Dünyaya şöyle bir baktığımda, insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Toplumları yönetenleri kim seçiyor ve bu tercihleri yapan insanlar neye göre karar veriyor? Çünkü bugün birçok ülkede iktidarda olan liderlerin söylemlerine, kararlarına ve tutarsızlıklarına bakınca, bu soruyu sormamak mümkün değil… 1993 yılında yazdığım NATO Zirvesi adlı makalemi açıp okuduğumda Ukrayna Rusya meselesine
Dincilerin önü açılırsa ortalığın toz duman olacağını ve NATO’nun dağılacağını yazmışım.
Bizde bir söz vardır: “İki davarı güdemeyenler, toplumları yönetiyor.” Bu söylem biraz Serttir, ama bazen gerçeğe de fazlasıyla yaklaşır.
Yıllar önce Adana’da yaşanan bir olay, halkın bu tür durumlara nasıl tepki verdiğini mizahi bir dille çok iyi anlatır. Dönemin valisi, kendisini protesto eden bir vatandaşı ağır bir hakaretle alın bu
(Dümbüğü) gözaltına diyerek vatandaşı aldırmıştı.
Fakat Anadolu insanı tepkisini doğrudan değil, ince bir mizahla vermeyi iyi bilir. Bir futbol maçında, tribünlerde başlayan tezahürat kısa sürede zekice bir taşlamaya dönüştü. Önce “Hoş gelmiş” diye karşılanan vali, ardından ustaca kurulan bir kelime oyununun hedefi oldu. Başta fark edilmeyen, sonra anlaşılınca yüzlerde tebessüm bırakan bu olay, aslında halkın sessiz ama etkili eleştiri biçimlerinden biriydi.
Bugün dünya siyasetinde yaşananlara bakınca, o hikâyeyi hatırlamamak elde değil. Büyük güçlerin liderleri, dün söylediklerini bugün inkâr edebiliyor; keskin söylemler bir anda yumuşayabiliyor, “asla” denilen politikalar kısa sürede “olabilir”e dönüşebiliyor. Siyasette dönüş yeni bir şey değil elbette, ama bu kadar hızlı ve keskin dönüşler artık sıradanlaşmış durumda.
Kimi liderler, krizleri yönetmek yerine büyütüyor; kimi ise kendi söylemleriyle çelişmekten çekinmiyor. Daha da dikkat çekici olan ise, bu çelişkilerin çoğu zaman ciddi bir sorgulamaya uğramaması. Destek veren kitleler, dün savunulanla bugün söylenen arasındaki farkı görmezden gelebiliyor ya da görse bile önemsemiyor.
Oysa bu durum sadece liderlerle ilgili değil; aynı zamanda onları destekleyen toplumların tercihleriyle de ilgili. Çünkü siyaset, tek taraflı bir hikâye değildir. Liderler kadar, onları var eden toplumsal dinamikler de bu tablonun parçasıdır.
Yıllar önce dile getirilen bazı öngörüler bugün gerçeğe dönüşmüş gibi görünüyor: Orta Doğu’da bitmeyen çatışmalar, Doğu Avrupa’daki savaşlar ve küresel ittifakların sorgulanması… Tüm bunlar, dünyanın giderek daha kırılgan bir yapıya sürüklendiğini gösteriyor.
Bu noktada, yüzyıllar öncesinden gelen bir uyarıyı hatırlamak anlamlı olabilir.
Pir Sultan Abdal’ın dizelerinde geçen şu sözler, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor:
“Sakın yoldaş olma sen uğursuza,
Komşu olma namussuza arsıza…”
Sabah selamını verme Pirsize
Adamın başına bela getirir.
Belki de asıl mesele, kimin yönettiğinden önce, kimin desteklendiği ve neden desteklendiğidir. Çünkü toplumlar, sadece yöneticilerinin değil, kendi tercihlerinin de sonucunu yaşar.
Ve günün sonunda, dün söylenenle bugün yapılan arasındaki fark büyüdükçe, halkın dili yine kendine özgü bir yol bulur. Belki doğrudan değil, belki yüksek sesle değil ama mutlaka bir şekilde söyler:
“Dün bükmüş…” Dün bükmüş…




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…