilk bilimsel araştırmayı yöneten Prof. Dr. Abadan Unat, 60 yıldır hem Türkiye’nin, hem de Almanya’nın göç politikalarını eleştirel bir yaklaşımla gözlemliyor.

Türkiye bilim dünyasında birçok ilke imzasını atan ve ülkenin en önemli üniversitelerindeki 60 yılı aşkın öğretim üyeliği döneminde “Hocaların Hocası” ünvanını alan Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, 18 Eylül’de 100 yaşına giriyor.

Yaklaşık 10 yıl önce fiilen öğretim üyeliğini, kulakları iyi duymadığı için bırakmaya karar veren Prof. Dr. Abadan Unat, geçtiğimiz günlerde 22 yıl öğretim üyeliği yaptığı Boğaziçi Üniversitesi’ne gidip, rektörlüğe sırtını dönerek akademisyenlerin nöbetine katılmış, aylardır devam edegelen protestoya destek vermişti. “Ben bir ay sonra 100 yaşında olacağım. Bu ülke daha güzel günleri hak ediyor. Sizler gençsiniz, ülkenizden ümidinizi kesmeyin, dayanın!” diyen Prof. Abadan Unat’ın bu dayanışma eylemiyle ilgili paylaşımların sosyal medyada yayılması, Türkiye’de kendisine yönelik hayranlık ve sevginin daha büyümesine yol açtı, demokrasi mücadelesine güç kattı, moral verdi.

Prof. Abadan Unat, öğretim üyeliğini bıraktıktan sonra da kendisine verilen önemli ödüller vesilesiyle adından sık sık bahsettiriyordu, ancak onun 14 yaşında tek başına geldiği Türkiye’deki sıradışı yaşamı, mücadelesi, son eyleminin ardından yeniden gündeme geldi, konuşuldu. Gazeteler kendisiyle yapılan söyleşileri yayınlayarak, onun baş döndüren yaşam öyküsüne, ülkede ve dünyada olup bitenlere yönelik değerlendirmelerine geniş verdiler.

Prof. Abadan Unat, 100’ncü yaşgünü ve kendi yaşam öyküsünü anlattığı kitabı “Kum Saatini İzlerken”nin genişletilmiş ve güncelleştirilmiş yeni baskısı başta olmak üzere, kendisiyle ilgili Türkçe ve Almanca çeşitli yayınlarla ve bu vesileyle verdiği mesajlarıyla önümüzdeki günlerde de gündemde kalacak.

GÖÇLE İLGİLİ İLK BİLİMSEL ÇALIŞMA

İçinde bulunduğumuz yılın bir özelliği daha var. Türkiye’den Avrupa’ya işgücü göçünün de 60’ncı yılı. Ve Prof. Dr. Abadan Unat, bu göçü ilk dönemlerinden itibaren gözleyen, araştıran ve yorumlayan bilim insanlarının başında geliyor. 1950’li yılların sonlarında akdemik çalışmaları vesilesiyle Almanya’da bulunduğu dönemde gözlediği göç konusunu 1963 yılında Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) adına bu ülkeye gelerek yerinde araştırmış, böylece göç konusunda sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’da da önemli bir ilke imzasını atmıştı.

Onu, sağlık sorunları nedeniyle daha önce, örneğin göçün 50’nci yıldönümünde olduğu gibi Türkiye ve Almanya’da konferans salonlarının, üniversitelerin kürsülerinde “Bitmeyen Göç”ü anlatırken görmeyeceğiz. Ancak o tıpkı Boğaziçi eyleminde olduğu gibi, bu konuyu da yakından takip ediyor, günümüz dünyasının bu önemli sorusuna kafa yormaya devam ediyor. Biz de kendisine yaptığımız ziyaret vesilesiyle onun 60 yıldır takip ettiği göç ve Türkiye’den Avrupa’ya, özellikle de Almanya’ya işgücü göçü konularda görüşlerini aldık.

