Dünyada 205 ülke vardır.193’ü Birleşmiş Milletler kütüğüne kayıtlı üyedir. 2 devlet ise BM gözlemci statüsündedir. Kalan 10 ülke ise BM’ kütüğünde kayıtlı üye değildir.
Bu bilgiler 2022 Kasım ayında Birleşmiş milletler tarafından açıklamıştır.
Anılan ülkelerinin nüfusu, idari, siyası, ekonomik durumu, stratejik bilgileri BM ve Vikipedi kaynaklarınca yayınlanmıştır.
“Birleşmiş Milletler uluslararası barış ve güvenliği sağlamak, devletlerarasında dostane ilişkileri desteklemek kalkınmayı ve insan haklarını geliştirmek amacıyla 1945 yılında kurulmuştur.
BM amacı; uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel nitelikteki sorunları çözmek ırk, cinsiyet, dil, din ayrımı gözetmeden insan haklarını, temel özgürlükleri saygıyı geliştirilip güçlendirmek ve uluslararası işbirliğini sağlamaktır”
BM’nin bütçe gelirinin %72’si üye ülkeleri finanse etmektedir. BM sözleşmesi 111 madde halinde düzenlenmiştir. Bu sözleşmede; Savaş, Barış silahlanma, sömürüye karşı insan yaşamına dair etkin çaba gösterilmesi ile ilgili her türlü önlem öngörülmüştür.
BM’nin amaçlarına uygun olarak, silaha harcanan paraların eğitim ve barışa harcanması “Yurtta barış, Dünyada barış” ilkesine çok yaraşacaktır.
Dünyada yaşayan 8,142 milyon insanın mutluluğu veya mutsuzluğu 205 ülkeyi yöneten muktedirlerin emir ve kumandasına bağlıdır.
Dünya nüfusunun takriben ¼’ü gelişmiş ülkelerde yaşayan eğitimli, özgür ve mutlu insandır. Geri kalan %75 ise. Azgelişmiş veya gelişmemiş ülkelerde yaşayan halkın geliri düşük, sağlık, eğitim, barınma ve beslenme imkânları yetersizdir.
Bunun sorumlusu iktidarlar olsa da “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” söylemine göre tercihini doğru kullanamayan halk da büyük ölçüde sorumludur.
Demokrasi veya monarşi ile yönetilen her ülkenin bir başkanı, bir kralı veya bir kraliçesi vardır. Bu otoriteler ya seçimle veya başka alternatiflerle devlet veya hükûmet başkanı olmuşlar.
Halk, Devlet başkanının üstün iradesine, hükumetin karar ve programlara tabiidir.
Genel olarak devlet yönetimine talip olan siyasiler, halkın istekleri doğrultusunda olumlu ilkeler açıklayarak iktidar olurlar ama, İktidar olduktan sonra çark iki yönde dönmeye başlar.
Birincisi belli ilkeler ile iktidar olanlar, halktan yana programlar uygulayarak güven kazanırlarsa iktidarlarını devam ettirirler.
İkincisi ise; Ülkenin kaynaklarını kendi ikballeri için kullanan, halkını unutan iktidarlarda; Adalet zayıflar, eğitim yozlaştır cehalet ve işsizlik artar, halk fakirleşir, biat kültürü gelişir, yandaş gruplar oluşmaya başlar. Bu da halkın desteğini zayıflatır. Karışıklık başlar, darbeler olur ve otokrat yönetimler yıkılır. Muktedirler ya kaçar veya hayatlarıyla bedel öderler.
Tarihteki örneklere bakacak olursak; Almanya’da Adolf Hitler, Türkiye de Adnan Menderes, Romanya da Nikola Çavuşesku, Libya’da Muammer Kaddafi, Mısır’da Muhammed Mursi, Irak’ta Saddam Hüseyin bedel ödemiştir. İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ve Suriye başkanı Beşer Esad ise kaçmak zorunda kalmışlardır.
