Çanakkale Savaşı… Bu laf öyle kuru bir hamaset cümlesi değil. Bu, dişini sıkan bir milletin, boğazına sarılan emperyalizme “buradan ileri yok” dediği yerdir. Haritada küçücük görünen o boğaz, aslında bir milletin namus çizgisidir.

1915… Karşında kim var? Dünyanın en büyük donanmaları. İngiliz’i, Fransız’ı… Teknoloji sende yok, top sende az, mermi sayılı. Ama bir şey var ki onlarda yok: Bu toprakla kurduğun bağ. Sen vatan diyorsun, onlar hesap. Sen “ölürüm” diyorsun, onlar “geçerim” sanıyor.

Geldiler. O kibirli zırhlılarla geldiler. Çanakkale’yi geçmeyi, İstanbul’a girmeyi, bu milleti diz çöktürmeyi planladılar. Ama hesapları bir gece döşenen mayınlara çarptı. Nusret çıktı sahneye. Sessiz, mütevazı… Ama tarih bazen en büyük tokadı en sessizinden atar. O mayınlar var ya, sadece gemileri batırmadı; koca bir imparatorluklar zihniyetini denizin dibine gömdü.

Denizde olmadı, karadan geldiler. Çünkü anlamazlar. Çünkü bu milletin neyle savaştığını bilmezler. Zannederler ki mesele silahtır, sayıdır, güçtür. Halbuki mesele yürektir.

Gelibolu… Toprak değil artık, ateş. Her adımda ölüm, her siperde direniş. Açsın, susuzsun, yorgunsun… Ama geri adım yok. Çünkü arkanda vatan var. Çünkü düşersen sadece sen düşmezsin; bir millet diz çöker.

Ve o söz… “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.” Bu laf öyle sıradan bir komutan sözü değildir. Bu, bir milletin karakteridir. Ölümü göze almayanın bu toprakta yeri yoktur demektir. İşte o yüzden Çanakkale bir cephe değil, bir sınavdır. Kim olduğunun, neye sahip çıktığının sınavı.

Bakın iyi anlayın: Çanakkale’de savaşanlar profesyonel asker değildi sadece. Çocuktu, gençti, köylüydü, öğrenciydi. Daha hayatı tanımadan toprağa düştüler. O yüzden bu zaferin içinde bir sevinç varsa, bir o kadar da hüzün vardır. Çünkü kazandığın şey sadece savaş değil; kaybettiğin bir nesildir.

Ve dünya ne gördü? “Hasta adam” dedikleri milletin aslında ölmediğini… Diz çöktürülemeyeceğini… Bu milletin üstüne hesap yapanların, o hesabı nasıl yuttuğunu gördü.

Çanakkale bir başlangıçtır. Kurtuluş Savaşı’nın ruhu burada doğdu. Burada “biz bitti” denilen yerden ayağa kalktı bu millet. Çünkü anladı: Teslim olursan yok olursun. Direnirsen tarih olursun.

Bugün hâlâ “Çanakkale geçilmez” diyorsak, bu bir nostalji değil. Bu bir uyarıdır. Bu bir duruştur. Bu, “aynı hatayı sakın yapma” diyen bir hafızadır.

Çanakkale’yi geçemediler. Çünkü karşılarında sadece bir ordu yoktu. Bir millet vardı. Ve o millet, gerekirse aç kalır, susuz kalır ama boyun eğmez.

İşte mesele bu.

Çanakkale geçilmez.