“Allah için” denildiği anda akan suların durduğu bir toplumun içindeyiz. Bu iki kelime, tartışmayı bitiren bir anahtar gibi kullanılıyor. İnsanlar artık doğruyu yanlışla tartmıyor; cümlenin başında “Allah için” varsa, gerisini sorgulamadan kabul ediyor. Oysa en tehlikeli yer tam da burasıdır.

“Allah için” diyerek hırsızlık yapılabiliyor. Çünkü yapan kişi kendini suçlu değil, görevli hissediyor. Vicdanı susturmanın en kolay yolu, yapılan yanlışı kutsal bir amaçla örtmektir. Ama gerçek değişmiyor. Hırsızlık yine hırsızlık, yalan yine yalan, ihanet yine ihanettir. Sadece kelimeler değişiyor, gerçek değişmiyor.

“Allah için” diyerek insan öldürenler de oldu. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Bir insanın hayatını almak, normalde bir insanın yapabileceği en ağır suçtur. Ama o insan kendini “kutsal bir görevde” görmeye başladığında, cinayet bile ona göre suç olmaktan çıkıyor. İşte fanatizmin en tehlikeli noktası burasıdır. İnsan artık düşünmez, sadece inanır.

Daha acısı şu: “Allah için” diyerek insanlar sadece ölmekle kalmıyor, başkalarının ölmesini de normal görmeye başlıyor. Ölüm bir acı olmaktan çıkıyor, bir slogan haline geliyor. Gençler hayatlarını yaşamadan, hayallerini kuramadan, sadece bir söz uğruna yok olup gidiyor. Bir toplum için bundan daha büyük bir kayıp olabilir mi?

“Allah için” diyerek aileler bile parçalanabiliyor. İnsanlar anne-babasını, kardeşini, en yakınını bile düşman gibi görebiliyor. Çünkü artık karşısındaki insan değil, “inançsız” ya da “düşman” olarak görülüyor. Bu noktadan sonra din, insanları birleştiren bir değer olmaktan çıkıyor; insanları birbirine düşüren bir araç haline geliyor.

En korkutucu olanı ise şu: “Allah için” diyerek vatanına ihanet eden insanlar bile çıkabiliyor. Çünkü o kişi artık milletini değil, sadece kendi inandığı sloganı görüyor. Toprağını değil, sadece kendi tarafını görüyor. Oysa gerçek inanç insanı küçültmez, büyütür. Gerçek inanç insanı bölmez, birleştirir.

Burada sorun “Allah için” sözünün kendisi değil. Sorun, bu sözün bir kalkan gibi kullanılmasıdır. İnsanlar yaptıkları yanlışın arkasına saklanmak için bu iki kelimeyi öne sürüyor. Ve ne yazık ki çoğu zaman bu işe yarıyor. Çünkü insanlar kutsal bir söz karşısında susmayı tercih ediyor.

Bir toplumda en tehlikeli şey, insanların düşünmeyi bırakmasıdır. “Allah için” diyerek sorgulamayı bırakan bir toplum, kolayca yönlendirilir. Doğruyu yanlıştan ayırt etmek yerine, sadece söyleneni tekrar eden bir kalabalık ortaya çıkar. Böyle bir yerde adalet de zayıflar, merhamet de zayıflar, vicdan da zayıflar.

Gerçek inanç bağırmaz. Gerçek inanç kendini ispat etmeye çalışmaz. Gerçek inanç kimseyi düşman ilan etmez. Gerçek inanç insanı sertleştirmez; aksine yumuşatır. Ama din bir slogan haline getirildiğinde, inanç ortadan kaybolur, geriye sadece fanatizm kalır.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: “Allah için” dediğimizde gerçekten iyilik mi yapıyoruz, yoksa yaptığımız yanlışı kutsallaştırmaya mı çalışıyoruz? Çünkü bir toplumda en tehlikeli motto, sorgulanmadan kabul edilen mottodur.

Ve “Allah için” sözü sorgulanmadan kullanılmaya devam ederse, yarın kimse neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemeyecek. İşte asıl tehlike burada başlıyor. Belki de artık iki kelimeyi değil, vicdanı konuşmanın zamanı gelmiştir.