Burada dikkatimizi çeken konu; darbelerin çoğu İslam ülkelerinde olmuştur. Sebeplerinin incelenmesi ayrı bir araştırma konusudur.
Ülkelerin kalkınması sadece coğrafi konum veya doğal kaynakların zenginliğine bağlı değildir. Önemli olan her ülkede var olan doğal ve insan kaynaklarının basiretli yönetilmesidir.
Örneğin: Farklı coğrafyada bulunan Avrupa ülkelerinden, Almanya, İngiltere, Liechtenstein, İsviçre, İsveç Norveç, Finlandiya Danimarka ile Asya’daki; Çin, Japonya Malezya, Katar, Güney Kore, Amerika, Kanada, Yeni Zelanda incelendiği zaman!
Bu ülkelerin bazılarının yüz ölçümü küçük bazıları dağlık, bazıları kar-kış, bazıları 6 ay gece-gündüz, bazıları susuz çöl sıcak coğrafyada olmasına rağmen doğal kaynakları verimli kullanıldığı, nüfusu eğitimli, yönetimi basiretli olduğu için gelişmiştir.
Birde yüzölçümü büyük; Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Afganistan, Sibirya, kuzey yarı küredeki ülkeler ile geçmişte sömürge olan Afrika, Grönland gibi doğal kaynakları zengin, ama teknolojisi yetersiz halkı eğitimsiz ülkelerde insanların çoğu işsizdir.
Ülkeler arasında din, dil kültür, eğitim farklılıkları olmasına rağmen turizm, ticaret üretim alanında sürekli işgücü, mal ve hizmet dolaşımı olmaktadır.
Gelişmiş ülkeler, mal ve hizmet üretimi için vasıfsız işgücü açığını, yukarıda saydığımız diğer ülkelerden karşılamaktadır. Buda ülkeler arası göçün, yasal veya kaçak olmasının sebebidir.
Gelişmiş ülkelerin nüfusu yoğun, ekonomisi güçlü, halkı aç ve açıkta olmadığı halde, geçmişte bazı ülkeler sömürge olarak kullanıldı. Bugün ise doğal kaynakları zengin bazı ülkeler silah veya ekonomik güçle tehdit edilmektedir.
Adil ve insancıl olmayan zorba zihniyete karşı, ya ülkeler anlaşarak doğal kaynakları birlikte işletmeli veya bu ülkeleri BM korumalıdır.
Amerika, Irak petrollerine sahip olmak için biyolojik silah var bahanesiyle, hiçbir karşı güçle karşılaşmadan Irak yönetimine el koydu. Saddam Hüseyin usulen yargılattı ve idam edildi. Hiçbir sosyal ve demokratik hakları olmayan Afganistan halkı, Taliban’ın Yönetimine bırakıldı.
Şimdi arkasında neyin olduğunu bilmediğimiz emperyalist diplomasisi ile Suriye bölünecek ve Amerika istediğini alacaktır.
Toprak satın alarak 1948'de kurulan İsrail, BM’e üye 28 ülke tarafından tanınmadığı halde, Amerika’nın desteği ve himayesinde olan Siyonist İsrail binlerce Filistinliyi katlederek Gazze’yi işgal etti. Şimdi Ortadoğu’yu tehdit etmektedir.
Ayrıca; Son kargaşanın yaşandığı İran, demokrat bir ülke değildir, ama bağımsız bir devlet olmasına rağmen petrol ve doğal kaynakları nedeniyle Irak, Suriye gibi tehdit altındadır.
Trump, küresel düzeni İkinci Dünya Savaşı'ndan beri en çok sarsan liderdir. (alıntıdır.)
Yakın tarihte Dünyanın gözü önünde Donald Trump Venezuela petrollerine çökmek için bir gecede Maduro ve karısını kaçırdı, ABD de yargıladı, Amerika’da mahkûmlara giydirilen turuncu elbise giydirilerek tutuklattı. Bu bağımsız ülkelere adına çok acı ve üzücüdür.
