Taşlara Kazınan İmparatorluklar ve Kayıp Köyler: Başköy’ün Sessiz Hafızası.
Erzincan’ın Çayırlı ilçesine bağlı Başköy’de, karların altında dimdik duran o eski mezar taşları…
İlk bakışta sıradan bir mezarlık gibi görünür. Oysa biraz dikkatle bakıldığında, bu taşların sadece birer mezar değil; binlerce yıllık bir tarihin sessiz tanıkları olduğu anlaşılır.
Bu mezarlık, bir köyün değil;
bir coğrafyanın, bir milletin ve sayısız medeniyetin hafızasıdır.

Medeniyetlerin İzinde Bir Coğrafya
Doğu Anadolu’nun bu kadim toprakları, tarih boyunca sayısız uygarlığın geçiş yolu oldu.
Urartu Krallığı döneminde I. Sarduri ile başlayan yerleşik düzen,
Ahameniş İmparatorluğu ve Büyük Kiros ile geniş bir ticaret ağına dönüştü.
Roma döneminde Trajan, Bizans döneminde ise I. Justinianus bu bölgeyi doğunun kilidi olarak gördü.
1071’de Malazgirt Meydan Muharebesi ile Alparslan Anadolu’nun kapılarını Türklere açtı ve bölgenin kimliği köklü biçimde değişti.

Mezar Taşlarının Dili: Akkoyunlu ve Karakoyunlu Mirası
Başköy mezarlığını asıl benzersiz kılan ise üzerlerindeki motiflerle konuşan taşlardır.
Akkoyunlu Devleti ve Karakoyunlu Devleti dönemine uzanan bu mezar taşları, dönemin kültürünü bugüne taşır.
Uzun Hasan ve Kara Yusuf gibi hükümdarların hüküm sürdüğü bu topraklarda, mezar taşlarına:
Koç figürleri (yiğitlik ve cesaret)
At figürleri (asalet ve yolculuk)
İnce taş işçiliği ve geometrik motifler işlenmiştir.
Bu taşlar, sadece mezar değil; bir kimlik, bir aidiyet ve bir sanat eseridir.

Osmanlı’dan Sarsıntılı Yıllara
1514’teki Çaldıran Savaşı ile birlikte bölge Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine girdi.
Yavuz Sultan Selim ile sağlanan siyasi birlik, yüzyıllar boyunca bölgeye istikrar getirdi.
Ancak 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başları, bu coğrafya için büyük kırılmaların yaşandığı dönem oldu.
Savaş, İşgal ve Sessizleşen Köyler
93 Harbi ve ardından I. Dünya Savaşı sürecinde, Rus İmparatorluğu orduları Erzincan’a kadar ilerledi.
1916 işgaliyle birlikte:
Başköy ve çevresinde köyler boşaldı
Halk göç etmek zorunda kaldı
Yerleşim düzeni bozuldu

Tahrip Olan Sadece Köyler Değildi
Bu zorlu yıllar mezar taşlarını da etkiledi.
Bazı taşlar kırıldı
Bazıları yer değiştirdi
Doğa ve depremlerle aşındı
Ancak tüm bu yıkıma rağmen ayakta kalan taşlar, geçmişin silinmediğini gösteren son tanıklardır.
Cumhuriyet ve Tarihe Sahip Çıkma Bilinci
Bu topraklar sadece geçmişin değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in de emanetidir.
Mustafa Kemal Atatürk, doğrudan Başköy mezarlıkları hakkında bir söz söylememiş olsa da, Anadolu’nun tarihine ve kültürel mirasına büyük önem vermiştir.
Onun öncülüğünde kurulan Türk Tarih Kurumu ile birlikte, bu toprakların geçmişi araştırılmaya ve korunmaya başlanmıştır.
1939’daki Erzincan Depremi sonrasında devletin bölgeye sahip çıkması da bu anlayışın bir göstergesidir.
Cumhuriyet, sadece yeni bir devlet kurmamış; geçmişe sahip çıkma bilincini de bu topraklara kazandırmıştır.
Taşlar Konuşur, Yeter ki Dinleyelim
Başköy mezarlığında yürürken yalnızca taşları görmezsiniz.
Orada:
Büyük Kiros’un geçtiği yolları,
Alparslan’ın açtığı kapıları,
Uzun Hasan’ın izlerini hissedersiniz.
Ve biraz ileride, Oluklu’nun bölgesinin sessizliği ve terk edilmişliği çıkar karşınıza…
İşte o an anlarsınız:
Bu mezarlar sadece ölülerin değil, bir coğrafyanın yaşadığı her şeyin tanığıdır.
Zaman geçer…
Ama o taşlar hâlâ ayakta.
Çünkü bazı hikâyeler unutulmaz.
Onlar taşa kazınır.
Temel Işık/Gazeteci
ha-ber.com
KAYNAK :
Bu yazı; Türk Tarih Kurumu ve Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri, yerel tarih araştırmaları, saha gözlemleri ve bölge halkının sözlü anlatımlarına dayanarak hazırlanmıştır.


Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…