Almanya’da uzun yıllardır yaşayan bir vatandaş, bir Sivil Toplum Kuruluşu yöneticisi ve de Basın Mensubu olarak, Berlin Büyükelçiliği ve Başkonsolosluk nezdinde düzenlenen çok sayıda toplantıya iştirak ettim.
Türkiye’den gelen heyetlerle gerçekleştirilen bu görüşmelerde yalnızca dinleyici olarak değil; zaman zaman hazırladığım dosyaları bizzat sunan, öneri geliştiren aktif bir katılımcı olarak da yer aldım. Bu heyetler arasında Meclis Başkanı, bakanlar, genel müdürler ve milletvekillerine kadar üst düzey isimler bulunmaktaydı.
Ne var ki, bu yoğun temas trafiğine rağmen ortaya konulan çabanın somut, ölçülebilir ve sürdürülebilir sonuçlara dönüşmediğini üzülerek ifade etmek durumundayım. Toplantılar çoğunlukla iyi niyet beyanları ve karşılıklı nezaket ifadeleriyle başlayıp hatıra fotoğraflarıyla sona ermektedir. Bu durum hem katılımcıların zamanını hem de kurumsal enerjiyi verimsiz bir döngüye hapsetmektedir. Nitekim her bir toplantı için harcanan saatler, karşılığında herhangi bir çıktı üretmeyen bir sürece dönüşmektedir.
Bu noktada sorun yalnızca uygulamada değil; yaklaşımın kendisindedir. Zira bu toplantılar, stratejik bir hedefe bağlanmaksızın, takip mekanizması oluşturulmaksızın ve hesap verebilirlik ilkesi işletilmeksizin icra edilmektedir. Bu haliyle süreç, işlevsel bir istişare zemini olmaktan ziyade sembolik bir temsile indirgenmiş görünmektedir.
Diaspora ile kurulan bu temasların, salt görünürlük üretmeye yönelik değil; bilgi, tecrübe ve birikimi harekete geçiren, sonuç odaklı bir yapıya kavuşturulması elzemdir. Aksi halde nitelikli katılımın giderek azalması, mevcut güvenin zedelenmesi ve bu platformların itibarsızlaşma tehlikesi kaçınılmazdır.
1961 yılından bu yana Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın konumu, ilk geldikleri yıllardaki şartların çok ötesine geçmiş durumdadır. Bugün artık ikinci, üçüncü ve dördüncü kuşaklar yetişmiş; farklı meslek dallarında önemli görevler üstlenmişlerdir. Buna rağmen, Berlin gibi bir başkentte hâlen kapsamlı ve kurumsal bir Türk Kültür Merkezi’nin hayata geçirilememiş olması ciddi bir eksikliktir. Bu durum, mevcut potansiyelin yeterince değerlendirilemediğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede, Berlin’de çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek, kurumsal yapıya sahip, sürdürülebilir faaliyetler yürüten bir Türk Kültür Merkezi’nin ivedilikle hayata geçirilmesi artık somut bir gereklilik hâline gelmiştir.
Bununla birlikte, yapılacak toplantıların:
• Önceden belirlenmiş somut hedeflere dayanması,
• Görüş ve önerilerin kayıt altına alınarak kurumsal hafızaya aktarılması,
• Toplantı sonrası geri bildirim ve izleme mekanizmalarının işletilmesi,
• Ve nihayetinde ölçülebilir ve hesap verebilir sonuçlar üretmesi artık bir tercih değil, açık bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Aksi takdirde, bugüne kadar olduğu gibi yoğun katılımla gerçekleşen ancak etkisiz kalan toplantıların tekrarı hem kamu kaynaklarının hem de insan emeğinin israfı anlamına gelecektir. Bu durumun sürdürülebilir olmadığı açıktır.
Aksi hâlde, bu sürecin ortaya çıkaracağı sonuçların ilerleyen dönemde değerlendirmeye konu olması kaçınılmazdır.
Rüştü KAM
24.04.2026 BERLİN




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…