“ALMANYA ‘EMEK GÖÇÜ’NÜ ANLAMADI”

Prof. Abadan-Unat’ın göç konusunda hem Almanya ve hem de Türkiye’de hükümetlerin başından itibaren süreci tam olarak anlamadıkları ve hatalar yaptıklarına dair eleştirileri devam ediyor:

“Avrupa, özellikle de Almanya göçten gereken sonuçları çıkarmadı. Çünkü bütün ilişkiler tek taraflı olarak baktı. Yani önce ismen çağrılan, sonra kurayla gelenlere “Gastarbeiter”, yani “konuk işçi” olarak baktı. Gelenlerin birkaç yıl sonra dönecekleri öngörülüyordu. Halbuki bir “emek göçü” başlamıştı. Hem bunu görmedi, hem de bunun sonucu olarak bu “emek göçü”nün gereklerini anlamadı. Örneğin işçi çocuklarının okulda başarılı olabilmesi için özel bir destek lazım. Bunu yapmadı. Onları eğitimcilerin çabalarına bıraktı. Böylece işçi çocuklarının çoğu “gymnasium”a (liseye) gidemedi ve yüksek öğrenim için önleri açılmadı. Herkesin üniversite mezunu olması şart değil, ama herkes için yolu açmak lazımdı. Yani Almanya daha çok kendisi için gerekli şeyleri düşündü.

Türkiye de yapmak istediklerini gerçekleştiremedi. İşçilerin Almanya’daki deneyimleriyle ülkeye dönüp, buradaki ekonomik yaşam katılmaları öngörülüyordu, olmadı. İşçilerin oralardaki birikimlerini verimli yatırımlara dönüştürülmedi. Halbuki işçilerimiz çok yüksek oranda tasarruf yapıyorlardı, ancak verimli alanlar teşvik edilmediler, yönlendirilmediler. Onlar tasarufflarını muhakkak kendi doğdukları yerlerde değerlendirmek istiyorlardı. Ancak bu çoğunlukla verimli olmuyordu. Örneğin kooperatifle Anadolu’nun ortasında ayçiçek yağı imal eden fabrika kurdular. Ancak bu fabrikanın işleyeceği ayçiçeğinin Trakya’dan getirilmesi gerekiyordu. Birçok yatırım buna benzer biçimlerde başarısız oldu.

Diğer ülkeler açısından da durum öyle. Nereye bakarsak bakalım, Hollanda olsun, Fransa olsun, Danimarka, İsveç olsun. Hep tek taraflı bir süreç oldu oralara göç.”

Prof. Abadan-Unat, son zamanlarda yaşanan göç hareketlerini ise “kaçış” olarak görüyor. Şimdi “sığınmacı” olanların, yaşadıkları ülkelerde kalıcılaşma süreçlerinin, işgücü göçü sürecindekinden daha sancılı olacağın işaret ediyor:

“Şimdiki kaçış daha da üzücü. Çünkü onlar canlarını kurtarmak için ülkelerini terkediyorlar. Özellikle kadınlar için durum büsbütün bir çıkmaz. Ezici bir erkek egemenliğinden kaçmak üzere yollar dökülüyorlar. Bu kaçan insanların bir kısmı her türlü iletişimden de yoksun. Okuma yazma öğrenimi, temel eğitim göremiyorlar. Tek hedefleri can kurtarmak. Titanik’in batışı gibi bir durum yaşanıyor. Bütün bunlar Atatürk’ün laiklik ve halkçılığının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.”

“DAYANIN GENÇLER, BU DÜNYA KİMSEYE KALMAYACAK!“

Son günlerde Prof. Abadan-Unat’la ilgili yayınlarda onun Türkiye’deki gençliğin büyük bölümünün biran önce yurtdışına gitme hayallerine ilişkin değerlendirmeler ve onun uyarıları geniş yer bulmuştu.

