CHP kurultayına dair açılan dava aslında çoktan konusuz kalmış bir dosya. Normal bir hukuk düzeninde böyle bir dosyanın yapılacak tek şeyi vardır: Reddetmek. Beş dakikalık iş. Ama bizim mahkemeler reddetmek yerine “erteleyelim” dedi. Yani iş bittiği halde sürüncemede bırakıldı.
Bu erteleme, basit bir takvim meselesi değil. Bu, doğrudan iktidara zaman kazandıran, AKP’nin işine yarayan siyasi bir hamle. Çünkü CHP’nin kurultay tartışmaları gündemdeyken dosyanın kapatılmaması, muhalefetin elini kolunu bağlıyor. Mahkeme de adeta “biz buradayız, iktidara lazım olursak hazırız” mesajı veriyor.
Siyasi Partiler Kanunu çok açık. Parti kongre ve kurultaylarının denetimi seçim hâkimine ve YSK’ya aittir. Asliye hukuk mahkemesinin bu alanda karar vermesi, tam anlamıyla yetki gaspıdır. Bu, hukukun kendi sınırlarının dışına taşması demektir.
Ama bizde işler böyle. Yargı kendi alanını aşıp siyasete burnunu sokuyor. Mahkeme kararlarıyla siyasi mühendislik yapılıyor. Yani kural belli ama uygulanmıyor. Sanki hukuk kitapları kütüphanelerde tozlanmak için yazılmış.
Bu ertelemenin altında çok basit bir hesap var: İktidara zaman kazandırmak. Dosya reddedilseydi, AKP’nin elinden bir koz alınacaktı. Ama erteleyince dosya elde tutulmuş oldu. “Gerekirse buradan vururuz” mantığı.
Mahkemeler işini yapmak yerine siyaset masasına sandalye çekmiş durumda. Hukuk kitapları bir kenara atılmış, hesap makineleri çıkarılmış. Kimin ne zaman hangi davadan canı yanacak, buna göre plan yapılıyor.
Türkiye’de artık halkın iradesi sandıkta değil, mahkeme salonlarında belirleniyor. Seçilmiş belediye başkanları görevden alınıyor, siyasi yasak kararları veriliyor, şimdi de kurultaylara sıra geldi.
Demokrasi dediğiniz şey halkın oyuyla işler, mahkeme kararıyla değil. Ama bizde tam tersi. Yargı, iktidarın ömrünü uzatmak için devreye giriyor. Ve bu ülkenin insanları hâlâ adalet aramak için o kapıları çalmak zorunda kalıyor.
Ve tam burada şunu söylemek lazım: “Lan oğlum, sizin kendi kişisel hukukunuzu uydurmanıza tüm dünya gülüyor. En az gelişmiş, üçüncü dünya ülkelerinde bile bu kadar siyasi yankesicilik yok.”
Düşünün, en geri kalmış ülkelerde bile hukuk bu kadar yerlerde sürünmüyor. En azından orada kurallar belli. Ama bizde kurallar bir gün öyle, ertesi gün böyle. Mahkeme kararları bile siyasal iktidarın nabzına göre atıyor adımını.
Hukuk artık tiyatroya dönmüş durumda. Dekor mahkeme, oyuncular hâkim-savcı, ama senaryoyu iktidar yazıyor. Seyirciler biziz. Her seans aynı oyun: “Erteleme, erteleme, erteleme…”
Vatandaş boşanma davası açsa yıllarca bekler, miras davası açsa torunları görür. Ama konu iktidarın işine yarayacaksa, ya şipşak mahkeme biter yasa “erteleyelim, rafta kalsın, lazım olur” mantığıyla dosyalar saklanıyor. Yani hukuk ofis değil, resmen hükümetin depo odası.
Bütün bunlar demokrasiye vurulmuş açık bir darbedir. Çünkü siyasi partilerin kurultayına müdahale, doğrudan halkın iradesine müdahaledir. Bugün CHP’nin başına gelen, yarın başka bir partinin başına gelecektir.
Yargının siyasetin sopası haline gelmesi, yalnızca muhalefeti değil, bütün toplumu ilgilendiriyor. Çünkü bu düzen devam ederse, yarın kimse sandığın anlamına inanmaz.
Asıl olan çok basit: Davalar iktidarın ömrünü uzatmak için değil, adaletin tecellisi için vardır. Konusu kalmamış dava derhal reddedilir. Bu kadar net. Ama Türkiye’de en basit hukuk ilkeleri bile ayaklar altına alınmış durumda.
Bugün CHP kurultay davasını erteleyen zihniyet, yarın başka bir konuda da aynı oyunu çevirecek. Bu yüzden mesele sadece CHP meselesi değil, bütün ülkenin meselesi.




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…