Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkemize ve halkımıza yaptığı büyük işler bellidir.
Çağdaş, egemen ve bağımsız bir Türkiye için savaşlarda bulunmuş olan Gazi Mustafa Kemal son derece önemlidir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temelleri, sadece askeri bir zaferle değil, aynı zamanda büyük bir vizyon ve devrimci bir ruhla atılmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde verilen bu mücadele, bir milletin küllerinden doğarak modern dünyada kendi kimliğiyle yer bulma gerçeğidir.
Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının yaşama geçirdiği işleri birkaç temel başlıkta düşünmek, bugün sahip olduğumuz değerlerin önemini daha iyi kavramamıza yardımcı oluyor:
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesiyle, yönetim yetkisinin kişilerden alınıp halka verilmesi, çağdaş bir devletin en büyük adımıdır.
Hukuktan eğitime, kılık kıyafetten kadın haklarına kadar yapılan devrimler, Türkiye’nin yüzünü çağdaş uygarlık düzeyine dönmesini sağlamıştır.
Savaş sonrası yorgun bir ülkede kurulan fabrikalar, demiryolları ve tarım hamleleri, ekonomik bağımsızlığın siyasi bağımsızlık kadar önemli olduğunun bir kanıtıdır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, sadece bir komutan değil; ileri görüşlülüğüyle, bilime ve sanata verdiği değerle Türk milletine her zaman yol gösteren bir rehberdir.
Onun "En büyük eserim" dediği Cumhuriyet'i korumak ve daha ileriye taşımak hepimizin ortak sorumluluğudur..
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşunu gerçekleştiren, ülkemize ve halkımıza büyük işler yapan ATATÜRK hepimiz için çok değerlidir ve herkes onu tanır, bilir, sevgi ve saygı gösterir.
Ülkenin her yanında ve tüm dünyada başarıları ve gösterdiği kahramanlıklar ile anılan ve özenilen ATATÜRK bizim var oluşumuzda büyük bir yere sahiptir.
Atatürk’ün Türk milleti için ifade ettiği anlam sadece tarihsel bir başarı değil, aynı zamanda kolektif bir kimlik ve varoluş meselesidir.
Onun "karakterimdir" dediği bağımsızlık tutkusu, bugün hepimizin sahip olduğu özgürlüğün mayasını oluşturur.
"Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin" diyerek, dogmalar yerine akılcı ve sorgulayan bir toplum yapısını hedeflemiştir.
Henüz savaş yıllarındayken bile eğitimin, sanatın ve ekonominin nasıl yapılandırılacağına dair planlar yapması, onun sadece bir asker değil, çok yönlü bir devlet adamı olduğunun kanıtıdır.
Bizlere düşen görev, onun "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" kuşaklar yetiştirme idealine sahip çıkarak, ülkemizi "muasır medeniyetler seviyesinin" üzerine çıkarmak için çalışmaktır.
Atatürk’ün fikirleri, sadece bir döneme hapsolmuş tarihsel bilgiler değil; Türkiye’nin her zaman çağdaş, demokratik ve tam bağımsız kalabilmesi için gerekli olan bir "yol haritası" niteliğindedir.
Milli Eğitim sistemimizin temelinde Atatürk ilke ve inkılaplarının yer alması, aslında genç kuşaklara sadece bir lideri tanıtmak değil, onlara "eleştirel düşünmeyi, bilimi rehber edinmeyi ve milli benliğine sahip çıkmayı" öğretmektir.
Türk devlet geleneği ve hukuk sistemi, Atatürk ilke ve inkılaplarını devletin değişmez niteliklerinin bir parçası olarak kabul etmiştir.
Atatürk’ün düşünce sistemi, statik bir dogma değil; akla ve bilime dayanan dinamik bir yapıdır.
Bu yüzden, onu eğitimden veya devletten uzaklaştırmaya çalışmak, ülkeyi çağdaş uygarlık yolundan ve rasyonel düşünceden koparmak anlamına gelir.
Türk milleti, tarih boyunca olduğu gibi bugün de bu değerlerin en büyük koruyucusudur.
Türk milletinin Cumhuriyet değerlerine ve kurucu liderine olan sarsılmaz bağlılığının net bir ifadesidir.
Toplumsal bilinç ve milli irade, bir devletin en güçlü savunma hattıdır.
"Bölme ve kargaşa yaratma" çabalarına karşı en büyük güç bilinçli bir toplumdur.
Türk milleti, bağımsızlığını karakteri haline getirmiş bir millet olarak, kendisine bu yolu açan liderini ve onun ilkelerini koruma iradesini her zaman göstermiştir ve göstermeye devam edecektir.
Bu kararlılık, ülkemizin gelecekte de modern, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak kalmasının teminatıdır.
Türk milletinin Cumhuriyet değerlerine ve kurucu liderine olan sarsılmaz bağlılığının net bir ifadesidir.
Toplumsal bilinç ve milli irade, bir devletin en güçlü savunma hattıdır.
Devleti yönetenler, yetkilerini Cumhuriyet'in kurumlarından ve yasalarından alırlar. Cumhuriyetin kurucu değerlerini yok saymak, aslında o yetkiyi veren "meşruiyet" zeminini de tartışmaya açmak demektir.
Milli Eğitim Temel Yasası’nın da vurguladığı gibi, Atatürk’ü "müfredatın" kalbinde tutmak, Türk eğitim sisteminin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Onu yok saymak, bir binanın temelini sarsmakla eşdeğerdir.
Hiç bir kişi, halk adına kendisine verilen güce ve yetkiye dayanıp ATATÜRK'ü devletten, okullardan, ders programlarından çıkaramaz.
Bu duruş, Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzeninin ve toplumsal sözleşmesinin en temel taşlarından birini ifade eder.
. Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 18.01.2026

Comments
…Loading comments…