Devletler hukuku kapsamında, insan haklarına saygılı, ticari kurallara ve anlaşmalarla uygun bir şekilde Venezuela petrollerinin işletilmesi ve Maduro ülkesine dönmelidir.
Amerika zengin ve güçlüdür ama Dünyanın nimetleri bana, sefaleti de size kalsın istiyor.
“Adalet gücün değil; vicdanın sesini dinlediğinde gerçektir” (Tolstoy)
Türkiye’de Susurluk olayları sırasında çok güzel bir slogan üretildi “Susma sustukça sıra sana gelecek” Bence bu sloganı şimdi Dünya kullanmalıdır.
Trump dünyayı silah ve vergi ile tehdit ettiği için Meksika Devlet başkanı Claudia Shinbaum “Eğer dünya kısa zamanda Trump’a karşı birleşmezse herkesi hedefe alınacak ve felakete mahkûm edilecektir” dedi.
AB komisyon başkanı Ursula von der Leyen Trump’a “birlikte çalışma” çağrısında bulundu.
1953’te Grönland'ın sömürge statüsü sona erdirilerek Danimarka devleti ile bütünleşti.
“7 Avrupa ülkesi Grönland’ın bulunduğu Arkitik bölgesinde güvenliğin NATO müttefikleriyle sağlanması gerektiğini belirti” Ayrıca; Majör Avrupa ülkelerinin başkanları gelişmelerle ilgili görüşlerini açıkladı. Dünya da Trump’a karşı tepkiler çoğaldı.
Vatan partisi Genel Başkan Yrd. Serdar Üsküplü bir TV konuşmasında;
“ABD başkanı Trump Barış Kurulu adı altında ilan edilen yapı Dünya çapında yaşadığı çözümsüzlüğü ve gerilemeyi gizlemeyi amaçlayan ABD’nin saldırganlığına başka devletleri ortak ederek meşrulaştırma girişimidir. Trump Barış Kurulu yenilmekte olan Amerika emperyalizminin uluslararası hukuku hiçe sayarak BM işlevsiz hale getirme planıdır. Amaçları İsrail’in Filistin işgalini meşrulaştırmak ve Filistin’i silahsızlandırarak teslimiyeti dayatmaktır.ABD kural tanımaz haydutluğuna uluslararası bir kılıf uydurulmaya çalışılmaktadır. Bu kurul Barış Üretmez. Hukuk üretemez” Dedi.
Türkiye Birleşmiş Milletlerin 51. kurucu üyesidir. Kuzey Atlantik anlaşmasına 18 Şubat 1952 yılında Yunanistan’la birlikte NATO’ya üye olmuştur.
BM sözleşmesi 111 madde halinde düzenlenmiştir. Sözleşmenin varlığı önemlidir. Ama uygulanması daha da önemlidir.
Türkiye-Amerika ilişkilerinde F-16 Blok70 alımı, F-35'e geri dönüş programı, Kaan ve Hür jet motorları, Türk Hava Yollarına 275 Boeing uçak siparişi, Eskişehir’de nadir toprak elementleri gibi çok önemli anlaşmalar gündemedir. ABD parası ödenen (F16)-F35 ve diğer stratejik silahları vermediği gibi her şeyin kendi çıkarlarına uygun olmasını istemektedir.
İsrail, Suriye, Ortadoğu politikasında Türkiye’nin sırtını sıvazlayan Trump; Stratejik konumu belli olan Türkiye hedef mi? Ortak mı? Olduğu henüz belirsizdir.
BM veya NATO’nun Ortadoğu, Venezüella, Arjantin, Grönland veya tehdit edilen diğer ülkelere karşı BM’nin koruma veya caydırma amacıyla herhangi bir girişimi var mı veya olacak mı? Diye üye devletlerin dikkatine sunmak isteriz.
Saygılarımızla
Necdet TOR
[email protected]
+905323554139




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…