Cahil bırak.
Fakir bırak.
Ahlaksız bırak.
Üç kuruş için ajanlık yapsın.
Ve sonra dış güçler gelsin, seni kuş gibi avlasın.
Bir ülkeyi işgal etmek için artık tank göndermeye gerek yok. Zihnini işgal ettiğin toplum zaten senindir. Cehalet, emperyalizmin en ucuz ve en etkili silahıdır. Fakirlik ise o silahın mühimmatıdır. Ahlaksızlık da tetiğidir.
Yobazlık dediğimiz şey, sadece dinî taassup değildir. Yobazlık; sorgulamayan, araştırmayan, biat eden zihindir. “Bana ne?” diyen, “Büyüklerimiz bilir” diye susan, “Devlet ne yaparsa doğrudur” diyerek düşünmeyi terk eden kitle halidir. Bu kitleyi yönetenler liyakatsizse, yani işi ehline değil de yandaşa veriyorsa, çöküş artık zaman meselesidir.
Liyakat bir devletin omurgasıdır. Omurga kırılırsa beden ayakta duramaz. Devlette görevler sadakatle değil ehliyetle dağıtılır. Çünkü sadakat kişiye bağlıdır; liyakat ise ilkeye. Sadakatle kurulan sistemler kişisel çıkar ağlarına dönüşür. Liyakatle kurulan sistemler kurumsallaşır, güçlenir, bağımsızlaşır.
Bugün dünyada emperyal güçlerin en çok korktuğu şey nedir? Eğitimli, sorgulayan, ekonomik olarak güçlü ve ahlaki referanslarını kaybetmemiş toplumlar. Çünkü böyle toplumlar satın alınamaz. Üç kuruşluk menfaat için ülkesini satmaz. Makam için onurunu vermez. İhale için bayrağını değiştirmez.
Ama cehalet yaygınsa, fakirlik derinse ve ahlaki çürüme başlamışsa, o toplumun içinden ajan devşirmek zor değildir. Üç kuruşluk çıkar için bilgi sızdıranlar çıkar. Koltuk için dışarıya yaslananlar çıkar. İktidarını korumak için yabancı güçlerle pazarlık yapanlar çıkar.
Bu noktada suç sadece dışarıda değildir. Dış güçler elbette kendi çıkarını korur. Sorun, içeride buna zemin hazırlayanlardadır. Eğitimi zayıflatırsan, üniversiteleri itibarsızlaştırırsan, bilim yerine hurafeyi teşvik edersen; gençliği umutsuz, işsiz ve borçlu bırakırsan; o genç ya bavulunu toplar gider ya da sistemin kirli çarklarına mecbur kalır.
Yobazlık, toplumu dar kalıplara hapseder. Liyakatsizlik ise devleti çürütür. Bu ikisi birleştiğinde ortaya hem ekonomik hem siyasi bağımlılık çıkar. Bağımlı devlet özgür karar alamaz. Kendi çıkarını değil, kendisini ayakta tutan dış desteğin çıkarını gözetir.
Tarihte bunun sayısız örneği var. İçeride çürüme başladı mı, dışarıdan müdahale kaçınılmaz olur. Güçlü devletler zayıfların iç zaaflarını kullanır. İstihbarat ağları kurulur, ekonomik baskılar uygulanır, medya operasyonları yapılır. Ama bütün bunların işe yaraması için içeride hazır bir zemin gerekir. O zemin de cehalet, fakirlik ve ahlaki çöküştür.
Ahlak meselesi burada kilit noktadır. Ahlak sadece bireysel bir erdem değil, kamusal bir ilkedir. Kamu malını kendi malı gibi gören, görevi emanet bilen bir anlayış olmadan devlet ayakta kalamaz. Ahlak çökerse hukuk işlemez. Hukuk işlemezse adalet kalmaz. Adalet kalmazsa toplum dağılır.
“Yobazlık ve liyakatsizlik böyle bir şey” derken aslında bir uyarı yapıyoruz. Çünkü mesele sadece bugünün siyasi tartışması değil. Mesele geleceğin inşasıdır. Eğer çocuklarınıza sorgulayan bir eğitim vermezseniz, eğer gençlerinizi üretimden koparırsanız, eğer devleti akraba ve yandaş kadrolarla doldurursanız; yarın bağımsızlık nutukları atmanın bir anlamı kalmaz.
Bağımsızlık, sadece sınır güvenliği değildir. Zihinsel bağımsızlıktır. Ekonomik bağımsızlıktır. Kurumsal bağımsızlıktır. Ve bunların hepsinin temelinde liyakat ve ahlak vardır.
Cahil bırakılmış bir toplum yönetilir. Fakir bırakılmış bir toplum yönlendirilir. Ahlaksızlaştırılmış bir toplum satın alınır. Ama bilinçli, üretken ve ahlaklı bir toplum asla teslim alınamaz.
Seçim basittir: Ya liyakatle güçleneceğiz ya da yobazlık ve çıkarcılıkla zayıflayacağız. Tarih, tercihini yanlış yapan milletlere merhamet etmez.




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…