Türkiye’nin sahip olduğu yeraltı zenginlikleri, bu ülkenin kaderini değiştirebilecek güçte. Altın, bor, gümüş, kömür, demir… Saymakla bitmeyecek kadar çok kıymetli maden toprağın altında duruyor. Fakat ne gariptir ki, bu zenginliklerin çok azı doğrudan Türk milleti adına, Türkiye Cumhuriyeti eliyle işleniyor.
Yani bu ülkenin toprağında olan altını, gidip yabancı şirketler çıkarıyor. Özellikle de Kanadalı şirketler. Peki bu ne demek?
Bu, şu demek: Kendi toprağımızdan çıkan zenginlik, bize değil, yabancıya kazandırıyor. Doğa bizim, maliyet bizim, zarar bizim… Ama kazanç onların.
Burada sormamız gereken soru basit:
Neden biz, kendi altınımızı kendimiz çıkarmıyoruz?
Neden bu kadar eğitimli mühendisimiz, işçimiz, teknik bilgimiz, tecrübemiz varken, ülkemizin en değerli kaynakları başkalarının kontrolüne veriliyor?
Bu soruyu ne yazık ki halkın büyük bir bölümü sormuyor. Özellikle de iktidarı yıllardır destekleyen seçmen.
Oysa ki bu, sadece çevreci bir mesele değil. Bu, doğrudan ekonomik bağımsızlıkla ilgili bir konu.
Bir ülkenin altını başkası çıkarıyorsa, o ülke bağımsız değildir.
Bir ülke, kendi yeraltı kaynaklarını kendisi işletemiyorsa, o ülke dışa bağımlıdır.
Türkiye, son yıllarda çok sayıda altın madeni ruhsatını yabancı şirketlere verdi. Kaz Dağları’ndan Erzincan’a, Artvin’den Uşak’a kadar pek çok bölgede bu şirketler faaliyete geçti. Genellikle kullanılan yöntem de siyanürle ayrıştırma. Bu yöntem hem çevreye büyük zarar veriyor hem de çıkarılan altının büyük kısmı ülke dışına gidiyor.
Yani özeti şu: Biz kendi ülkemizin altınını çıkaramıyoruz.
Toprak bizim, maden bizim ama kazanan başka ülkeler.

Burada tek bir parti ya da siyasi görüşten söz etmiyoruz. Mesele partiler üstü. Ama mevcut iktidar, bu düzeni hem kuran hem de sürdüren tarafta.
Ve bu düzeni sorgulaması gereken ilk kişiler, iktidara oy veren, ona güvenen, onun vatanseverliğine inanan insanlardır.
Çünkü vatan sevgisi, sadece bayrak asmakla, nutuk atmakla, hamasetle olmaz.
Vatan sevgisi, yeraltı kaynaklarına sahip çıkmakla olur.
Doğasına, suyuna, toprağına sahip çıkan insan, gerçek anlamda vatanseverdir.
Kanada, kendi ülkesinde Türk şirketlerine altın madeni izni verir mi?
Hayır.
Çünkü kendi kaynaklarını kendi halkı için korur.
Çünkü bu, bir devlet aklı meselesidir.
Ama Türkiye’de işler tersine dönmüş durumda.
Siyasi iktidar, yerli ve milli söylemlerle halkı etrafında toplarken, arka planda çok uluslu şirketlere altın madeni ruhsatları dağıtıyor.
Bu bir çelişki değil mi?
Neden bu çelişki fark edilmiyor?
Neden bu kadar bariz bir durum toplumun geniş kesimlerinde bir tepkiye yol açmıyor?
Cevap belki de şu:
Çünkü yıllardır devam eden medya kontrolü, bilgi kirliliği, kutuplaşma ve siyasal sadakat; insanları düşünmekten uzaklaştırdı.
Çünkü insanlar ekonomik sıkıntıları konuşurken, bu sorunların temel nedenlerine inmiyorlar.
Altın, dolar demektir. Dolar, zenginlik demektir.
Peki neden bu zenginliği halk değil de yabancı şirketler alıyor?
Eğer Türkiye, kendi altınını kendisi çıkarabilseydi,
Eğer bu iş için yerli firmalar, devlet destekli olarak organize edilseydi,
Eğer bu kaynaklar doğaya zarar vermeden, sürdürülebilir yöntemlerle işlenseydi,
Şu an bu ülkede yüz binlerce kişiye iş sağlanabilir, ekonomiye milyarlarca dolarlık katkı yapılabilirdi.
Ama yapılmıyor. Çünkü işin ucunda büyük paralar var.
Çünkü bu maden ihaleleri, yabancı ortaklıklara açıldığında birileri kazanıyor.
Ve bu birileri genelde siyasetle bağlantılı kişiler oluyor.
Bu çarpık düzeni kimse yüksek sesle sorgulamak istemiyor.
Ama sormalıyız.
Her yurttaşın sorması gereken birinci soru şu olmalı:
Benim ülkemin altınını neden başka biri çıkarıyor?
Ben neden doğamı, suyumu, ormanımı kaybederken; Kanada’daki bir şirket zengin oluyor?
İşte bu noktada, seçmen sorumluluğu önem kazanıyor.
Oyunla iktidarı destekleyen vatandaş, aynı zamanda bu düzene onay veriyor.
Bu yüzden, sorgulamayan seçmen sayısı azaldıkça, bu sömürü düzeni büyüyor.
Demokrasi, sadece oy vermek değil; hesap sormaktır, yanlışları görmektir, halk adına takip etmektir.
Bu ülkede madencilik elbette olmalı. Ama doğru ellerde, doğru yöntemlerle, kamu yararına yapılmalı.
Yabancıya altın ruhsatı verip sonra da millilikten bahsetmek, halkla alay etmektir.
Gerçek millilik, kendi kaynaklarını halkın yararına kullanmaktır.
Bu kadar açık bir mesele, artık görmezden gelinemez.
Unutma:
Bir gün çocukların “Bizim dağlarımız niye kurudu, bizim derelerimiz neden kirlendi, bizim altınımız nerede?” diye sorduğunda,
cevap veremeyeceksen, bugün susmak, yarının utancı olur.
Bu ülkenin kaynakları hepimizin.
Ve hepimiz aynı soruyu sormalıyız:
Altınımız var. Neden biz çıkarıp zengin olmuyoruz da, başkaları gelip alıp gidiyor?





Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…