Dünyada milyarlarca insan; doğayı, toprağı, suyu, ormanı… Allah’ın yaratığına inanıyor. Aynı dünya üzerine Allah adına; insanları yargılayan, ayrıştıran, savaştıran, köleleştiren, ötekileştiren, katliam yapanlar var.
Bu noktada temel bir soru ortaya çıkıyor:
İnsanları inanç, milliyet, ulus, yoksul- zengin, kadın-erkek…, olarak Allah mı ayırıyor?
Sermaye çevreleri, içsel inanç yaşayan insanların duygularını görsel şölenlere dönüştürerek elde ettiği güçle; toprağı, suyu, tüm canlı cansız varlıkları mülk edinerek sınarlar çizip devletler kuruyorlar. Toprağa, suya, ormana, insana, ekolojiye hükmediyorlar!
Dinler arası savaşlar: İlahi emir mi, beşeri hırs mı?
Eğer dinler Allah’ın emriyse, dinler arasında savaş çıkaran kim?
Masumların öldürülmesini, halkların topraklarından sürülmesini, savaşları, şehirlerin yakılmasını, insanların ayrıştırılmasını, sömürülmesini hangi inanç söylüyor?
Bunu yapanlar hangi yetkiyle kim adına yapıyorlar?
Böyle bir emare olmamasına rağmen tarih, “Allah adına” yapılan savaşlarla doludur.
Hala “Allah adına” ilan edilen savaşlar, işgaller, çatışmalar, katliamlar günümüzde dünya ülkelerinde devam ediyor.
Savaşan dinler değil, dini iktidar aracı haline getiren insanlardır.
Din, inanan insanı ahlaka çağırırken; iktidarlar, dini değerleri kullanarak itaatkâr toplum şekillendirir. Tanrı, adaletin değil gücün temsilcisi gibi sunuyorlar. Bu, Tanrı’ya karşı çıkmak değil midir?
İnsanı kim sınıflandırdı?
Eğer bütün insanlar Allah’ın yarattığıysa, insanları renk, ırk, ulus, mezhep, milliyet diye kim ayırdı?
Hiçbir bebek, dünyaya “öteki” olarak gelmez. Ötekileşme sonradan öğretiliyor.
Bu sınıflandırmalar:
İmparatorlukların,
Ulus-devletlerin,
Sömürgeci akılların
ürünüdür.
Allah’ın yarattığı insanı üst-alt sınıf, inançlı-inançsız diye ayırmasını kabullenmek, yaratıcıya değil: İktidar ve yönetici gücüne tapmaktır.
Doğaya karşı işlenen suçlar: İlahi dengeye müdahale
Eğer doğayı Allah var ettiyse:
Ormanlar neden talan ediliyor?
Tarım alanları neden betonlaşıyor?
Sular neden kirletiliyor?
Toprak neden zehirleniyor?
Hava neden kirletiliyor…?
Bu soruların cevabı teolojik değil, politiktir.
Kar hırsıyla ekolojiyi bozanlar, kendilerini “emanetçi” değil, “sahip” ilan etmiş olmazlar mı?
Oysa kutsal metinler insan doğanın efendisi değil, emanetçisidir der.
• Emaneti yok etmek, emaneti verene karşı çıkmak değil midir?
• Buna kimler hangi yetkiyle cüret ediyor?
• İnananlar bu uygulamayı nasıl kabul ediyorlar?
Toprak, sınırlar ve devletler: kutsal olan kimindir?
Allah’ın var ettiği toprağa:
Sınırları kim çiziyor?
Dünya; haritalarla, bayraklarla, tapularla parçalandı.
Devletler kuruldu, mülkiyet kutsallaştırıldı.
Dünyayı dizayn edenlerin gücü kutsal değerlerden üstün bir güç mü? Kutsal değerlere inananlar bu güce neden boyun eğerler?
Toprağı mülkleştirmek, onu metalaştırmaktır.
Metalaşan her şey sömürüdür. Bu da doğrudan ilahi adalet fikrine aykırıdır.
Şirk sadece putlara tapmak mıdır?
Parayı kutsallaştırmak,
Devleti mutlaklaştırmak,
Kendi inancını yüceleştirmek,
Ulusu Tanrı’nın yerine koymak,
Gücü adaletin önüne geçirmek…
Şirk değil midir?
Allah adına zulüm üretmek,
Allah’ı zulmün ortağı gibi göstermek olmaz mı?
Ne Yapmalı?
İnanç, vicdan alanıdır; yönetim aracı değildir.
Kimlikten önce insanlık gelmelidir.
Doğayla yeniden ahlaki ilişki kurulmalı.
Doğa kaynak değil, yaşam ortağı olmalı.
Mülkiyet ve sınırsız büyüme fikri sorgulanmalı.
Kendini Tanrı’nın vekili ilan edilenler teşhir edilmeli.
Sonuç olarak
Elbette bu değerlendirme, dini sorgulama değil;
dini istismardan kurtarma çabasıdır.
Allah’a mı inanma, yoksa Allah’ın var ettiğine inanılan değerleri kullanarak kurulan; ayrımcı, katliamcı, saldırgan, savaşçı, sömürgeci…, düzenlere mi?
Hadi hayırlısı…

Comments
…Loading comments…