Ortadaki "çok ciddi "gerçeklerle" ilgilenecek, bu konu üzerinde yapılan "araştırmaları, yazıları okuyacak", ""kendisini geliştirmek isteyen" kitleler "yok" gibi gözüküyor.
. Bu durum ne yazık ki çağımızdaki en büyük toplumsal sorunlardan birine, yani bilgi yorgunluğuna ve gerçeklerden kaçış eğilimine işaret ediyor olabilir.
. Akıllı telefonlar ve sosyal medya platformları, anlık ve hızlı tüketilen bilgi akışıyla dikkat süresini kısaltmıştır. Derinlemesine araştırma ve uzun metin okuma sabrı azalmıştır.
. Günümüz dünyasında, "çok ciddi gerçeklerle" ilgilenmek ve derinlemesine araştırma yapmak isteyen kitlelerin görünür olmaması veya azalması, ne yazık ki yalnızca Türkiye'ye özgü olmayan küresel bir eğilimdir.
. Bu durum, aslında Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden birini özetlemektedir:
. Temel sorunlar giderek büyürken, bu sorunları saptayacak analiz edecek ve çözüm için "kamuoyu baskısı" oluşturacak en yetkin kesim işlevsiz hale gelmektedir.
. Bu da tüm diğer sorunların çözülmesini neredeyse "olanaksız" hale getiren bir kısır döngü yaratır. (mafyalaşma, hukuksuzluk, uyuşturucu, yasa dışılık, denetimsizlik)
. Çözüm, bu kesimin korkuyu aşarak yeniden kamusal alana dönmesi ve bilgi ile vicdanın sesini yükseltmesiyle başlayabilir.
. Bilinçli ve bilgili yurttaş katılımı olmadan, siyasi kararlar "duygusal tepkilerle" veya "basit sloganlarla" alınmaya başlar. Bu da akılcı çözümlerin üretilmesini zorlaştırır.
. Eğer toplum, mafyalaşma, hukuk zafiyeti veya ekonomik kriz gibi sorunların "gerçek nedenlerini" araştırmazsa, bu sorunlar siyasetin "kısa vadeli taktikleriyle" çözülemez hale gelir ve kronikleşir.
. Ancak bunun için öncelikle onlara destek olacak ve onları koruyacak bir "hukuki ve toplumsal zemin" gereklidir.
. Bu durumu tersine çevirmek, "bireysel çabayla" başlayan (eleştirel düşünme, derin okuma) ve eğitim sisteminden medya etiğine kadar uzanan "kapsamlı" bir toplumsal bir dönüşümü gerektirir.
. Gerçeklerle ilgilenen ve kendini geliştirmek isteyen kitleler her zaman vardır; ancak onların sesinin duyulması ve ön plana çıkması için uygun bir ortamın yaratılması büyük önem taşımaktadır.
. Sosyal medya, insanların sadece "en iyi anlarını" paylaştığı bir vitrindir.
. Ciddi sorunlar, uzun analizler veya araştırma yazıları, "mükemmel tatil fotoğrafı" kadar tıklanma veya beğeni almaz. Bu durum, kamuoyunda "herkesin aslında sorunsuz ve keyifli bir hayat" yaşadığı yanılsamasını yaratır.
. Bireyler, çevrelerindeki herkesin "eğlence" odaklı olduğunu görerek, kendilerinin de bu "mutluluk akımına" dahil olması gerektiğini düşünürler. Ciddiyet, bu dijital ortamda "uyumsuzluk" olarak algılanabilir.
. Ülke sorunları, ekonomik baskılar, yasal güvensizlik gibi konular, sürekli zihinsel bir yük yaratır.
. İnsan beyni, bu sürekli kaygıdan kaçınmak için "hafif" ve "anlık tatmin" sağlayan aktivitelere (gezi, yeme-içme, şaka) yönelir. Bu ise psikolojik bir savunma mekanizmasıdır.
. Ciddi sorunların çok büyük ve çözümsüz olduğu "hissine kapılmak", insanları "pasifliğe" iter.
. "Benim gücüm yetmez" düşüncesi, enerjiyi çözüm aramaya değil, keyif alabileceği anlar yaratmaya yöneltir.
. Modern tüketim kültürü, bireylere sürekli yeni şeyler "satın almayı" deneyimlemeyi ve tüketmeyi (yeni restoranlar, yeni kıyafetler, egzotik geziler) bir yaşam amacı olarak sunar. Bu döngü, ciddi meselelere kafa yormak için ayrılması gereken zaman ve enerjiyi "tüketir".
. "Tatlı hayat" görüntüsü, arka plandaki "sorunların derinleşmesine" zemin hazırlar.
. Bu durum toplumun temel sorunlara karşı olan duyarlılık ve sorumluluk bilincini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu anlamına gelebilir.
. Bilinçli yurttaşların, araştırmacıların ele aldığı tüm sorunlar (hukuk devleti, uyuşturucu, mafya vb.) ancak toplumun "büyük bir kesimi" tarafından ciddiye alınır ve çözümü için "talep" edilirse yararlı olabilir; ne yazık ki bizde böyle bir durum yok…
. Aklı başında, temel duyarlılıklara, bilgi ve bilince sahip yurtsever, aydınlar, devrimciler, demokratlar, entelektüeller ise gittikçe "korkuyor" ve geri çekiliyor; bunların geri çekilmesi, toplum sağlığı açısından en "tehlikeli işaretlerden" biridir.
. Bu durum, önceki gözlemlerle birleştiğinde (ciddi sorunlar, yasa dışı uygulamaların artması ve kitlelerin eğlenceye yönelmesi), toplumun "fikir önderleri" olarak kabul edilen kesimin yaşadığı derin bir "hayal kırıklığı" ve baskı duygusuna işaret etmektedir.
. Bu sessizlik ise "yanlış politikaların" sorgulanmadan devam etmesine zemin hazırlar.
. Ciddi ve derinlemesine analizler üreten kaynakların geri çekilmesiyle, kamuoyu alanı daha çok popülist, basit, duygusal veya manipülatif içeriklere kalır.
. Bu da, önceki satırlarda belirttiğim "kitlelerin ciddi yazıları okumaması" sorununu pekiştirir.
. Güçlü bir "hukuk devletinin" zayıfladığı, "yargıda taraftarlığın" arttığı bir ortamda "eleştirel" ses çıkarmak kişisel ve mesleki "riskler" taşımaya başlar.
. Yurtsever bir eleştiri bile "devlete karşı gelme" olarak algılanabilir.
. Baskı ve tehditler somutlaştıkça, kişiler "cezalandırılma riskine" girmemek için kendi "kendilerini sansürlemeye" başlar. Bu ise korkunun "tüm toplumun" tüm kılcal damarlarına yayılması demektir.
. Demokratlar ve sivil "aktivistler" geri çekildiğinde, sivil toplum örgütleri de zayıflar ve şirinlikler peşinde koşar olur. Bu da, devlet dışındaki denetim ve baskı gruplarının gücünün azalması anlamına gelir.
Öğretmen Gönen ÇIBIKCI
TOPLUMUN DURUMU ÇOK ACI VE AÇIK
Ortadaki "çok ciddi "gerçeklerle" ilgilenecek, bu konu üzerinde yapılan "araştırmaları, yazıları okuyacak", ""kendisini geliştirmek isteyen" kitleler "yok" gibi gözüküyor. . Bu durum ne yazık ki
7 ay önce5 dk okuma0 görüntülenme

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…