Asarkale’den çıkan Soğukpınar’ın suyu, Aliağalar’a ulaşmadı.
Gümülöğ’de pelit ağaçları yapraklarını döktü.
Demiryolunda ilerleyen Doğu Ekspresi’nin gürültüsü, Yamadağı zirvesinden Dereboyu’nun üzerine esen rüzgârın uğultusuna karıştı.
Hekimhan’ın Akmağara köyünün Aliağalar mezrası…
Karayusuf, Velöğ, Ece, Halife Çavuşlar…
Mehmet Ali Kılıç, Belki, Kamber Hoca’yla top oynamayı severdi. Belki de, komşusu Haydar Kılıç’la keklik avına çıkmayı seviyordu.
Kim bilir…
Ama bildiğimiz bir şey var:
Mehmet Ali Kılıç, özgür yaşam idealleriyle, yüreğinde sevgiyi, barışı ve farklılıklara hoşgörüyü büyütenlerdendi.
Memet Ali Kılıç, Dereboyu’nun doğası ve insan bütünlüğü içinde yeşeren bir fidan oldu.
Hakkari Yüksekova'da yaptığı zorunlu askerliği 10 gün önce tamamlamıştı.
Memleketin din, dil, mezhep, ulus diye ayrıştırılmasına karşı çıktı.
Barış için, kardeşlik için Ankara yoluna düştü.
Köyünün karşısındaki dağ yamaçlarında her renkten açan çiçeklerin, Dereboyu her türden ağaçların bir arada yaşamasını örnek aldı; insanlar da farklılıklarına hoşgörü göstererek, eşit sosyal- siyasal haklarıyla özgürce yaşasın istedi.
10 Ekim 2015 sabahı,
Ankara Garı önündeydi.
“Birlikte kardeşçe yaşamı savunalım!
Kimseyi inancından, dilinden, renginden dolayı ayırmayın!” diyordu ki; o anda…
Çakal sürüleri sardı her yanı.
Şarapnel parçalarıyla dövülen bedenini dik tutmak istiyordu. Her ne kadar elini yumruk yapıp, yukarı kaldırdığı kolunu indirmemek için direndiyse de bedeni yere düştü.
Gökyüzü karardı, yürekler sustu, bedenlerden akan kanlar, alanı kızıla boyadı.
Kuzgunlar kana üşüşüyor.
Yere düşerken birbirine sarılan, omuz veren, yaralarını saran yoldaşlar, barış için geldikleri meydanda ölümü birlikte kucakladılar.
O gün Asarkale’den doğan güneş ışığını saat 10.03 de Çal’dan geri çekti.
Gümülöğ’de keklikler sustu…
Ulugüney’den halasının feryadı,
Karagüney ve Karamukça’da kuzenlerinin ağıtlarıyla birleşti.
Çataltepe’den Kurbağlı’ya yayılan öfke, önce Soğukpınar’ın suyuna oradan Uludere’ye karışarak Ankara Garı Katliamı’nda Memet Ali Kılıç’ın birlikte yıldızlara yürüdüğü Ata Önder Atabay’ın köyü Karadere’ye Karadere’den Malatya’ya: Gözde Aslan, Gülbahar Aydeniz, Onur Tan, Umut Tan, Eren Akın, Kasım Otur, Canberk Akın’a ulaştı.
Mahkeme salonlarında “adalet” sözcüğünü en gür haykıran babalardandı Kemal Kılıç.
Oğlunun ideallerinin ardında bir dağ gibi durdu.
Yılmadı, yıkılmadı.
10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’nin her etkinliğinde, her toplantısında, her duruşmasında, her anmasında, adalet nöbetçisi olarak yer aldı.
“Adaletin külü kaldı.” dedi;
Ama o küllerden yeniden doğmak için, yoldaşlarıyla birlikte külleri kor eyledi.
Yedi yıl geçti,
Sekiz yıl geçti,
On yıl geçti…
Ama hâlâ her duruşmada,
Halklar barışı haykırıyorlar, haykıracaklar.
Hadi hayırlısı…




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…