Halep’in Şeyh Maqsud mahallesi bugün yalnızca bir yerleşim alanı değil; insanlığın vicdan sınavının verildiği bir açık hava mezarlığıdır. Kadınların, çocukların, yaşlıların yaşadığı bu mahalle günlerdir kuşatma altında. Bombalar yağıyor, keskin nişancı kurşunları sokak aralarında ölüm dağıtıyor, temel yaşam ihtiyaçları bilinçli biçimde engelleniyor. Ve bütün dünya, olan biteni seyrediyor. Sessiz, tepkisiz, ikiyüzlü bir seyir bu.
Şeyh Maqsud’da yaşananlar bir “çatışma” değildir. Bir “güvenlik operasyonu” hiç değildir. Bu, açıkça sivillere yönelmiş, etnik kimliği hedef alan sistematik bir katliamdır. Kürt oldukları için cezalandırılan insanlar, evlerinde, sokakta, hastaneye ulaşmaya çalışırken öldürülüyor. Bu gerçek artık saklanamaz, örtülemez, çarpıtılamaz kadar ortadadır.
Ama her zamanki gibi uluslararası toplum devrede değil; devre dışıdır. Birleşmiş Milletler rapor yazmakla meşgul, Avrupa Birliği “endişe” bildiriyor, insan hakları örgütleri açıklama yapıyor. O kadar. O açıklamalar, Şeyh Maqsud’da parçalanan çocuk bedenlerini korumuyor. O raporlar, kan kaybından ölen yaralıları hayatta tutmuyor. Bu suskunluk, bu edilgenlik, bu korkaklık suça ortaklıktır.
Daha da acısı, bu katliamın görünmez kılınmasıdır. Ana akım medya Şeyh Maqsud’u görmüyor. Görmek istemiyor. Çünkü Kürtlerin ölümü hâlâ “jeopolitik detay” sayılıyor. Çünkü Kürtler söz konusu olduğunda evrensel değerler askıya alınıyor. Demokrasi, insan hakları, sivillerin korunması gibi kavramlar bir anda buharlaşıyor.
Oysa Şeyh Maqsud’da hedef alınan sadece Kürtler değil; birlikte yaşama ihtimali, halkların kardeşliği umudu, savaşsız bir Ortadoğu hayalidir. Orada bombalanan her ev, aslında geleceğe atılan bir bombadır. Bugün Şeyh Maqsud susarsa, yarın başka bir mahalle, başka bir halk, başka bir şehir susacaktır. Bu zincir böyle işler.
Bu katliamın failleri kadar, seyircileri de sorumludur. Silahı sıkan parmakla, o parmağı durdurmayan el arasında ahlaki bir fark kalmamıştır. “Taraflar” diyerek meseleyi nötrleştirenler, “karmaşık bir durum” diyerek kaçanlar, aslında güçlüden yana saf tutmaktadır. Sivillerin öldürüldüğü yerde tarafsızlık olmaz. Orada ya insanlıktan yana olursunuz ya da suçun parçası olursunuz.
Şeyh Maqsud, Suriye savaşının kirli aynasıdır. Kimlerin gerçekten barıştan, kimlerin sadece çıkarından söz ettiğini gösterir. Yıllardır Kürtler, IŞİD’e karşı savaşırken alkışlanan, sonra yalnız bırakılan bir halk oldu. Bugün de aynı senaryo sahnede: Tehdit geçince dostluk bitiyor, sıra Kürtlerin tasfiyesine geliyor. Dünya bunu daha önce gördü, biliyor. Ama yine susuyor.
Bu suskunluk sadece utanç verici değil, tehlikelidir. Çünkü cezasız kalan her katliam yenisini davet eder. Şeyh Maqsud’da hesap sorulmazsa, yarın Halep’in başka bir mahallesinde, öbür gün başka bir ülkede aynı vahşet yaşanır. İnsanlık hafızası böyle silinir, böyle çürür.
Artık net konuşmak gerekiyor: Şeyh Maqsud’da yaşananlar bir insanlık suçudur. Derhal durdurulmalıdır. Siviller korunmalı, insani koridor açılmalı, sorumlular yargılanmalıdır. Bu bir lütuf değil, bir zorunluluktur.
Ve en önemlisi: Sessiz kalmayın. Çünkü sessizlik, katilin en sadık müttefikidir. Bugün Şeyh Maqsud için ses çıkarmayanlar, yarın kendi kapıları çalındığında konuşacak kimse bulamayabilir. Tarih, seyredenleri de yazar. Hem de en karanlık sayfalarına.

Comments
…Loading comments…