AKP yıllarca bu millete ahlak satmaya kalktı. Her kürsüye çıktıklarında “kul hakkı” dediler. “Biz harama el uzatmayız”, “biz bu millete hizmet için geldik” dediler. Milletin inancını, değerlerini, temiz duygularını sömürerek iktidarlarını inşa ettiler. Ama ne zaman ki devletin bütün kurumları ellerine geçti, o zaman gerçek yüzlerini göstermekte bir an bile tereddüt etmediler.

Yıllardır anlatılan tüm o “dürüst siyaset” masalları bir bir çöktü. Çünkü bugün memlekette en yüksek makamlarda oturanların önemli bir kısmı ya tabela üniversitelerden mezun ya da diplomaları şaibeli. Ne YÖK denkliği var, ne gerçek bir eğitim geçmişi. Ama bu sahte mezunlar, kamu kurumlarının en tepesinde, milyonlarca insanın kaderini belirliyor.

Balkanlar’dan, Karayipler’den, parayla diploma satan tabela okullardan mezun olmuş gibi gösterilen, hatta bazılarının hiç gitmediği üniversitelerden belge getiren insanlar, bir telefonla müsteşar oluyor, genel müdür oluyor, daire başkanı oluyor. Oysa yıllarca ders çalışan, sınavdan sınava sürüklenen, borç harç içinde üniversite bitiren gerçek mezunlar İŞKUR kapılarında, kargo şirketlerinde, call center’larda boğuluyor. Bu sadece bir haksızlık değil; bu tam anlamıyla bir vicdansızlık rejimidir.

Gerçek diplomalılar sokakta sürünürken, uydurma diplomalılar makam koltuklarını işgal ediyor. Çünkü bu sistem hak edeni değil, sadık olanı, biat edeni, yalakalık yapanı ödüllendiriyor. Ne bildiğin değil, kime yakın olduğun önemli. Bu da devletin içine işlemiş bir hastalığın adıdır: torpil devleti.

Üniversite okumamış, kitap kapağı açmamış, ödev dahi yapmamış insanlar, YÖK’ün bile tanımadığı yerlerden uydurma diplomalarla devleti yönetiyor. Onlara bu yolları açanlar, sorumluluk alacağına onları koruyup kollayanlar ise sistemin esas aktörleri. Onlar için ahlak sadece başkasına nasihat edilirken hatırlanan bir kelime. İş kendi çıkarlarına gelince, “helal” ve “haram” kavramları anlamını yitiriyor.

Sözde muhafazakâr olan bu iktidar, aslında ülkenin en büyük ahlaki çöküşüne imza atmış durumda. Başörtüsünü sembol yapıp, içini boşalttılar. Dindarlığı sadece şekil üzerinden tarif edip, içini bozdular. Herkesin gözü önünde yapılan bu torpil, kayırmacılık ve sahtekârlıklar, artık milletin gözünü kanatıyor. Ama hâlâ utanmadan ahlak dersi veriyorlar.

Bugün Türkiye’de bir genç, yıllarca okusa da, dereceyle mezun olsa da, bir yere gelemiyor. Çünkü önünde bir engel var: Sahte diplomalıların ordusu. Bu orduyu kuran da büyüten de iktidarın ta kendisi. Onlar için liyakat değil, itaat önemliydi. Ve o itaatin bedeli, milyonlarca gencin hayalleri oldu.

Bu insanlar sadece makamlara çöreklenmedi; devletin ruhunu da çürüttüler. Bugün bir öğretmenin, bir doktorun, bir mühendisin diplomasının bir anlamı kalmadı. Çünkü sahte belgeyle gelen biri, o emeğin üstünde oturuyor. İnsanlar artık “çalışarak bir yere gelinir” inancını yitiriyor. Umutlar, sistemli bir şekilde çalınıyor.

Bu sahtekârlığın bir ferdi değil, bir düzenidir. Bu düzenin içinde yalnızca bireyler değil, kurumlar, partiler, bürokrasi de vardır. Hepsi aynı çarkın parçasıdır. Bugün bir sahte diplomalıyı kimse görevden almıyor çünkü herkesin birbirine verecek hesabı var. Birini açığa alsalar, o kişi konuşacak, “Benim gibi daha yüzlerce kişi var” diyecek. Bu yüzden bu düzen kimseyi cezalandıramaz. Çünkü çürümüşlük, tavandan tabana sirayet etmiştir.

Almanya’da, İngiltere’de, Japonya’da bir bakanın özgeçmişinde bir tutarsızlık olsa, görevinden hemen istifa eder. Çünkü orada devlet ciddiyeti vardır. Bizde ise diploma sahte, yalan doğru, haram helal olmuş. Ve hâlâ kimsenin yüzü kızarmıyor.

Bir ülkede eğer gerçek diplomalı işsiz gezerken, sahte diplomalı devlet yönetiyorsa, orada çöküş kaçınılmazdır. Bu çöküş sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküştür. Ve ne yazık ki bu çöküş, “ahlak” kisvesi altında büyütülmüştür.

AKP yıllarca ahlakı araçsallaştırdı. Konuşurken mangalda kül bırakmadılar. Ama ellerine geçen ilk fırsatta “hak öyle yenmez, böyle yenir” dediler; “haram öyle yenmez, böyle yenir” dediler; kısacası “ahlaksızlık öyle yapılmaz, böyle yapılır” dediler. Bu cümle, sadece bir söz değil; bir dönemin, bir rejimin, bir zihniyetin özetidir.

Bu sahte diplomalı düzen, sadece bir adaletsizlik değil; bu halkın aklıyla alay etmektir. Bir milletin umutlarını, emeğini, geleceğini çalmaktır. Ve ne yazık ki bu düzenin kurucuları, bugün hâlâ ellerini vicdanlarına koymadan konuşabiliyorlar.

Ama hakikat öyle bir şeydir ki, er ya da geç ortaya çıkar. Sahte belgelerle kurulmuş her makam, bir gün çöker. Gerçekler, en derin kuytulardan bile sızar. Ve o gün geldiğinde, bu halk sadece hesap sormayacak; aynı zamanda yeniden adaletin, emeğin ve ahlakın hâkim olduğu bir düzeni arzulayacak.