Yaşamının büyük bir bölümünü göç ve göçmenlerle ilgili çalışmalara adayan, kendisi de ailesiyle birlikte geçirdiği çocuk dönemi dışında akademik çalışmalar için aldığı davetler vesilesiyle uzun sürelerde yurtdışında yaşamış olan Prof. Abadan-Unat’ın bu konuda şöyle diyor:

“Gençlerimiz dayanmak yerine, çünkü artık her türlü imkan var, hayallerini kurmak için sabır göstermiyorlar. Sanki onlara gittikleri yerlerde “buyur!” denecek, “istediğinizi bizde yaparsınız”. Bu çok acı bir şey. Yani göç kolay birşey değil. Dostunuzu, ailenizi kaybediyorsunuz. Dili ne kadar bilseniz de daima yüzünüze vururlar. “Aman ne kadar güzel konuşuyor, sanki buralı gibi” diyerek, onlardan olmadığınızı hatırlatılar. Onun için gençler çok iyi düşünmeli. Gençlerin en büyük sermayesi gençlikleri. O sevmedikleri ortam yarın değişecek. Ben görmeyeceğim, ama onlar görecek. Bugün 17-18 yaşındaki gençler 50 sene sonrasını düşünsün. 40 yıl – 50 yıl sonra neler olacak, neler. Bu dünya kimseye kalmayacak.”

Prof. Abadan-Unat’ın koronavirüse karşı ilk aşıyı geliştirerek, pandemiyle mücadeleye büyük katkıda bulunan Prof. Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin’in başarısının Almanya’ya göç bağlamındaki değerlendirmesi ise şöyle:

“Bütün önemli araştırmalar, şunu gösteriyor: Göçmenlerin yeni ülkeye entegrasyonun tamamlanması için üç kuşak geçmeli. Bu tamamlanmadan yeni bir ülkede başarılı olmak, yükselmek, eşitliğin sağlanması çok zor. Ben Uğur Şahin’in çok mütevazi bir aileden geldiğini sanıyorum. Herhalde ona üniversitede tıp tahsilinin yolunu açan iyi kalpli bir dost Alman olmuştur. Yoksa onu “realschule”ye gönderirler ve meslek eğitimine yönlendirirlerdi.”

Prof. Abadan-Unat’ın başında bulunduğu Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenlere yönelik son araştırma, onların Türkiye’deki siyasi seçimlere ilişkin tercihleriydi.

Son araştırmalarda Almanya’daki Türklerin çoğunluk olarak sosyal demokrat partiyi desteklediği görülüyor. Türkiye’yle ilgili seçimlerde sandık başına gittiklerinde de ağırlıkla AKP’ye oy veriyorlar. Bu çelişkili duruma ilişkin Prof. Dr. Abadan-Unat bu çelişkili görünen durumu şöyle yorumluyor:

“Türkiye’ye geldiklerinde yeni köprüler, yollar gibi gözle görünür şeylerle karşılaşıyor, bunları büyük başarı olarak görüyorlar. Altyapıya hiç bakmıyorlar. Bu iktidar altyapıyla çok az ilgileniyor. Zaten gereğince ilgilenselerdi bu kadar sel ve yangın felaketi olmazdı. Almanya’da ise bilindiği gibi sosyal demokrat parti SPD tarihsel olarak işçiden yana bir parti. Orada işçi kökenini hatırlıyor, ona yakın duruyorlar. Ama Türkiye’ye gelince buradaki hükümetle iftihar ediyorlar. Onun için farklı anlayışları var.”

ALMANYA’DA TÜRKİYE ARAŞTIRMALARI ÇAĞRISI

Prof. Abadan-Unat’ın, son olarak tüm yaşamı boyunca her fırsatta dile getirdiği özlemini bir çağrı olarak tekrarlıyor:

“Dostlardan ve meslektaşlardan istediğim bir şey var. O da Almanya’da Cumhuriyet Türkiyesi üzerinde araştırma yapan bir merkezin kurulması...

Ben biliyorsunuz Münih Üniversitesi’nde bir sene ders verdim. O dönemde rektörlük konferanslarına da katılan Kültür Bakanı Prof. Hans Maier’dan bunu rica etmiştim. Bir türlü olmadı. Bir üniversitenin böyle bir ihtiyaç duyması lazım. Hiç bir Alman üniversitesi böyle bir ihtiyaç göstermedi. Ben bunu çok büyük bir eksiklik olarak görüyorum.

