9 Eylül 1922, yalnızca İzmir’in işgalden kurtuluş günü değildir. O tarih, emperyalist işgale karşı Anadolu’nun bağrında yeşeren bir direnişin, Mustafa Kemal’in önderliğinde tüm milleti ayağa kaldıran bir özgürlük destanının zirveye ulaştığı gündür.
İzmir’in dağlarında açan çiçekler, yalnızca bir şarkının sözlerinde değil, halkın gönlünde açan bağımsızlık umudunun simgesidir. 9 Eylül, Anadolu insanının küllerinden yeniden doğuşunun, zincirlerini kırışının, esarete boyun eğmeyişinin adı olmuştur.
Aradan tam 103 yıl geçti. Takvim 9 Eylül 2025’i gösteriyor. Bugün sokaklarda, meydanlarda, sosyal medyada, siyasetin koridorlarında gördüğümüz manzara; kurtuluş gününün coşkusuyla, umutlarıyla taban tabana zıt bir halde. O gün İzmir’e giren ordunun arkasında zafer naraları atan halkla, bugün pazar yerinde filelerini dolduramayan, mutfakta çorbasını kaynatamayan, açlıkla boğuşan halk aynı millet ama ruh hali bambaşka. O gün emperyalizme kafa tutan bir Cumhuriyet doğuyordu, bugünse Cumhuriyet’i kemirmeye çalışan, Atatürk’e nefret kusan, millete kin duyan karanlık odaklar ülkenin dört bir yanına saçılmış durumda.
Bugün Türkiye’nin her köşesinde gam, keder, kasvet dolaşıyor. İnsanlar sabahları işlerine umutla değil, borçlarını nasıl ödeyeceğini düşünerek gidiyor. Gençler üniversite sıralarında ders değil, yurtdışına kaçma hayali kuruyor. Çocuklar okul çantalarını sırtlarına takıyor ama içlerinde ne doğru düzgün beslenme var, ne de yarına dair güven. İzmir’in kurtuluşunda kazanılan zafer, Cumhuriyet’in kuruluşuyla pekiştirilen bağımsızlık, şimdi sefaletin ve umutsuzluğun gölgesinde anılır hale geldi.
Cumhuriyet’i içeriden kemiren bir damar var: Ticaniler, yobaz tarikatlar, hırsızlar, devletin kaymağını yiyenler, iktidarın gölgesinde palazlanan çıkar grupları. İzmir’in dağlarında açan çiçekleri bu ülkeye reva göremeyenler, onun yerine karanlık ideolojilerini, çağdışı düşüncelerini yaymaya çalışıyor. Atatürk’e nefret kusuyor, Cumhuriyet’e düşmanlık ediyor, millete kinle bakıyorlar. Oysa 9 Eylül, tam da bunlara karşı kazanılmış bir zaferin adıdır.

Hatırlayalım: İzmir, işgal edildiğinde Yunan ordusu şehre kibirle girdi. İşgalciler, Türk milletinin diz çökeceğini sandılar. Ama Anadolu’nun bağrından çıkan isyan, o hayali yıktı. Sakarya’da, Dumlupınar’da verilen mücadele, İzmir’de taçlandı. O günün Anadolu’su yoksuldu, açtı ama onurluydu. Bugünse koca bir ülke varlık içinde yokluk yaşıyor. Doğal kaynaklar satılmış, fabrikalar kapanmış, tarım bitirilmiş, gençler işsiz bırakılmış. İzmir’in dağlarında açan çiçeklerin yerine şimdi bankaların önünde uzayan borç kuyrukları, marketlerde etiket değiştiren eller, umutsuzlukla kıvranan halk var.
Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu yalnızca ekonomik sefalet değil, aynı zamanda ahlaki çöküştür. Kurtuluş Savaşı’nda milletin önünde yürüyenler namusuyla, onuruyla yürüdü. Bugünse koltuk sevdalıları, ihalelerden nemalananlar, milletin malını talan edenler yürüyüş yapıyor. 9 Eylül’ün ruhuna düşman olan bu anlayış, Cumhuriyet’in erdemlerini, laikliğini, özgürlüğünü boğmak istiyor.
İzmir’in kurtuluşu bize şunu hatırlatıyor: Bu millet ne zaman köşeye sıkıştırılsa, yeniden ayağa kalkmayı bildi. O gün emperyalizme karşı direndik, bugünse millet kendi içindeki hırsızlara, yobazlara, Cumhuriyet düşmanlarına karşı direnmek zorunda.
Bugünün kasvetli tablosunu biraz daha net çizelim:
Pazara çıkan bir emekli, maaşıyla ancak üç kalem ürün alabiliyor.
Üniversite mezunu gençler, iş bulamadıkları için kuryelik yapıyor, sonra da vize kuyruklarına giriyor.
Köydeki çiftçi, mazot fiyatlarından, gübre paralarından tarlasını ekemez hale gelmiş.
Sanayi işçisi, aldığı maaşla ay sonunu getiremiyor.
Orta sınıf diye bir kavram kalmamış, herkes ya yoksullaşmış ya da yandaş düzenle zenginleşmiş.
Ve bütün bu tabloya rağmen, halkı kandırmak için televizyon ekranlarında hamasi nutuklar atanlar var. “Atatürk” demekten utanıp, Cumhuriyet’in değerlerini küçümseyenler var. İşte 9 Eylül 2025’in en acı gerçeği budur.
Ancak unutmamak gerekir ki, bu ülkenin damarlarında hâlâ bağımsızlık ruhu dolaşıyor. Bugün gam, keder ve kasvet bulut gibi ülkenin üzerinde dolaşsa da, İzmir’in dağlarında açan o çiçekler hâlâ var. Çünkü milletin bağrında Atatürk sevgisi hâlâ dimdik duruyor. Cumhuriyet’e düşman olanlara inat, milyonlar hâlâ Cumhuriyet’i yaşatmak için direniyor.
İzmir’in kurtuluşu bir destandı, ama o destan tamamlanmış bir hikâye değildir. Her nesil, kendi 9 Eylül’ünü yeniden yaşamak zorundadır. Bugün bizim 9 Eylül’ümüz, yoksulluğa, adaletsizliğe, yozlaşmaya, yobazlığa, hırsızlığa karşı mücadele etmektir. Eğer millet yeniden ayağa kalkarsa, Cumhuriyet yeniden parlayacak, İzmir’in dağlarında açan çiçekler bu kez tüm yurda yayılacaktır.
Bugün gam, keder, kasvet, açlık ve sefaletle boğuşan bir ülke olabiliriz. Ama unutmayalım: Bu millet 1922’de imkânsızın içinden zafer çıkardı, 2025’te de aynı ruhla yeniden ayağa kalkabilir.
İzmir’in kurtuluşu, yalnızca geçmişin anısı değil; geleceğe dair hâlâ yanıtını aradığımız bir sorudur: Biz, bu Cumhuriyet’in değerlerine gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz?


Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…