Türkiye’de gazetecilik pratiğini son yıllarda holdingler kendi kapsama alanlarına çekerek, toplumsal sorunlardan koparıldı. Bu kopuşla yapısal çöküş süreci başlattı. Bu çöküş, bireysel etik sorunlarla veya mesleki deformasyonlarla açıklanamayacak kadar derin, sistematik ve çok katmanlıdır.
1. Medya Sahipliğinin Dönüşümü
Bütün gelişimler Türkiye’de medya sahipliği, 1990’lardan itibaren “endüstriyel medya” yapısından çıkarak çok sektörlü holding modeline evrildiğini gösteriyor. Bu modelde medya, artık bir “kamusal iletişim alanı” olmaktan ziyade, enerji, inşaat, finans, sigorta ve altyapı ihalelerine bağımlı şirket gruplarının politik kalkanı işlevini görmektedir.
Bu bağlam, gazeteciliği özerk bir mesleki pratiğin dışına iter ve yapısal bağımlılığı derinleştirir.
2. Düzenleyici Kurumların Siyasallaşması ve Denetim Mekanizmalarının Bozulması
RTÜK ve Basın İlan Kurumu gibi düzenleyici kurumlar zamanla işlevsel özerkliklerini yitirdiğinde:
- Eleştirel medyaya yönelen orantısı yaptırımlar,
- Sermaye yanlısı medyaya yönelik cezasızlık pratikleri,
- Lisans tehditleri ve reklam gelirlerinin kesilmesi,
- Haber odalarında sürekli bir yapısal otosansür atmosferi ortaya çıkar.
3. Gazetecinin Mesleki Özerklikten Siyasal Hizmetkârlığa Evrilmesi
Gazetecilik mesleğinin bireysel ve kolektif özerkliği, üç boyutta çöküş yaşamaktadır:
- Ekonomik güvencesizlik:
Düşük maaşlar, güvencesiz sözleşmeler ve sendikasız çalışma, gazetecileri kırılgan ve manipülasyona açık hâle getirmektedir.
- Editoryal hiyerarşi içinde politik yönlendirme:
Haber toplantıları kamu yararı değil, “patronun siyasal pozisyonu” ekseninde yürütülmektedir.
- Profesyonel deformasyon:
Bazı medya çalışanları zaman içinde habercilikten uzaklaşarak, siyasal aktörlerin veya sermaye gruplarının söylem taşıyıcılarına dönüşmüştür.
Bu dönüşüm, gazetecinin “kamusal bilgi üretici” rolünü ortadan kaldırmakta; onu politik iletişim operatörüne indirgemektedir.
4. Medya Karartmaları
Hakikatin karartılması özellikle şu toplumsal alanların görünmezleşmesine yol açmaktadır:
- İşçilerin grevleri ve direnişleri,
- Yoksulların açlık ve barınma krizleri,
- Öğrencilerin yurt, kira ve eğitim sorunları,
- Köylülerin tarımdan kopuşu ve kırsal üretimin çöküşü,
- Kadın cinayetleri ve kadın istismarındaki artış,
- Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin veriler,
- Ekolojik yıkım, orman tahribatı ve çevre mücadeleleri.
Yukarıda sıralanan toplumsal sorunlara köşelerine, sayfalarına, ekranlarında yer vermeyenler:
Türkiye’de “ cumhuriyeti savunucusu, Atatürkçü, muhafazakar, İslamcı, Liberal…” çevrelere alkışlatılan gazeteciler sırt dayadıkları sermayenin gücüyle vitrine konularak filtrelenerek “kahramanlaştırırlar.”
Toplumun gerçek gündemini sistematik olarak marjinalleştirme görevi üstlenirler.
5. Medya Güveninin Çöküşü: Hakikatin Devalüasyonu
Türkiye, uluslararası endekslere göre medya güveninde en alt sıralarda yer almasının vurgulanması, güven kaybı ve sadece mesleki başarısızlık değildir. Aynı zamanda bilgi rejimindeki yapısal bozulmanın çıktısıdır.
Güvenin çökmesi şu sonuçları üretir:
- Toplum, bilgi kaynakları arasında “rasyonel ayrım” yapamaz.
- Kutuplaşma ve komplo teorileri artar.
- Kamuoyu, gerçeklikle bağını yitirir.
- Demokratik denetim mekanizmaları çöker.
Bu ortamda “doğru bilgi” değil, “politik olarak faydalı bilgi” dolaşıma sokulur.
6. Alternatif Habercilik ve Direnç Adacıkları
Tüm olumsuzluklara rağmen, Türkiye’de bağımsız medya girişimleri, saha muhabirleri, küçük ölçekli dijital platformlar ve evrensel meslek ahlakına bağlılığını sürdüren gazeteciler önemli bir direnç hattı oluşturmaktadır.
Bu yapılar:
- Kurumsal bağımlılık içinde olmayan,
- Dijital finans modelleriyle ayakta duran,
- Saha temelli haber üreten,
- Toplumsal mücadeleleri görünür kılmaya çalışan yapılardır ve medya alanının kalan son özerk bölgelerini temsil etmektedir.
Bu süreçte yol ikiye ayrılır:
1. Trajları spekülatif, toplumsal sorunları kamufle eden, okursuz; şantaj ve tehditlerle reklam alıp, bunun üzerinden manşet çıkaran siyasi iktidarların koltuk değneği görevi üstlenirler ve holding dayanağı üzerinden yürüyenler.
2. İşçilerin, emekçilerin, öğrencilerin, gençlerin, yoksul köylülerin, emeklilerin sesi olan, bu seslerin sahiplendiği kadar güç kazanan, ekoloji ve çevre duyarlılığını öne çıkaranlar.
Hiç kuşkusuz bu kulvarda uzun soluklu toplumsal sorunları temel alarak yayın sürdüren EVRENSEL gazetesini örnekleye biliriz
Bu değerler, geniş ölçekli bir kırılma yaratmasa da, hakikatin kamusal alandaki dolaşımını tamamen yok olmaktan kurtaracak, sürdürülebilir güçtür.
Hadi hayırlısı…

Comments
…Loading comments…