Yurdumuzun dört bir yanında, yaz mevsimiyle başlayan orman yangınları hız kesmeden, neredeyse aralıksız sürüyor. En son Sakarya’da başlayan yangın, Bilecik’e sıçradı. Ardından Eskişehir-Seyitgazi’de alevler sardı ormanlarımızı. Ne yazık ki bu yıkımlara başka illerimizdeki yangınlar eklendi. Yeşil vatanımız, cayır cayır yanıp elimizden kül ve duman olup uçuyor.
“Orman”, Türkçemizin anlamı derin sözcüklerinden biri. Bu sözcüğün kökü “or”. “Or: Yer; oturulan, yaşanan durulan yer.” anlamında. “-man (-men)” eki, geldiği kök ya da gövdelere kişi anlamı veren ad soylu sözcükler türetir. Demek ki “orman” kişilerin yaşadığı yer. (Sözcükte zamanla anlam genişlemesi olduğu kesin…) Bu kişiler, kimler? İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler… Atalarımız, ormanda yaşayan tüm canlıları insana eşdeğerde görmüş. Her canlının yaşam hakkını kutsal saymış. Ne güzel ve doğa korumacı bir anlayış değil mi?
Halkımız, küçük ormanlara “koru” adını vermiş. “Koru” sözcüğü, “korumak” eyleminden gelir. Bu sözcük, “korunan, görevliler dışında kimsenin giremeyeceği yer” anlamında. Demek ki korulara/ormanlara herkes, elini kolunu sallayarak giremez. Buralar; mangalın yapılacağı, eğlencenin olacağı yerler değil. Bu alanlar, herkesçe korunmalı. Çünkü buralarda her türlü canlı birlikte yaşamakta. Her canlının değeri, varlığı doğa için vazgeçilmez önemde. Böyle olunca da ormanlarımızın korunması, atalarımızca yaşamsal bir durum olarak belirlenmiş.
Ülkemizdeki orman yangınlarının yüzde doksanından fazlası insan kaynaklı. Demek ki yurttaşlarımızda ormanlarımızı koruma bilince tam anlamıyla oluşmamış. Yaptıkları küçük hatalar, koskoca ormanın içindeki tüm canlılarla yok olmasına yol açıyor. Tüm uyarılara karşın, ormanlarda mangal yapmak nasıl bir aymazlık?
Yangınların en önemli nedenlerinden biri de anız yakmak. Eskiden toprak, öküz ya da atla sürüldüğü için çok derim kazılamazdı. Bu nedenle anız, sürülen toprağın altında kalıp çürümezdi. Bu da üretimi olumsuz etkilerdi. Oysa günümüzde öyle mi? Artık tarlalar traktörle sürülüyor. Sürülen toprak iyice altüst oluyor. Anızlar da toprağın altında kalıp çürüyerek doğal gübreye dönüşüyor. Bu nedenle anız yakmak geçmişten gelen kötü, zararlı bir gelenek. Bunu sürdürmenin anlamı, gerekliliği anlaşılmaz bir durum.
Türkiye’nin orman alanları genellikle kıyı bölgelerindeki illerde. Bu illerimizde, yazlıkçılık olağanüstü artmış durumda. Bu nedenle buralara yaz mevsimin gelmesiyle sürekli toplu gidişler var. İnsanlar, arabalarında yiyip içiyor, kimi zaman yol kıyılarında duraklayıp dinleniyorlar. Bu yolculuklar sırasında yol kıyılarına, duraklanan yerlere çöpler atılıyor. Bu çöplerin arasında cam şişeler de var. Bunlar, orman yangınlarının bir başka nedeni. Yolculuk sırasında taşıtında sigara içenlerin bir kısmı, sigarayı söndürmeden rastgele atıyor yola. Ardında, büyük bir yangını bıraktığının farkında bile değil bu kişiler. Ayrıca yazlıklar, birçok ilimizin toplumsal yapısını değiştirdi. Tüketime yönelik bir anlayış egemen oldu buralara. Bu nedenle tüketim alışkanlığı, orman alanlarımız da tüketiyor. Mangal yapmayı eğlence sanan bu kişiler, yangınlara neden olabiliyor.
Ağacı, ormanı, doğayı insan korur. İnsan da yok eder. Ormanlarımızın korunması, orman köylüleriyle başlar. Orman köylülerinin geçimi, yaşamı ormanlara bağlı. Bu nedenle ormanlar, onlar için yaşamsal önemde. Bunun bilincinde olan bu köylüler, ormana gelip gidene dikkat eder. Gelenlerin ne yaptıklarını gözlemler. En küçük kıvılcım gördüklerinde ilk müdahaleyi onlar yapar. Yangının büyümesini önlerler.
