Keşke bu memlekette insanlar, orucu bozan şeyleri ezberledikleri kadar ahlakı bozan şeyleri de öğrenseydi. Sahur kaçta biter biliyoruz, ezan kaçta okunur biliyoruz, sakız çiğnemek orucu bozar mı bozmaz mı tartışıyoruz… Ama kimse çıkıp da “İkiyüzlülük insanı çürütür mü?” diye sormuyor.
İkiyüzlü olmak ahlakı bozar kardeşim. Bir yüzü camide, bir yüzü ihalede olan adamdan hayır gelir mi? Meydanda adalet diye bağırır, kapalı kapıların arkasında torpil yapar. “Kul hakkı yemeyin” der, kendi önüne kepçeyle koyar. Bu ibadet değil; bu rol yapmaktır. İnsanları kandırmanın, görüntüyle gerçeği örtmenin adıdır. Toplum da buna alışınca doğruyla yanlış yer değiştirir.
Yalan söylemek ahlakı bozar. Hem de sessiz sessiz bozar. Önce küçük başlar. “Ne olacak canım?” denir. Sonra büyür. Bir bakmışsın kimse kimseye güvenmiyor. Çocuk babasına inanmıyor, vatandaş devlete inanmıyor, komşu komşudan şüphe ediyor. Güven olmayınca düzen olmaz. Yalan, toplumun harcına karışmış kum gibidir. Dışarıdan bina sağlam görünür ama ilk sarsıntıda çöker.
Hırsızlık ahlakı bozar. Çalınan sadece para değildir; emek çalınır, umut çalınır, gelecek çalınır. İnsan sabahın köründe çalışır, akşam yorgun döner; birileri masa başında imzayla zenginleşir. Sonra da çıkıp nutuk atar. İşte asıl çürüme budur. Aç kalınca orucun bozulduğunu zannediyoruz ama harama el uzatınca ses çıkarmıyoruz. Oysa asıl oruç midede değil, vicdanda tutulur.
Bir de din tüccarlığı var… İnancı pazara çıkaranlar, kutsalı kazanca dönüştürenler, dini bir araç gibi kullananlar. Bu, sadece dini değil, toplumun vicdanını da kirletir. Çünkü insanlar bir süre sonra dindara değil, dine mesafe koymaya başlar. İnanç, samimiyet ister. Gösterişle, çıkarla, hesapla yan yana durmaz.
Ahlak bozulunca her şey bozulur kardeşim. Ekonomi düzelmez; çünkü güven yoktur. Adalet işlemez; çünkü liyakat yoktur. Eğitim gelişmez; çünkü dürüstlük yoktur. Trafikte saygı kalmaz, sırada hak gözetilmez, sosyal medyada linç kültürü büyür. Herkes kendini haklı, karşısındakini suçlu görür. Çünkü temel çatlamıştır.
Eskiden her şey mükemmeldi demiyorum. Ama “ayıp” diye bir kavram vardı. İnsan utanırdı. Yanlış yaptığında yüzü kızarırdı. Şimdi utanmak zayıflık sayılıyor. Kurnazlık alkışlanıyor. “İşini bilmek” adı altında her yol mübah görülüyor. Böyle bir anlayışla ne güçlü bir toplum kurulur ne de sağlam bir devlet.
Mesele dindar görünmek değil; dürüst olmaktır. Mesele ibadeti göstermek değil; hakkı gözetmektir. Mesele kaç rekat kıldığını anlatmak değil; kimsenin hakkını yememektir. İnsan, kimsenin görmediği yerde de doğru kalabiliyorsa ahlaklıdır. Menfaatine ters düştüğünde bile adil davranabiliyorsa ahlaklıdır.
Çünkü ahlak gidince geriye sadece gürültü kalır. Çok söz, az değer… Çok slogan, az samimiyet… O yüzden keşke bu millet, orucu bozan şeyleri ezberlediği kadar ahlakı bozan şeyleri de ezberlese. Belki o zaman meselelerin yarısı kendiliğinden çözülür.
Unutmayalım: Mide aç kalınca insan zayıflar. Ama vicdan aç kalınca toplum çöker.




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…