“Yobazlık dindarlık değil; talan, cezasızlık ve zulmün kılıfıdır.”
Yobazlık bireysel bir hastalık değil, örgütlü bir iktidar biçimidir. Hele bir de yobaz bir parti devletin başına geçti mi, ülkenin kaderi kararmaya başlar. Çünkü yobazın yönetiminde din değil; talan, cezasızlık ve korku hüküm sürer.
Yobaz parti iktidarındayken ülke soyulur, ormanlar yağmalanır, dereler kurutulur, fabrikalar kapatılır. Kamu malları haraç mezat satılır. Halk yoksullaşırken, bir avuç “dinin temsilcisi” maskesi takmış çıkar grubu saraylarda sefa sürer.
Kendi gibi düşünmeyene merhamet yoktur. Farklı inançtan olan, farklı fikir söyleyen herkes düşman ilan edilir. Onların gözünde en büyük günah eleştirmektir, en büyük sevap ise itaat etmektir.
Yobazın Sahte Dini Silahıdır
Yobaz parti ve onun mensupları dini kullanır ama dine inanmaz. Ayetleri, hadisleri kendi çıkarına göre seçer. Kadınlara baskı uygularken, gençleri sustururken, sanatı yasaklarken hep dini gerekçeler bulur.
Ama konu yolsuzluk, kul hakkı, adalet ve merhamet olunca hepsi birden susar. Çünkü onların dini kalbin değil, vitrinin meselesidir.
Bu yüzden yobaz için din bir yaşam biçimi değil, bir kılıftır. Gerçek dindar vicdanıyla hesaplaşır, kul hakkından çekinir. Yobaz ise yalnızca menfaatinin peşindedir.
Cezasızlık Düzeni
Yobazın bütün mücadelesi cezasızlık içindir. Bağımsız yargıyı istemez; çünkü adalet işlediği anda ilk yargılanacak olan kendisidir.
Bu nedenle dini bir sopa gibi kullanır. “Allah affeder” diyerek kul hakkını küçümser. Hesap vermemek için kılıf uydurur. Devlet kademelerine yerleşir, eğitim sistemini zehirler, medyayı susturur.
Yobaz iktidarında yargı, adalet dağıtan kurum olmaktan çıkar, cezalandırma ve korkutma aracına dönüşür. Muhalif olanlara en ağır cezalar verilirken, yobaz çevresinden olanlar işledikleri en büyük suçlardan bile kurtulur.
Hastalıklı Arzular
Yobazın içinde bastırılmış bütün karanlık arzular vardır. Kadın düşmanlığını “namus” kılıfıyla satar, baskıyı “ahlak” diye dayatır, yağmayı “helal kazanç” diye aklar.
Bir yandan kadınları eve kapatır, bir yandan en ağır ahlaksızlıklara imza atar. Çocuklara, hayvanlara, doğaya yönelik zulümlerini görmezden gelir. Onun için bunların hiçbirinin adı günah değildir.
Asıl istediği, kendi sapkın arzularını tatmin edebileceği bir düzen kurmaktır. Bu nedenle yobazın dünyasında ne insan hakları vardır ne doğaya saygı. Onun tek derdi kendi iktidarını sürdürmektir.
Toplumsal Çürüme
Yobaz parti iktidarındayken ahlak çöker, liyakat yok olur. Bilim düşman ilan edilir, sanat yasaklanır, özgür düşünce susturulur.
Eğitim sistemi sorgulamayı değil, itaati öğretir. Gençler üretkenliğe değil, boyun eğmeye alıştırılır. Halk yoksullaşır, kadınların sesi kısılır, işçi hakkını arayamaz, köylü toprağını koruyamaz hale gelir.
Yobazın iktidarında ülke talan edilir. Ormanlar, dereler, madenler yağmalanır. Kamu malları satılır, halkın alın teri yok edilir. Kendi gibi düşünmeyene acımazlar; farklı inançtan, farklı fikirden olan herkes düşman görülür.
Tarih Ne Diyor?
Tarih, yobazlığın iktidar olduğu her yerde toplumu çürüttüğünü gösterir. Osmanlı’nın son döneminde medreselerin bilime kapılarını kapatması, ülkeyi gerileten en büyük darbelerden biriydi.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında yobazlığa karşı verilen mücadele ise Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Çünkü aydınlanma olmadan ilerleme olmazdı. Bugün hâlâ aynı gerçek geçerli: Yobazlık yalnızca bir inanç değil, siyasi bir stratejidir.
Kutuplaştırmak, korkutmak, biat ettirmek için kullanılan bir araçtır. Bu nedenle yobaza karşı çıkmak dine karşı çıkmak değildir. Aksine dini istismardan korumaktır.
İçgüdülere Teslimiyet
Yobaz için ensest ilişki, her türlü pislik, insan ya da hayvan istismarı günah değildir. Doğayı talan etmek, ağacı kesmek, dereyi kurutmak da suç değildir.
Çünkü yobaz vicdanla değil, içgüdüyle yaşar. İçinde bastırılmış bütün karanlık dürtülerini din perdesinin arkasında tatmin eder.
Bir yandan “namus” diye nutuk atar, öte yandan en ağır ahlaksızlıklara imza atar. Çocuklara, kadınlara, hayvanlara, doğaya zulmeder ama bunları günah olarak görmez.
Onun tek ölçüsü kendi zevkidir. İşte yobazlığın en korkunç yüzü budur: İnsanlığı silip geriye sadece çıplak, kontrolsüz içgüdüler bırakması acılar ve zulümlerin dünyada yeşermesidir.




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…