Otuz ilimiz büyükşehir oldu. Bunların çoğu, kıyı illerimiz... Orman alanlarımızın çoğu da bu buralarda… Orman köylerimiz, büyükşehir yasasına göre artık mahalle… Yanı buralarda yaşayanlar, köylü değil; kentli. Bu nedenle orman köylülerinin geçimleri zorlaştı. Bunda ülkemizin genel ekonomik sıkıntılarının da payı var. Ne yazık ki uygulanan ekonomik politikalar nedeniyle köylünün yüzüne bakan yok! Böyle olunca da köyler boşalmakta hızla, kentler ise niteliksiz ve ucuz iş gücüyle dolmakta. Orman köylüsü göçünce kentlere, yeşil vatanımızın gönüllü koruyucuları da kalmadı ne yazık ki. Ormanlarımız sahipsiz kaldı, bilinçsiz bir siyaset yüzünden.
Ormanlarımızın yanmasında yukarıda sayamadığım onlarca neden var. Bu konuda, kamuoyu bilgilendirilip yurttaşlar eğitilmeli. Ormanların korunması savsaklanacak bir şey değil. Bu konuda kılı kırk yarmalı, tüm olasılıklar hesaplanarak toplumun tüm kesimlerinin ortak aklıyla önlemler alınmalı.
23 Temmuz 2025 akşamı, çoğu kişi gibi oturmuş haberleri izlerken on yurttaşımızın Eskişehir’deki orman yangınında şehit olduğunu öğrendim. İçim yandı tıpkı ormanlarımız gibi cayır cayır. Kendimi, şehitlerimizin yerine koydum. Bu duygudaşlığım, olayın ne denli korkunç olduğunu az da olsa duyumsamamı sağladı.
Ne yazık ki son yıllarda devlet gücünün; yani yasaların, savcının, yargıcın, askerin, polisin, devlet kurumlarının birçok kişi için caydırıcılığının kalmadığını söyleyebilirim. İnsan yaralamak, hatta öldürmek, hırsızlık ve dolandırıcılık yapmak, ülkemiz kaynaklarını çarçur etmek, kamu malına el uzatmak, çeteleşmek, gece gündüz demeden insanları rahatsız edecek biçimde sokaklarda bağırıp çağırmak, hatta uluorta en galiz küfürleri etmek, hileli besinlerle halkın yaşamını tehlikeye düşürmek, trafikte adam dövüp sövüp saymak sıradan olaylar durumuna geldi. Yasalara saygı azalırken toplumsal kurallara uymak da yok oluyor giderek. Toplumsal bir çürüme almış başını gidiyor, bu nedenle her yan kokuşmakta. Bu nedenle ormanlarımızı yakanların birçoğu da ellerini kollarını sallayarak gezmekte aramızda. Örneğin, içtiği maden suyu şişesini yol kıyısına attığı için orman yangını çıkaran birinin yargılanıp ceza aldığını bugüne dek işiten var mı?
Devlet gücü caydırıcı olmalı. Yasalar eşit uygulanmalı kim olursa olsun. Devlet, adaleti uygularsa caydırıcılığı, saygınlığı artar. Orman yangınlarını önlemek için tüm televizyonlarda aynı anda, eğitici kısa görseller gösterilmeli. Halkı, bu konuda eğitip bilinçlendirmek için yeni yasalar çıkarılmalı. Bu yeni yasalar, orman yangını çıkaranların cezalandırması için de olmalı.
Bir gün önce televizyondan Geyve’de yanan hayvanların seslerini dinlemiştim. Çok etkilendim bu seslerden. Gece oldu, ancak ben doğru dürüst uyuyamadım. İnsan olan bu seslere dayanamaz, yanar yüreği en derinden. Keşke ağaçların yanarken ağlamalarını da işitebilsek. Belki ağaçların çığlığıyla aramızdaki bazıları insan olduğunu anımsar belki.
Türkiye, ormanlarının yanmasıyla insanlarını, hayvanlarını, ağaçlarını, çalılarını, otsu bitkilerini, kısacası yeşil vatanını, yaşamını, kısacası geleceğini yitirmekte. Her yurttaş sorumluluğunu bilmeli. Özellikle hükümet, gerekli önlemleri önceden almalı. Ormansız bir toprağın vatan olamayacağı gerçeği, kafalara kazınmalı.
Adil Hacıömeroğlu

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…