Türkiye’de siyaset uzun süredir adaletin olmadığı bir ortamda yapılıyor. Artık sadece muhalefet mensupları değil, adalet arayan herkes hedefte. Gazeteciler susturuluyor, belediye başkanları tutuklanıyor, öğrenciler yıllarca hapis yatırılıyor, halkın seçtiği temsilciler birer birer cezaevine konuluyor. Bu karanlık tablo giderek daha derinleşirken, birileri hâlâ CHP’nin AKP ve MHP ile müzakere masasına oturmasını bekliyor. Oysa bu artık bir müzakere değil, meşruiyet transferi masasıdır. Ve CHP, bu masaya oturamaz.
Ekrem İmamoğlu, halkın oylarıyla iki kez üst üste İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. 2019 seçimleri sadece bir yerel yönetim başarısı değil, otoriter düzene karşı yükselen halk iradesinin somutlaşmış hâliydi. Bugün İmamoğlu’nun tutuklanması, bir siyasi linçtir. Onun şahsında milyonlarca seçmenin iradesi cezaevine konulmuştur. Avukatı tutuklu. Yardımcıları hedefte. İmamoğlu ile birlikte yürüyen herkes, susturulmak isteniyor.
CHP’li birçok belediye başkanı hâlâ tutuklu. Kimisi ağır hasta, kimisi tek kişilik hücrelerde tutuluyor. Delil yok, suç yok, ispat yok. Tek gerekçe: AKP’nin, kaybettiği şehirleri sandıkla değil, yargı sopasıyla geri alma arzusu. Bu ülkede halkın seçtiği yöneticilere değil, sarayın işaret ettiği memurlara “makbul siyasetçi” muamelesi yapılıyor.
Yalnız siyasetçiler değil, basın da hedefte. Furkan Karabay ve Fatih Altaylı gibi gazeteciler, iktidarın hoşuna gitmeyen haberler yaptıkları için tutuklu. Soru soran, yolsuzluk yazan, kamunun hakkını savunan herkes ya işsiz kalıyor ya da kendini bir anda mahkeme koridorlarında buluyor. Bu ülkede artık gazetecilik suç, propaganda ise serbest.
Üniversite öğrencileri, LGBTİ+ bireyler, kadın hakları savunucuları, çevreciler, barış isteyen akademisyenler… Herkes potansiyel bir “devlet düşmanı” ilan ediliyor. Bu politik atmosferde CHP’nin, iktidarla aynı masaya oturması sadece politik değil, ahlaki bir fiyaskodur.
Peki masada ne konuşulacak? Anayasa mı? Adalet mi? Ekonomi mi? Bu sistem zaten bir “tek adam rejimi” olarak inşa edildi. Bugün iktidarın ortaklarıyla oturulacak her masa, bu rejimin yeniden üretimine katkı sağlar. CHP, bu oyunun parçası olamaz. Çünkü bu düzenin mağduru olan milyonlar, CHP’den uzlaşma değil, direniş bekliyor.
Masaya oturmak, aynı dili konuşmak demektir. Oysa CHP ile AKP-MHP ittifakının dili, hayata bakışı, halka yaklaşımı tamamen zıttır. CHP, özgürlüklerden, hukuktan, halk iradesinden yana bir çizgi izlemek zorundadır. İktidar bloğu ise her geçen gün otoriterliği biraz daha artıran, toplumu kutuplaştıran, yargıyı sopa olarak kullanan bir anlayışla hareket ediyor.
CHP’nin görevi, bu düzenin devamını sağlamak değil, bu düzeni değiştirmek olmalıdır. 2019’da kazanılan belediyelerle birlikte umut yeşermişti. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok şehirde halk, değişim için CHP’ye yetki verdi. Şimdi o halkın iradesine darbe vuruluyor. Ve CHP bu darbeye karşı sessiz kalırsa, kendi siyasi meşruiyetini de yitirir.
CHP, eğer bu zulüm ortamında iktidarla masaya oturursa, sadece seçmeninden değil, tarih önünde de hesap veremez. Bugün cezaevindeki gençler, susturulmuş gazeteciler, hedef alınan kadınlar, yalnız bırakılmış Kürtler, yoksullar, işsizler, geleceksiz kalan milyonlar, CHP’den bir duruş bekliyor. Bu duruş, ancak mücadele ile gösterilir. O masa değil, bu mücadelenin safıdır.
Mesele sadece seçim kazanmak değildir. Mesele, kazanılan değeri korumaktır. Mesele, halkın inancını boşa çıkarmamaktır. CHP, artık halkın nezdinde bir “iktidar alternatifi” olmanın sınavını vermektedir. Bu sınavdan geçmenin yolu, baskılara karşı direnmekten geçer. Boyun eğmekten değil.
İktidar, muhalefeti suç ortaklığına çekmek istiyor. “Bakın masaya oturuyoruz, uzlaşıyoruz” diyerek hem dışarıya hem içeriye bir istikrar algısı satmak istiyor. Oysa bu bir istikrar değil, istibdat masasıdır. CHP, o masaya oturduğu an, yalnızca iktidarın değil, rejimin ortağı hâline gelir.
Toplum artık sadece oy vermek değil, hak ettiğini almak istiyor. Adaleti, özgürlüğü, hakkını, geleceğini… CHP bu taleplerin tercümanı olmazsa, bir muhalefet partisi olmaktan çıkar. O yüzden o masa, CHP’ye göre bir masa değildir.
Adaletin olmadığı yerde uzlaşı, zulmün gölgesinde siyaset olmaz. CHP bu ülkenin umudu olacaksa, öncelikle hangi safta durduğunu, kiminle yürüdüğünü net biçimde göstermelidir. Halkın adalet arayışında mı duracak, yoksa saray rejiminin vitrininde mi yer alacak?
CHP, o masaya değil; halkın kalbine oturmalıdır. Çünkü artık mesele partiler değil, rejimin kendisidir. Ve bu rejimle oturulmaz, mücadele edilir.




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…