Hayat tek kişilik bir yolculuktur.
Doğarken eğer ikiz veya üçüz değilseniz –ki yine de tek başınıza- yaşam yolculuğuna başlarsınız. Ölürken de genellikle yalnız karşılarsınız ölümü… Ölüm sonrasında kim karşılar, doğarken sizi bağrına basanlar olduğu gibi orada da karşılayanlar var mıdır bilinmez… Sadece inancımız vardır yanımızda…
Etrafınızdaki kalabalıklara aldanmayın. Size dost sandıklarınız en büyük kazığı atacaklardır. En zor zamanınızda sizi yalnız bırakanları bir hatırlayın bakalım. Eğer onlara bir ikbal vaad ettiyseniz, ya da eskilerin değimi ile varidatınız yeterli ise, sofranızdan yiyecekleri ekmeğiniz var ise etrafınız hep dolu olur.
Akıllı insanların çoğu bunları bilir. Kimseyi kovmazlar, kimseye de gel demezler. Gelecek kimse varsa onlar zaten gelir. İyi veya kötü… Vefalı veya vefasız…
Tabaklarınızın porselen, gümüş veya pişmiş topraktan olması bir mana ifade etmez. Önemli olan içindeki yiyeceğin kalitesi ve miktarıdır. Hoş, çoğu doymaz ama yine de homurdana, homurdana yerler. Olmayacak öyküler anlatıp sizi esir almaya, zamanınızı çalmaya çalışırlar…
Ne yazıktır ki, kardeşin bile kardeşe kazık attığı; miras kavgaları yaptıkları, üç kuruş için ana karnında başlayan sevgiyi kaybettikleri, hep hesap sordukları, kendi gelecekleri veya hırsları için türlü madrabazlığı göze aldıkları, ilgiyi-bilgiyi-görgüyü ve sevgiyi unuttukları bir dönem yaşıyoruz. Kapısı açık yatılan, kilitlenmeyen evlerden gece üç beş kilit bastığımız; bir yere giderken asma kilit üzerine kilit taktığımız, yaz günü gelip geçenler için kapımızın önüne bir testi su bırakmadığımız garip günler bunlar…
Mal-mülk telaşına düşerek Ananın-babanın unutulduğu, büyürken hiçbir zorluk çekilmemişte sanki gökten zembille inmişler gibi bir hal ve telaş içinde hareket ettikleri örnekleri gördükçe kendi kendime dünyanın nereye doğru evrildiğini sorgulamadan edemiyorum.
Görev gereği beraber olduğum tüm ebeveynlerin şikayetleri ortak… Çocuklarını iyi yetiştirmek adına çabalayan, bazıları iki işte çalışan, aman benim gibi sefil olacaklarına sefir olsunlar diyerek tüm gücü ile onlar için çalışanlar da bu kategoriye dahil. Yapılan fedakarlığı bilmemek, yaşam zincirindeki yerini ve yönünü fark etmemek, ebeveynlerin doğal bir zorunluluğu gibi görmek insanın içini acıtıyor.
Bizim zamanımızdaki gibi aile bütçesine yardımcı olmak veya yaz aylarında para biriktirmek için bir işe girip çalışmak şimdi ayıp sayılıyor. Çocuğa harçlık veremeyen babanın çektiği vicdan azabını düşünebiliyor musunuz? Oysa alınan üç-beş kuruş maaş ile geçinmeye çalışmak, evin masraflarına yetememek zaten günümüzün en acı sınavı…
Kendi işimi yaparken bayramlarda personelin parasını ödeyip, eve beş kuruşsuz gittiğim günler aklıma gelir. Eşim, “Olsun, biz idare ederiz, önemli olan çalışanlar mağdur olmasın, yazık…” derdi. Biz dediği gibi idare eder, mutlu bayram sabahlarına uyanırdık.
Çocuklar büyüyüp, okul masrafları arttığında ailenin desteği çoğalmış, hayatımızdaki tek hedef onların bir an önce mezun olmaları için tasalanmak olmuştu.
Çocuklar, kendileri ana-baba oluncaya kadar kendilerini okutup büyütmek için ebeveynlerinin neler çektiğinin farkına varmıyorlar. Eh, farkına vardıklarında da sarılıp teşekkür edecek ebeveyn bulamıyorlar.
Evlendirdikten sonra bile çocuklarınız hayatınızın bir parçası olmaya devam ediyorlar. Onlar sizi silmiş gibi görünseler de, bazı şeyleri anlamaları için birkaç ölüm veya yaşam kaygısı yaşamaları gerekiyor… Bir zamanlar renkli Televizyon için hatta siyah beyaz televizyon için vızıklayanlar şimdi sürekli modeli değişen cep telefonları, biraz daha durumu iyi olanlar lüks arabalar için yarış halindeler.
Şimdi her şey daha da zorlaştı. “Madem bakamayacaktınız beni neden doğurdunuz?” diye soru yöneltenlerden, üç kuruş eğlence parası için yürek kıranlara kadar yüzlerce vefasızlık örneği görüyoruz. Güzel örnekler yok mu? Var elbette… Ömrünü adayanların hakkını yemeyelim.
Bir saç sobanın çıtırtısında, dışardaki kar sessizliğinde, yuvarlak sininin başında bir tas dumanı tüten tarhana çorbasının, tandır ekmeği ile çalakaşık paylaşıldığı günleri, neşeli kahkahaları özledik…
Karamsarlığımızda biraz bundan her halde…
Alıştırın kendinizi… Hayat Tek kişilik bir yolculuktur… Arkanızdan uğurlayan olursa ne mutlu size?
Taner TÜMERDİRİM

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…