Yasama, yürütme ve yargı… Üçü de aynı yatağa girerse ortaya aşk çıkmaz. Hukuk çıkmaz. Demokrasi hiç çıkmaz. Çıksa çıksa akraba evliliğinin sakat sonuçları çıkar. Çünkü kuvvetler ayrılığı dediğin şey, devletin namusudur. Mesafe ister. Soğukkanlılık ister. Birbirine temas etmeyen ama birbirini denetleyen bir irade ister.

Ama bizde ne oldu? Mesafeler kaldırıldı. Duvarlar yıkıldı. Kapılar açık bırakıldı. Yasama, yürütmenin cebine girdi. Yargı, yürütmenin gölgesinde hizaya geçti. Sonra dönüp millete “ileri demokrasi” dediler.

İleri olan tek şey, yüzsüzlüğün geldiği mesafedir.

Bir ülkede meclis, sarayın noteri olursa; yargı, iktidarın hukuk bürosuna dönüşürse; yürütme de kendini devletin ta kendisi sanırsa… İşte o zaman ortada devlet kalmaz. Kalan şey, aile şirketi mantığıyla yönetilen bir yapı olur. Liyakat yerine sadakat, hukuk yerine talimat, adalet yerine intikam geçer.

Ve bütün bu düzenin sürmesi için yatağa girmekten çekinmeyecek kadar pudra lazımdır. Yüz kızarmasını bastıracak, vicdanı susturacak, aynaya bakmayı kolaylaştıracak bir pudra… Utanmayı kaldırdın mı tamamdır bu iş.

Çünkü utanma, insanın son kalesidir. O düştü mü her şey mubahtır. Dün “yanlış” dediğine bugün alkış tutarsın. Dün “hukuksuzluk” dediğini bugün savunursun. Dün “zulüm” dediğini bugün güvenlik diye pazarlarsın.

Ve sonra çıkarlar, “dindar ve kindar nesil yetiştiriyoruz” derler.

Dindarlık dediğin şey, önce adaletle başlar. Kul hakkı yememekle başlar. Gücü eline geçirince merhameti kaybetmemekle başlar. Ama sen gücü kutsarsan, hukuku araç yaparsan, dini de siyasal sopaya çevirirsen ortada dindarlık kalmaz; sadece kindarlık kalır.

Kindar nesil nasıl yetişir biliyor musun?

Eleştiren herkesi hain ilan ederek.
Soru soranı düşmanlaştırarak.
Gençlere “itaat et, düşünme” diyerek.
Okulları sorgulayan değil, ezberleyen kalabalıklar üretmek için kullanarak.

Sonra dönüp bu gençlerin öfkesine şaşırırsın.

Yasama, yürütme ve yargının aynı çizgide hizaya girdiği bir ülkede gençler hukuka inanmaz. Çünkü görür: Mahkeme kararı, siyasetin rüzgârına göre değişiyor. Meclis, millet adına değil lider adına el kaldırıyor. Bakanlıklar, kamu yararı değil parti yararı gözetiyor.

O genç de der ki: “Demek ki mesele hak değil, güç.”

İşte asıl yıkım budur.

Demokrasiler hata yapabilir. Ama demokrasiyi ayakta tutan şey, hatayı düzeltecek mekanizmalardır. O mekanizmaların adı kuvvetler ayrılığıdır. Yargı bağımsız değilse, meclis özgür değilse, basın korkuyorsa… Devlet kendi kendini denetleyemez. Denetlenmeyen güç ise yozlaşır.

Bu yozlaşma öyle bir noktaya gelir ki, artık kimse şaşırmaz.

Bir karar çıkar, “normal.”
Bir hak ihlali olur, “alıştık.”
Bir hukuksuzluk yaşanır, “yapacak bir şey yok.”

Alışmak, en büyük felakettir.

Çünkü alıştıkça eşik düşer. Eşik düştükçe çıta iner. Çıta indikçe kalite gider. Sonunda ortada ne hukuk kalır ne liyakat ne de ahlak.

Ve sen hâlâ “güçlü lider” masalı anlatırsın.

Güçlü lider değil, güçlü kurumlar ayakta tutar devleti. Bir kişi değil, kurallar korur toplumu. Eğer kurallar kişiye göre eğilip bükülüyorsa, yarın başka birinin elinde aynı sopa sana da iner. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Ama mesele sadece siyaset değil. Bu düzen topluma da sirayet eder.

Yukarıda hesap yoksa aşağıda da olmaz.
Yukarıda kayırma varsa aşağıda da olur.
Yukarıda utanma yoksa aşağıda da kalmaz.

Böyle böyle bir kültür oluşur. “Yeter ki bizimkiler kazansın” kültürü. Haklı olmak değil, güçlü olmak önemlidir artık.

Ve en tehlikelisi şudur: Bu tabloyu eleştireni “düşman” ilan etmek. Oysa eleştiri, devletin sigortasıdır. Eleştiriyi susturursan, hatayı büyütürsün. Hata büyüdükçe çürüme hızlanır.

Dindar nesil iddiasıyla yola çıkıp, kindar bir kuşak üretmek işte böyle olur. Gençler dini bir ahlak rehberi olarak değil, siyasi bir kimlik kartı olarak görmeye başlar. İnanç, vicdanın değil, tarafın sembolü haline gelir.

Bu en büyük travmadır.

Çünkü bir toplumun geleceği, gençlerin adalet duygusuna bağlıdır. Eğer o duygu zedelenirse, kimse kimseye güvenmez. Güven yoksa ekonomi de yürümez, eğitim de, hukuk da.

Yasama, yürütme ve yargı aynı yatağa girdiğinde sadece kuvvetler ayrılığı ölmez; güven ölür, umut ölür, adalet duygusu ölür.

Ve bir gün gelir, o yatak çöker.

Çünkü doğaya aykırı olan düzen uzun süre ayakta kalmaz. Devlet dediğin şey denge işidir. Fren işidir. Karşı ağırlık işidir. Biri hızlanırsa diğeri tutar. Biri saparsa diğeri düzeltir.

Bu mekanizma çalışmazsa, gemi rotasız kalır.

Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, bağıran liderler değil; susmayan kurumlar. Alkışlayan kalabalıklar değil; hesap soran yurttaşlar. İtaat eden nesiller değil; düşünen gençler.

Dindarlık, adaletle güzeldir.
Devlet, hukukla güçlüdür.
Toplum, utanma duygusuyla insan kalır.

Utanma giderse geriye sadece güç kalır. Gücün olduğu yerde ise her şey mümkündür; adalet hariç.