Bir eşek, bir gün aslan olmaya karar verir. Güçlü olmak, saygı görmek, korkulan değil ama ciddiye alınan biri olmak ister. Nasıl yapacağını bilemez. Derken karşısına bir tilki çıkar. Ona danışır.
Tilki sinsice gülümser: “Önce şu uzun kulaklarını keseceksin. Sonra da kuyruğunu…”
Eşek, aslan olma hayali uğruna kulaklarını keser. Acı çeker. Ardından kuyruğunu da keser. Kan içindedir ama umudunu kaybetmez. Tekrar tilkinin yanına gider: “Şimdi oldum mu aslan?”
Tilki alaycı bir tebessümle cevap verir: “Sen artık aslan olmayı bırak, eşek bile olamazsın.”
Bu hikâye yalnızca bir fıkra değildir. Bu, çağımızın siyasal ve toplumsal fotoğrafıdır.
Bugün dünya, görünürde bağımsız devletler tarafından yönetiliyor gibi görünse de, küresel ekonomik ve siyasi merkezlerin etkisi her zamankinden daha güçlüdür. Uluslararası finans kuruluşları, çok uluslu şirketler, küresel medya ağları ve jeopolitik güç odakları; ülkelerin iç siyasetinden ekonomi politikalarına kadar birçok alanda belirleyici rol oynayabilmektedir.
Bu güç merkezlerine bağımlı hâle gelmiş siyasetçiler ise çoğu zaman halkın temsilcisi olmaktan çok, sistemin uygulayıcısı gibi davranmaktadır. Seçim meydanlarında “milli irade” vurgusu yapılırken, karar masalarında küresel dengelerin gölgesi hissedilmektedir.
Asıl mesele burada başlıyor.
Toplumların önemli bir kısmı, bilgiyi artık süzerek değil, doğrudan tüketerek alıyor. Facebook, YouTube ve benzeri platformlar yalnızca haber akışı sağlamıyor; aynı zamanda gündem belirliyor, öfke üretiyor, algı inşa ediyor. Televizyon kanalları ve dijital medya ağları, hangi konunun konuşulacağını, hangisinin unutulacağını tayin edebiliyor.
Sürekli tekrar edilen söylemler, zamanla sorgulanmaz gerçeklere dönüşüyor. Eleştirel düşünce yerini taraftarlığa bırakıyor. Birey, fikir üretmek yerine hazır fikirleri savunmaya başlıyor.
İşte sürü psikolojisi tam da burada devreye giriyor.
Küresel güçlerin etkisi altında şekillenen politikacılar, yine bu medya düzeni aracılığıyla parlatılıyor; halk ise çoğu zaman ekonomik sıkıntının, adaletsizliğin ya da özgürlük kayıplarının asıl nedenlerini sorgulamak yerine, kendisine gösterilen hedeflere yöneliyor. Sonra da dönüp aynı aktörlere tekrar soruyor:
“Doğru yolda mıyız?”
“Güçlü olduk mu?”
“Büyüdük mü?”
Tilkiye sorulan “Aslan oldum mu?” sorusundan ne farkı var bunun?
Bağımsız karar alamayan bir siyaset, güçlü bir devlet inşa edemez. Eleştirel düşünceyi kaybetmiş bir toplum ise özgür bir gelecek kuramaz. Sadece seçim yapmak, demokratik bilinç anlamına gelmez. Bilinç; sorgulamakla, hesap sormakla, bilgi kaynaklarını karşılaştırmakla oluşur. Bu bilinç hesapta aydın geçinen özgürlükçü geçinen Alevi Örgütlerinde de bariz bir şekilde görülmektedir.
Kendi iradesini başkasının yönlendirmesine bırakan toplumlar, zamanla kimliklerini de, ekonomik bağımsızlıklarını da, siyasal ağırlıklarını da kaybederler. Ve en acısı, çoğu zaman bunu fark etmezler.
Aslan olmak; başkasının onayını almak değildir.
Güçlü görünmek; gerçekten güçlü olmak değildir.
Bağımsızlık nutukla değil, bağımsız kararlarla olur.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Küresel merkezlerin çizdiği sınırlar içinde hareket eden siyasetçilerle gerçek egemenlik mümkün mü?
Ve sorgulamayı bırakmış bir toplum, özgürlüğünü ne kadar koruyabilir?
Tilkilere danışarak aslan olunmaz.
Başkasının aklıyla hareket ederek güçlü olunmaz.
Ve düşünmeyi bırakan toplumlar, eninde sonunda başkalarının planlarında birer figürana dönüşür.
Gerçek güç; bilinçli bireylerden oluşan, hesap sorabilen, bilgiye ulaşabilen ve korkmadan düşünebilen toplumların elindedir.
Aksi hâlde, kulaklarını ve kuyruğunu kesen eşeğin hikâyesi sadece bir masal olarak kalmaz bir milletin kaderine dönüşür…

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…