Fıkrayı bilirsiniz.
Marabayla ile ağası, ağanın arabasında tıngır mıngır kasabaya gidiyorlar.
Yolun yarısında, arabayı çeken hayvanlardan biri, patır kütür yola pisliyor.
Ağa; marabasının arabada gözü olduğunu biliyor.
Hem marabayı küçük düşürmek hem de eğlenmek için;
“Üle Memo! Şu boku yersen, arabayı sana verecem.” diyor.
Maraba bir an düşünüyor, kararını veriyor.
Koşumları ağaya uzatıp arabadan iniyor ve taze at pisliğini yiyor.
“Tamam!”, diyor ağa. “Araba senin!”
Boku yiyen marabanın midesi bulanıyor, gururu çiğneniyor, maraba kendinden iğreniyor.
Ağaysa; bir dakikalık bir eğlence uğruna, arabasından olduğuna pişman, kendi budalalığına yanıyor. Dönüş yolunda ikisinin de ağzını bıçak açmıyor.
İkisi de kurdukça kuruyorlar.
Tam marabanın at bokunu yediği noktaya geldiklerinde ağa dayanamıyor;
“Üle Memo! Bir halt ettim, şaka uğruna araba elden gitti.
Boku yemenin ederini vereyim, arabayı geri ver!.” diyor.
Marabanın canına minnet!
Bokun kokusu genzinde, tadı ağzında, ezikliği yüreğinde, öfkesi burnunda…
“Olur ağam!” diyor, “Olur ama; bir şartla. Sen de aha şu kalan kurumuş bokları yiyeceksin ki; ödeşelim.”
Ağanın canına minnet! Çevrede olayı gören, eden de yok! İniyor arabadan. O boktan bir tike de o yiyor.
Çiftliğe yaklaşırlarken, maraba düşünceli, epey de üzgün soruyor:
“Ağam; araba giderken senindi, dönerken de senin.
Peki; biz bu kadar boku neden yedik?”
Gazetelerde yer alan haberi okuyunca aklıma bu fıkra geldi.
Bakalım siz ne diyeceksiniz?
***
Kırmız görmüş boğa gibi önüne gelene saldıran ABD Başkanı Donald Trump'ın danışman David Sacks;
'İran savaşını bitirme zamanı geldi…'
demiş.
İran-ABD-İsrail savaşının üçüncü haftasını geride bıraktığı bir dönemde gelen bu çağrının ağanın marabasına at bokunu yeme çağrısından ne farkı var tanrı aşkına?
ABD Başkanı Donald Trump; savaşın gerektiği kadar süreceğini açıklamışken Beyaz Saray’ın kripto para ve yapay zekâdan sorumlu danışmanı David Sacks; „Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?” anlamına gelen bir çıkış yapıyor ve savaşın sonlandırılmasını söylüyor.
Reuters Haber Ajansı’nın aktardığına göre Sacks;
“Şu an zafer ilan etmek ve savaştan çekilmek için uygun bir zaman!… Artık bir çıkış yolu bulmaya çalışmalıyız.”
demiş.
Gerilimin daha fazla tırmandırılmasının olumlu bir sonuç getirmeyeceğini, gerilimi düşürmenin yollarının düşünülmesi gerektiğini söylemiş.
Ateşkes anlaşması ya da İran’la görüşmelerde bulunarak bir uzlaşma yolunun olanağı olacağını da eklemiş.
Sacks’ın açıklamalarının Trump’ın bu ay içinde, “ABD; gerekirse, İran’la sonsuza kadar savaşabilir!” sözlerinin ardından gelmesi oldukça ilginç değil mi sizce de?
Trump’a kalırsa; Tahran bu savaşta ağır bir yenilgi almış. Anlaşma yapmak istemiş, ancak; kendisi bunu kabul etmemiş.
Beyaz Saray içinde, İran’la savaşın geldiği durum konusunda, danışmanlar arasında, ciddi görüş ayrılıkları var gibi...
Aralarında Beyaz Saray Genel Sekreteri Susie Wiles ve yardımcısı James Blair’in de bulunduğu danışmanları Trump’a; zafer tanımını daraltmasını ve bu savaşın sınırlı olduğunu, savaşın sonuna yaklaşılmış olabileceğini vurgulayarak önemli önerilerde bulunmuşlar.
Trump’ın şahin kanatlılarıysa; İran’a yönelik saldırıların sürdürülmesi için baskı yapıyorlarmış.
ABD ve İsrail’den kimi kaynaklar, bu haksız, hukuksuz saldırı savaşınınen az üç hafta daha sürebileceğiniöne sürseler de, uluslararası toplumda çatışmanın bölgesel ve küresel sonuçlarına ilişkin endişeler giderek artıyor.
***
Savaş başlamadan önce İran İranlılarındı.
Savaştan sonra da, öyle görünüyor, yine İranlıların olacak…
Peki de; ABD ve İsrail’in ağaları, siz bu boku neden yediniz?

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…