Ormanlar yanarken gözünü çeviren, bir ağacın kesilişini “gelişme” diye alkışlayan, bir hayvanın aç bakışlarını görmezden gelen misin? Ülke değerlerini ve insan emeğini sömürenleri umursayanlardan mısın? Yoksa onurunu üç kuruşluk makam ve sermaye uğruna harcayan, insani değerini güce teslim edenlerden mi?

Bugün ülkemizde en büyük sorunlardan biri, sessizliktir. Sessizlik, en az yangın kadar can yakıcı, ihanet kadar yıkıcıdır. Çünkü sessiz kalmak taraf olmak, suça ortak olmaktır. Doğaya, hayvana, ülkeye, demokrasiye, halka yapılan haksızlığın sürdürülmesinin en büyük dayanağı, işte bu sessizliktir.

Vicdanın külleri

Her yaz aynı manzara: Dağlar yanıyor, ormanlar kül oluyor, insanlar evsiz, hayvanlar yuvasız kalıyor, yanarak, boğularak ölüyorlar. “Kaza” diyorlar, “doğal afet” diyorlar, oysa hepimiz biliyoruz: Bu yangınların ardında ihmaller var, rant hırsı var, çıkar hesapları var.

Yangın sonrası “yanan alanlara imar yok” denilse de, kısa süre sonra imar planlarının değiştirildiğini defalarca gördük.

Bir ülke, doğasını göz göre göre kaybederken sessiz kalıyorsa, aslında geleceğini de kaybediyor demektir. Çünkü yanmış bir ağacın yerine villa dikilebilir, ama yanmış bir vicdanın yerine hiçbir şey konulamaz.

Doğayı savunmak!

İkizdere’de vadiler taş ocaklarına kurban edilirken kaçımız sesimizi yükselttik?

Akbelen’de köylüler ormanlarını savunurken, kaçımız onların yanında olduk?

Kazdağları’nda altın şirketleri toprağı delik deşik ederken, kaçımız “yeter” diyebildik?

Doğayı savunmak, sadece çevrecilerin işi değil; insan olmanın gereğidir. Çünkü toprak bizim değil, biz toprağın misafiriyiz. Biz gideriz, ama bu topraklar çocuklarımıza kalacak. Onlara bırakacağımız şey banka hesaplarımız değil; nefes alınacak hava, içilecek su, gölgesine sığınılacak bir ağaçtır.

Siyasetin pazarlık masası

Peki siyasette durum farklı mı?

Seçilmiş belediye başkanları, halkın iradesini hiçe sayarak saf değiştiriyor. Dün iktidarın en ateşli eleştirenler, bugün “Cumhurbaşkanımızın himayesindeyim” diyerek koltuklarını korumaya çalışıyor. O koltuğun sahibi halk değil midir? Halkın oyunu pazarlık konusu yapmak, seçmeni yok saymak değil midir?

Milletvekilleri, kendi çıkarı için partiden partiye savruluyor. Halkın iradesini, makam ve sermaye güçlerini koruyup büyütmek uğruna kurban ediyorlar. En aptal savunma şekliyle “Bana dokunmuyor” diyenler, oysa ki; bencil, bana neci, umursamaz ve en duyarsız kesimlerdir.

Asıl soru

Şimdi dönüp bir kez daha kendine sor:

Neden sessizsin?

Doğa yanarken susan, ülke değerleri ganimet gibi yağmalanırken seyirci kalan, hayvan öldürülürken görmeyen, halkın iradesi gasp edilirken sessiz kalanlardan mısın? Yoksa bütün bunlara karşı dimdik duran, onurunu, vatanını ve vicdanını koruyanlardan mı?

Unutma:

Sesiz kalmak, taraf olmamak, etliye sütlüye karışmamak, iyi insan olmak değildir. Tam aksine insanlıktan çıkmaktır.

Paranın, makamın, unvanın gücü bir gün bitecek.

Geride şu soru kalacak:

“Neden sessiz kalarak, insanlıktan çıkarak bu duruma düştüm?”

Hadi hayırlısı…