HDB ve HDF, Nasıl Başladı?
Nerede bitirdi?
Geçtiğimiz günlerde, 09 Ekim 2025 Perşembe akşamı düzenlenen “Avrupa’da Türk Sosyal Demokrasisi – HDB ve HDF: Nasıl Başladık? Nereye Yürüyoruz?” başlıklı buluşmayla uzun yolculuğun dönüm noktalarından biri olarak sunuldu.
HDB ve HDF 50 yıllık hikâyeyi baz alıyor. Göçün 50. Yılı Almanya’da 2011 yılında kutlandı. HDB ve HDF’de 14 yıl kayıp. 2011 itibarıyla defteri kapattılar mı? Masa başında uzun kalıp, içerdeki hesap dışarıya mı uymadı bilemiyorum.
Velhasıl kelam; hikayelerine bağlı kalırsak, 50 yılı nerede, nasıl yaşandıklarını sormak gerekiyor: Halkın içinde miydiniz? Anlatımlar laboratuvar analizini mi?
Halksız bir geçmiş anlatımı.
Etkinlikte HDB Başkanı Ahmet İyidirli, örgütün kuruluşunu, mücadele yıllarını ve bugüne uzanan çizgisini anlattı.
Kuşkusuz, bu anlatı geçmişe ışık tutuyor. Fakat, enerji yetersizliğinden kaynaklanması muhtemel ki, günümüzün gerçeklerine ışık yetmedi.
HDB ve HDF, sosyal demokrasinin tarihini sahipleniyor. Halkın arasında, sokakta, sendikada, göçmen mahallesinde, tarih bilimi ile ilgilenen, geçmişe ilişkin olayları yer ve zamanı göstererek araştıran Tarihçiler HDB ve HDF’nin sebep- sonuç ilişkisine bağlı tarihi bilgilerine ulaşılmıyorlar.
Kürsülerde yapılan konuşmalar, sosyal medya paylaşımları ve protokol etkinliklerini hiç şüphesiz, Tarihçiler kayıtlara geçmiyorlar.
Masa başında sosyal demokrasi olmaz!
Sosyal demokrasi, digital bildirilerle, masa başında yapılan çözümlemelerle tarih yazmaz.
Emekçinin iş yerinde, çırağın atölyesinde, işçinin fabrikasında, öğrencinin okulunda, göçmenin yaşam alanlarında ortaya koyduğu mücadeleyle tarih yazılır.
HDB ve HDF, yıllardır Almanya’daki emekçilerin sendikal mücadelesine, ırkçılığa karşı kampanyalara, uyum politikalarındaki eşitsizlik mücadelesine omuz verdi mi? Yönetim oluşturacak kadar çevreye zor ulaşan HDF, ne (Sosyal demokrat Halk Dernekleri Federasyonu) federasyon namından vaz geçiyor, ne de ona uygun çalışma yapıyor?
Sosyal demokrat hareketin özü kenara çekilip geçmişin hikayelerini anlatmak değil, toplumsal mücadelenin devamlılığıdır.
Mücadelenin devamlılığı esastır.
Aynı ülkede, aynı koşullarda Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) yıllardır sahada.
Irkçı saldırılara karşı protestolarda, göçmen işçilerin hak arayışında, yerli yabancı ayrımcılığına karşı halkların birlikte mücadelesinin, sınıf sendikacılığının, gençliğin örgütlenmesinde aktif aktif çalışmalar yülütüyor.
HDB ve HDF’nin 50 yıllık mücadele öyküsünü sahiplenmesi elbette doğal.
Ancak bu öykünün yeni bölümlerinin dönüştürmemeli..., eylemsiz, sessiz kalıp; sosyal demokrasiyi sadece bir “anı kitabı”na dönüştürmemeli...
Geçmişi anmak yetmez.
Sosyal demokrasinin köklü mirası, yalnızca konuşmakla değil, yeniden üreterek kuşaktan kuşağa taşınır.
Avrupa’daki göçmen kuşakların, eşit hak ve özgürlük talebinin HDB ve HDF’de karşılığı var mı?
HDB ve HDF toplumsal mücadeleye omuz vermek yerine, protokol masalarında geçmişi tartışmakla meşgul olması üzücü.
Sonuç olarak!
“Ne kadar çok olursak, sesimiz o kadar güçlü olur.”
Bu doğru.
Ama o sesin gerçekten güçlü olması için, halkların adına atılan çığlık değil, halkların sesinin yükselmesi güç kazandırır.
Avrupa’daki Türkiyelilerin sosyal demokrasisi için 50. yıl bir kutlama değil, bir yüzleşme yılı olmalıdır.
Çünkü sosyal demokrasi, laboratuvarda değil, mücadele alanlarında ortaya çıkar.
Hadi hayırlısı…




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…