Günlerdir televizyon ekranlarında, gazete manşetlerinde tek bir nakarat:
“Savunma sanayi destan yazıyor!”
Evet, belki silah fabrikaları, insansız hava araçları, roket sistemleri destan yazıyor olabilir. Eğitimi, sağlığı, tarımı, hayvancılığı çözmüş sosyal devletler ülkelerinin savunma sanayisini güçlendirmesi kendi güvenlikleri açısından anlaşılır bir durum. Peki ya ülkenin temel direkleri? Sanayi, tarım, hayvancılık… Zarar yazıyor, intihar yazıyor, sağlıksız yaşam yazıyor, açlık yazıyor, ekonomik koşullarından dolayı kazandığı üniversiteye gidemeyen öğrencileri yazıyor, yanan ormanları yazıyor…. Destanı ne olacak?
Çarkları yavaşlayan sanayi
Bir ülkenin kalkınmasının ölçüsü yalnızca askeri gücü değildir. Askeri güç ekonomik ve siyasi alanda güçlendiğinde ülkenin güvenliğini sağlamak için vardır. Ülke de milli gelir düşük, zenginle yoksul arasında uçurum varsa; eşit paylaşım yok, adalet yoksa, demokrasi için mücadele eden halklara karşı sermayenin güvenliğini sağlar.
Hak ve özgürlükleriyle yaşayan, yönetimde temsil hakkı olan halklar,
üretim yapan fabrikalar, ihracatını çeşitlendiren sanayi, milli tarım ve hayvancılık ekonomik ve siyasi bağımsızlığın temelidir. Ülkelerin destanı buralarda yazılır.
Savunma sanayi için destan yazanlar; sanayi işletmeleri yüksek enerji maliyetleri, ithalata bağımlı ara malı ve döviz dalgalanmalarıyla nefes alamaz durumda, sanayi işletmelerinde kapanan kepenklere, küçülen üretim bantları için ne yazacaklar?
İthal tohumun gölgesinde tarım!
Çiftçi, tarlasına girdiğinde mazot fiyatına, gübreye, ilaca, ithal tohuma bakıyor. Buğday ithal eden, saman ithal eden bir ülkenin tarımı hangi destanı yazabilir? Borç defterine düşülen rakamlarla, üretimden kopan köylünün sessiz çığlığını yazabilir mi? .
Kapanan ahırlar, boşalan köyler
Eskiden Anadolu köylerinde sabahın ilk ışıklarıyla duyulan hayvan sesleri bugün yok. Besicilik yapan çiftçiler yem fiyatlarına, ithal ete, desteklerin azalmasına yeniliyor. Köylerden şehirlere göç eden gençler artık tarlayı değil, market kasasını görüyor. Hayvancılığın yazdığı metin ne yazık ki bir “destan” değil; kapanan ahırların, boşalan köylerin, ithal et gemilerinin utanç hikâyesidir.
Ekonomi:
Eğer ekonomi sürekli eksi yazıyorsa, büyüme rakamları ülke halklarının yoksullaşmasını gizliyor, insanlar yoksulluk sınırından açlık sınırına geçiyorsa buradaki acı reçeteyi kim destanlaştıracak?
Ülke değerleri
Ülke değerleri sokakta bağıra çağıra slogan atmak, bayrak sallamak, kuru sıkı vatan edebiyatı yapmak değil. Çiftçiyi, işçiyi, emekçiyi, yoksul köylüyü, bilim insanını desteklemektir. Parasız sağlık hizmeti, parası özerk ve bilimsel eğitimde dünya ülkeleriyle yarışmanın destanı yazılmalıdır. Ekonomi, tarım, hayvancılık, sağlık, eğitim, toplu taşıma ile destan yazamayan ülkelerin, savaş uçağıyla övünmesi sağlıklı insanların düşüncesi olamaz!
Savaş uçakları yeraltı, yer üstü zenginlikleri talan edilmiş, milli sanayi, tarım ve hayvancılık ortadan kaldırılmış, ithal ürünlerle ülkeye sokularak üretim durdurulmuş…, ekonomik ve siyasi olarak bağımsız olmayan ülkelerde milli savunmanın güçlü olması neyi korur, neyi çözer?
Küresel sermayenin sanayi, tarım, hayvancılık, kültür olarak teslim aldığı ülkelere neden saldırsın? Saldırmasına gerek var mı? Bu türden ülkelerin silah sanayisine yatırım yapması neyi çözer?
Yüzbinleri açlığın, yoksulluğun olduğu topraklar üzerinde savaş uçaklarının uçuşunun ülke halklarına ne faydası olur?
Bir destan yazılacaksa; Açlığı, yoksulluğu, işsizliği yenen kalkınma planları, ekonomik, siyasi, hak ve özgürlükler, özerk özgür üniversiteliler, temiz çevre, korunan doğa, bilimle sanayi arasında kurulan köprüler üzerinden obasından zorunlu olarak göç etmeyen köylüler yazmalıdır.
Hadi hayırlısı…




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…