Çünkü kimi zaman “Der Spiegel” dergisi, kimi zaman bilmem hangi gazete, Türkiye’yle ilgili bir takım, bir kısmı belki doğru, eleştiriler yayınlıyor. Ama bütün bu eleştirilerde Türkiye’ye ilişkin birçok temel bilginin eksikliği görülüyor.

Mesele sadece eleştiri değil. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nde rasyonaliteye öncelik veren, tarikatlara yasak getiren, laik bir düzen kurdu. Mesele Atatürk’ün Türkiye için koyduğu için hedefler. Önemli olan onlar. Onun zamanında Türkiye’de okuma yazma bilen erkeklerin oranı yüzde 5, kadınları yüzde 2 deniyor, ama o bile fazla gözüküyor.

O zamanki Türkiye 12-14 milyon. Bugün 80 milyonun üzerinde, giderek

büyüyor. Avrupa’da böylesine büyük bir ülkeyle ilgili bir araştırma yok.

Almanya’da ne var? Arkeoloji, Türkoloji ve İslam bilimleri diye üç kürsü var. Bu çok yetersiz. Hani ekonomi, hani siyasal gelişmeler, partiler? Hani külltür, sanat, edebiyat?

Türkiye hakkında araştırmalar yapan sayısı çok az olan Türkler var. Almanca yazıyorlar, ama onları da “bizden değil diye karşılıyorlar”.

Alman üniversiteleri pisa kriterlerine uygun bir öğretim vermek istiyorlarsa, bu kadar kuvvetli bir eski “müttefiki”ni, Akdeniz’de egemen olan büyük bir ülkeyi, bu ülkedeki gelişmeleri görmemezlikten gelmemeli.

Buradan giden insanlara kapıyı açtınız. Ama bu insanlar nereden geldi, onu hiç bir zaman soruşturmadınız. Hep tek taraflı kaldı. Bu büyük bir sorun. Türkiye ve Türkler üzerine bilgilendirme hep eksik oldu. Bugün bir Alman için, o eksik bilgilendirme yüzünden, Suriyeli, Türk ve Afgan aşağı yukarı aynı insanlar. Halbuki aralarında dağlar kadar fark var. Bunu üniversite ya da araştırma merkezlerine hatırlatmak istiyorum.”

TÜRKİYE‘YE 14 YAŞINDA GÖÇTÜ

Gazeteci, hukukçu, sosyolog, siyaset bilimci Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’ın öyküsü 100 önce Viyana’da başladı.

İhracatçılık yapan babası Mustafa Süleymanoviç'in ailesi Saraybosna'dan İzmir'e göç etmiş. İzmir'de doğan Süleymanoviç Avrupa'ya fındık ihraç ediyor ve sık sık Viyana'da uzun süreli molalar veriyormuş. Barones Elfriede Karwinsky'le de orada evlenmişler. Kızları Nermin de 1921'de orada doğmuş. Babasının ölümünden sonra bir süre annesiyle birlikte Budapeşte'de yaşayan Nermin, 14 yaşın geldiğinde maddi zorluklar nedeniyle orada okula gidememe durumuyla karşı karşıya kalınca, yaşamını sürdürmek için baba vatanını, Türkiye'yi seçmiş. Cumhuriyet Türkiyesi’ndeki parasız ve yaygın eğitimin kız-erkek ayrımı yapmadan yürürlükte olduğun dair haberlerden etkilenmişti.

Tek başına ve maceralı bir biçimde İzmir'deki akrabalarının yanına gelen Nermin, Türkçe'yi esas olarak ondan sonra geliştirdi. İzmir Kız Lisesi’ni (1940), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni (1944) bitirdi. Altı yıl Ulus gazetesinde çalıştıktan (1944-50) sonra ABD’de Minnesota Üniversitesi’nde lisans üstü öğrenim gördü (1952-53). Akademik yaşama 1953’te Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne (S.B.F) asistan olarak başladı. 1958’de S.B.F’de doçent, 1966’da profesör oldu ve Siyasal Davranış kürsüsünü kurdu.

Hür Berlin, Münih, New York City, Denver, Georgetown ve California’da Los Angeles üniversitelerinde konuk profesör olarak bulundu.

