Kurban Bayramı yaklaşırken, bayramın anlamı, vicdanların sesiyle yeniden sorgulanıyor. Kimi insanlar bu mübarek günleri ibadet ve paylaşma fırsatı olarak görürken, kimileri içinse bu dönem; kurnazlığın, istismarın ve gösterişin zirveye çıktığı bir ticaret sezonuna dönüşüyor.
Bir yandan bazı iş insanları ve gazeteciler Afrika ülkelerine gidip “kurban kesiyoruz, yardım dağıtıyoruz” diyerek kurban ibadetini bir tür reklam kampanyasına çeviriyor; diğer yandan cami önlerinde, mahalle köşelerinde, ‘bağış’ adı altında duygu sömürüsüyle para toplayanların sayısı artıyor.
Gösterişli Yardım, Gölgede Kalan Komşu
Her yıl olduğu gibi bu yıl da bazı yardım dernekleri ve gruplar, kurban bağışlarını yurtdışına yönlendiriyor.
Mali, Nijer, Bangladeş, Somali... Elbette ki buralarda da yardıma muhtaç insanlar var. Ancak akıllarda önemli bir soru var: "Peki ya bizim komşumuz açken?" Türkiye’de milyonlarca insan bugün et alamaz, bayram sofrası kuramaz durumda. Ekonomik krizle boğuşan emekliler, işsiz gençler, ay sonunu getiremeyen asgari ücretliler varken, milyonlar yurt dışı organizasyonlara nasıl gidiyor?
Peygamber Efendimiz’in “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi, bu noktada en temel ölçü olmalıdır. Yardım, en yakından başlar. Kur’an da önce akrabanı, sonra yoksulu, sonra yolcuyu gözet der. İyilik coğrafyayla değil, vicdanla başlar.
Cüzdanlara Değil, Vicdanlara Seslenen Yardımlar Olmalı
Bugün bazı kuruluşlar, kurban ibadetini sosyal medyada paylaşılası bir PR malzemesine dönüştürmüş durumda. Sosyal medyada ‘şova’ dönüşen yardımların perde arkasında ne kadar gerçeklik, ne kadar ticaret var bilinmez. Fransız filozof Michel Foucault’nun dediği gibi: “Görünürlük bir iktidar aracıdır.” Yardım görünür oldukça, niyet sorgulanır hale gelir.
Sosyolog Şerif Mardin bu durumu çok net özetler:
“Dindarlık vicdanla değil, vitrinle ölçülmeye
başlanırsa, toplumda maneviyat azalır.”
İşte tam da bu yüzden; vicdanla değil, vitrinle yapılan her yardım, samimiyet testinden geçemiyor.
Sponsorlukla Gelen Dolandırıcılık
Bir de bu dönemi ‘kazanç mevsimi’ olarak gören fırsatçılar var. Ellerinde dosyalar, sözde “izinli” belgelerle iş insanlarını dolaşıp “kurban sponsorluğu” istiyorlar. Duygusal cümlelerle, mağdur hikâyeleriyle iş insanlarının vicdanına oynayan bu şahıslar, çoğu zaman ortada ne hayvan ne kurban ne de gerçek yardım olduğu halde milyonlar toplayabiliyorlar.
Dilencilik bile profesyonelleşti artık. Camilerin önünde, şehir köşelerinde, üniformalı ya da cübbeli kişiler ellerinde pos cihazlarıyla bağış topluyor. Din sömürüsü açık açık sokakta icra ediliyor. Bu bir uyarıdır: “Allah rızası” diyerek vicdanımızı çalanlara karşı uyanık olalım.
Taş Yerinde Ağırdır
Anadolu’da güzel bir söz vardır: “Taş yerinde ağırdır.” Yardımlar da yerinde yapılırsa anlam kazanır. Elbette dünyanın her yerine yardım elimizi uzatmalıyız ama kendi evimizde aç yatanlar varken, kendi çocuğu bayramlık alamazken uzak coğrafyalarda kurban kesmenin niyeti de, bereketi de tartışmalıdır.
Bu bayram, yardımı gösterişle değil, sessizlikle yapalım. Reklamsız, beklentisiz, sadece Allah rızası için... Gerçek ibadet; kameraya değil kalbe dönüktür.
Son olarak ,"Önce komşun aç mı, ona bak."
Eğer o tok değilse, bayram sabahı biz ne kadar tok karnına dua etsek de, bu vicdan eksik kalır.
Temel IŞIK / ha-ber.com

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…