Hiç düşündünüz mü?
Ulusal savaşı verenler; İzmir özlemi ile yanıp tutuşuyorlardı.
Buhara’dan gönderilen Emir Timur’a ait altı yüzyıllık kılıç; İzmir’e ilk girecek fatihe verilmek üzere Ocak 1922’de Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya teslim edilmişti.
Herkesin gönlünde İzmir ateşi yanıyor; rüyaları bir an önce İzmir’i düşman işgalinden kurtarmak kaplıyordu.
Ve 9 Eylül günü şanlı bayrağımız Hükümet Konağı’na, Sarıkışla’ya, Kadifekale’ye ve başka önemli noktalara çekildiğinde İzmir, büyük bir coşkuyla yıllardır beklediği Türk süvarilerini bağrına sarıyordu.
Pekala; ulusal savaşta bu denli önemli biçimde düşleri süslemiş, ulusun ortak ereği olmuş İzmir’de niçin bir Kurtuluş Anıtı yok?
Yüzbaşı Şerafettin Bey’i; Mülazım Ali Rıza’yı, Mülazım Hamdi Bey’i, Mülazım Besim’i, Mülazım Zeki’yi bu zamana dek ben ve başkaları yazdık durduk… Hatta İzmir’e ulaşamadan, Küçükköy’de şehit olan Yıldırım Kemal’i ve daha nicelerini…
Ancak, hem ulusal savaşın kanlı biçimde başlamasının en önemli noktası hem de kurtuluşun en önemli simgesel alanlarından biri olan; Hükümet Konağı’na yakın bir yerde, Konak Meydanı’nda neden bir Kurtuluş Anıtı yok? İzmirliler, çocuklarını yanlarına alıp Konak meydanında gezerlerken; bir parça bilgili ve bilinçli olanlar eminim ki o meydanda neler yaşandığını bilgi dağarcığından çocuklarına anlatmaya çalışıyorlar. Ancak, o günlere ait Konak Meydanı’nda çocuklarına Saat Kulesi’nden başka tek bir iz, işaret ya da herhangi bir nesne gösterebiliyorlar mı? Göğüslerini kabartarak; “Yavrum, işte bu meydanda bu olaylar yaşandı. Şurada Süleyman Fethi Bey katledildi. Şurada Yüzbaşı Mustafa Kemal Bey çocuğuyla bile katledildi. Şurada İzmir Valisi Kambur İzzet, hainliğinin bir sonucu olarak tekmelene tekmelene dışarı atıldı. Şurada 16. Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa tokatlandı. Şurada, Yüzbaşı Şerafettin göndere çekeceği bayrağı bir Türk gencinden aldı. Teğmen Zeki, şu anda yeri bile bulunmayan Sarıkışla’ya bayrak çekiyordu”…
Diyebiliyor muyuz bunları?
Hayır…
Görsel olmayınca, bellekte hiçbir iz bırakmayan, bir kulaktan gidip, öteki kulaktan çıkan sözler…
Bütün işimiz bu.
Fasa fiso…
Ancak hep birlikte soralım:
Bize o günleri anımsatacak heykeller, anıtlar, rolyefler o bölgede olmamalı mı? Örneğin İngiltere’de savaşta iz sürsün, yaralı asker bulsun diye kullanılan köpeklerin anısına bile anıt mezarlar yapılırken; bizim şanlı Mehmetçiğimiz’e niçin bir vefa borcumuz yok! En azından, koca bir levha yapsak ve adı tespit edilen işgal günü öldürülen kişilerin adını bu levhaya yazsak… İzmir’e Türk süvarilerini girişini anlatan bir anıt yaptırsak; bu anıtta Yüzbaşı Şerafettin Bey, Timur’un kendisine ait olduğu bilinen kılıcıyla birlikte yer alsa; bunu başka figürler tamamlasa; bölge tam bir açık hava müzesi haline getirilirse ne olur?
Bunlara kafa yoruyor muyuz?
Bir toplumsal bilincimiz var mı?
Bu konulara odaklandık mı?
Hayır…
Yaptığımız ne?
Hep beklemek…
Neyi?
Birileri bir şey yapsın; bir şeyler olsun bekleyişi…
Böyle olmaz.
Sivil toplum, kendi değerlerine sahip çıkmazsa, etkili güçler, mutlaka kendi değerlerine uygun bir dönüştürme ve evirme projesini devreye sokarlar. Bu da anlaşılmaz bir şey değil. Günü gelip de Kurtuluş Savaşı’na katkı verdi diye, Vahdettin’in heykeli yapılırsa, hiç şaşırmayacak olanlar o kadar çok ki…
Bu nedenle lütfen değerlerimize sahip çıkalım.
Yapabileceğimiz ne varsa yapalım.
Ama mutlaka yapalım.
Biz yapmazsak, başkaları başka şeyler yapmaya çoktan hazır…
Anımsatmaya gerek var mi?
Prof. Dr. Kemal Arı

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…