Başbakanlığa bağlı Devlet Planlama Teşkilatı‘nın (DPT) talebiyle Almanya’ya gelerek, İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik gerekçelerle yapılan göç hareketleri ve Almanya’daki Türk işçilerinin durumunu araştırdı. 1964’te “Batı Almanya’da Türk İşçilerinin Sorunları” adlı kitabı yayımlandı. Kadın sorunları ile de yakından ilgilenen N.Abadan-Unat’ın “Türk Toplumunda Kadın” kitabı Almanca ve İngilizce olarak da yayınlandı. Uluslararası Siyasi İlimler Derneği’nin (IPSA) başkan yardımcılığını (1967-70), Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin başkanlığını (1977-84) yaptı. 1978’den bu yana Avrupa Konseyi’nin Kadın/Erkek/Eşitlik Komisyonu’nda başkan yardımcılığı dahil çeşitli görevler üstlendi. 1978-80 arasında “kontenjan senatörü” olarak TBMM’ye girdi. 1988’de Ankara Üniversitesi S.B.F.’den emekli olan Abadan-Unat, daha sonra İstanbul’a yerleşti ve Boğaziçi Üniversitesi ile İstanbul Üniversitesi’nin Kadın Araştırma Merkezi’nde ders verdi.

Göçmen işçiler konusunda gerçekleştirdiği bilimsel çalışmaları nedeniyle Federal Almanya Cumhurbaşkanlığı’ndan liyakat nişanı alan Abadan-Unat’ın göç olgusunu ele alan baş eseri “Bitmeyen Göç”, bu alandaki en kapsamlı çalışmalardan. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de 22 yıl öğretim üyesi olarak görev alan Prof. Abadan-Unat, ilk eşi Prof. Yavuz Abadan ve ikinci eşi Prof. İlhan Unat’ın soyadlarını birlikte kullanıyor.

ÖNERİLERİ DİKKATE ALINMADI

Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, Almanya'daki araştırmalarını gerçekleştirdikten sonra “Batı Almanya'daki Türk İşçilerinin Sorunları” adlı kitabını kaleme aldı. Ve Türkiye'deki ilgili makamlara Türk işçilerinin sorunlarıyla ilgili bir dizi öneriler sundu. İşçilerin o dönemin hükümetlerin aksine Almanya’da kalıcı olacaklarını farketmişti. Onların topluma entegrasyonunu sağlayacak önerileri hükümetlerce dikkate alınmadı. Almanya uzun yıllar bir “göç ülkesi” olduğunu bile kabul etmedi. Türkiye için oradaki işçilerin gönderdikleri dövizler çok önemliydi. Abadan Unat’ın 1960’ların başındaki önerilerinden bir bölümü şöyle:

1) Türkiye’nin göç politikasını saptama görevi Çalışma Bakanlığı'na verilmelidir. Ayrıca iki birim kurulmalıdır, bunlardan biri işe yerleştirme, diğeri dışarı gitmek isteyenleri bilgilendirme işini yüklenmelidir.

2) Türkiye’nin Almanya ve diğer ülkelerle imzaladığı anlaşma “en fazla müsaadeye mazhar millet“ kuralına uygun olarak gözden geçirilmeli, İtalya, İspanya ve Yunanistan işçilerine tanınan hakların tümü Türk işçilerine de tanınmalıdır.

3) Alman hükümeti Türkiye’de kalifye işgücü yetiştirmek için mesleki eğitim başlatmalı, ayrıca Almanya’ya gidecek işçilere Almanca dili kursu verilmelidir.

4) Türk işçilerinin tasarruflarını döviz olarak kazandırmak amacıyla konut kredisi tasarısı kanunlaşmalıdır.

5) Devlet Planlama Teşkilatı tasarrufların heba edilmesini önlemek amacı ile anayurtda ne gibi projelerin yapılmasında yarar olduğu konusunda model projeler üretmelidir.

6) Türk hükümeti Alman eyalet hükümetlerinden Türkçe dilinde radyo programlarının arttırılmasını talep etmelidir.

Gürsel KÖKSAL