Bugün dünyanın birçok yerinde, çiçeklerin verildiği, reklamların yayınlandığı ve birkaç iyi niyetli mesajla geçiştirilen bir “kutlama” gününe dönüştürülmeye çalışılıyor. Gerçekte 8 Mart’ın tarihi, sermayeye, sömürüye ve erkek egemen düzene karşı verilen sert bir sınıf mücadelesinin kazanımının tarihidir.
Kadınların mücadelesi yalnızca cinsiyet eşitliği meselesi değildir. Aynı zamanda emek, özgürlük ve insanlık onuru mücadelesidir.
Bugün dünyanın neresine bakarsanız bakın aynı tabloyu görürsünüz: Kadınlar en düşük ücretli işlerde çalışıyor.
Kadınlar en güvencesiz emek biçimlerine mahkûm ediliyor. Kadınlar savaşların, göçlerin ve yoksulluğun en ağır yükünü taşıyor.
Bir yanda küresel sermayenin vitrinlerinde yer alan “başarılı kadın” hikâyeleri anlatılırken, diğer yanda milyonlarca kadın fabrikalarda, tarlalarda, tekstil atölyelerinde ve ev içi görünmeyen emekte hayatını tüketiyor.
Kadınların Mücadelesi Bir Sınıf Mücadelesidir
Kadınların özgürlüğünü yalnızca bireysel başarı hikâyelerine indirgeyen anlayış büyük bir yanılsamadır. Nihayetinde, dünyanın her yerinde kadınların ezilmesi, yalnızca patriyarkanın (baba egemenliği) değil aynı zamanda kapitalist sömürü düzeninin bir sonucudur.
Bu yüzden kadın mücadelesinin tarihine baktığımızda karşımıza yalnızca kadın hakları savunucuları değil, aynı zamanda devrimci öncüler, düşünürler çıkar. Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg bu mücadelenin en güçlü sesleri arasındadır.
Clara Zetkin, kadınların kurtuluşunun sermaye düzeni devam ettiği sürece mümkün olmayacağını söyledi. Rosa Luxemburg ise özgürlüğün yalnızca bir sınıf ya da grup için değil, herkes için olması gerektiğini savundu.
Bugün dünya onların söylediklerini yeniden doğrulamaktadır.
Dünyanın Kadın Gerçeği
Bugün küresel ölçekte kadınlar üç büyük kuşatma altındadır:
• Birincisi ekonomik sömürü.
• İkincisi erkek egemen toplumsal düzen.
• Üçüncüsü ise savaş ve militarizm.
- Afrika’da su taşırken hayatını tüketen kadınlar…
- Asya’da tekstil atölyelerinde günde on iki saat çalışan genç kızlar…
- Latin Amerika’da uyuşturucu savaşlarının ortasında kalan anneler…
- Orta Doğu’da savaşın yıkıntıları arasında çocuk büyütmeye çalışan kadınlar…
Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Küresel sistem, en ucuz emeği ve en sessiz sömürüyü kadınların üzerinden kurmaktadır.
Türkiye’de Kadınların Çelişkili Gerçeği
Türkiye’de bu küresel tablonun dışında değildir. Bir yanda holdinglerin yönetim kurullarında, ırkçı gerici partilerde, sarı sendikalarda yer alan kadınlar var. Bir başka alanda sokaklarda çöp toplayarak yaşamını sürdürmeye çalışan kadınlar.
Bir yanda televizyon ekranlarında “iş kadınlarının başarılı hikâyeleri” anlatılır. Diğer yanda iş güvenliği ve güvencesi olmayan işlerde çalışan milyonlarca emekçi kadın sefil yaşam dürmeye zorlanır.
Kadınlar yalnızca yoksullukla değil, şiddetle de mücadele etmek zorundadır. Her yıl çok sayıda kadın erkek şiddeti sonucu hayatını kaybetmektedir. Kadın cinayetleri artık bireysel değil, yapısal bir sorundur.
Küresel Ahlak Çöküşü
Bugün dünya yalnızca ekonomik kriz içinde değildir. Aynı zamanda derin bir ahlak ve vicdan çöküşü yaşamaktadır.
Bir yanda milyarlarca dolar savaş sanayisine harcanırken, diğer yanda milyonlarca kadın ve çocuk açlık sınırında yaşamaktadır.
Bir yanda özgürlük söylemleri yükselirken, diğer yanda kadınların bedenleri, emeği ve yaşamı üzerinde kontrol kurmaya çalışan politikalar güçlenmektedir.
Dünya Kadınları Ne Yapmalı?
Bugün kadınların önünde iki yol vardır:
Ya bu düzenin sunduğu sınırlı alanlarda bireysel başarı hikâyeleriyle yetinmek ya da dünyanın gidişatını değiştirecek büyük bir dayanışma ve mücadele hattı kurmak.
Elbette, dünya kadınlarının gerçek gücü örgütlü dayanışmayla oluşur.
Kadınlar;
emek mücadelesinin ön saflarında yer almalı,
sendikal ve toplumsal örgütlenmeleri büyütmeli,
savaş politikalarına karşı barış hareketlerini güçlendirmeli, erkek egemen ve sermaye merkezli düzeni sorgulayan yeni bir toplumsal bilinç yaratmalıdır.
Çünkü kadınların özgürleşmesi yalnızca kadınların sorunu değildir. Bu, insanlığın özgürleşmesi meselesidir.
Ne yapmalı?
Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg ve 1857’de New York’ta yakılan 129 kadından bugüne emekçi kadınlar mücadelesi sürdürülmeli.
Kadınlar, kadın-erkek eşitliğini sadece evde iş yapmaya odaklama yanlışından, sınıf bilincini kavrayarak kurtulmalı. Eşit hak ve özgürlükleri için her alanda örgütlü mücadele içinde yer almalı.
Bu gerçekliğe inanç ve güvenle sarılıp, özgürleşen kadınlar özgür gelecek inşa etmeliler.
Hadi hayırlısı…

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…