Türkiye’nin politik hafızasında en absürt, en yorucu cümlelerden biridir: “Ben eskiden sosyalistim, devrimciydim, komünistim, …dendim.” Bu cümleyi kuranların çoğunluğunun bugün nerede durduğuna baktığınızda ise manzara midemizi bulandıracak kadar açıktır: Bir kısmı plaza CEO’su, bir kısmı ihaleci müteahhit, bir kısmı bürokrat koltuğunda, büyükelçi salonlarında boy gösteren eski muhalif; bir kısmı da ekranlarda “o günleri ben bilirim” diye anlatı satıyor. Kendini anlatıyor ama gerçeği değil, kariyerle yıkanmış steril bir nostaljiyi anlatıyor-anlatıyorlar.
Oysa bu ülkenin ekonomik ve siyasal bağımsızlığı, hak ve özgürlükleri için mücadele edenler ya mezarda, ya da hala kararlılıkla mücadele sürdürüyorlar. İktidar nimetlerinden faydalanmaya razı olmadılar. Sistemin emek sömürüsü üzerinden kurulan masasına oturmadılar. Emek sömürüsüyle kurulan masaya oturanlar, “biz sucuyduk, burcuyduk ” diyor. Bu cümleler yavan bir bilezik gibi kol gezmekten başka işe yaramıyor.
1980 darbesi sadece bir yenilgi değil, büyük bir sınavdı.
Bir kuşağın özünü ortaya çıkardı. Bir kısmı ölümü göze aldılar, işkencede direndiler, öldüler, idam edildiler, katledildiler.
Bir kısmı “kendini inkâr ederek yaşamın akışı içinde televizyon ekranlarında caka satıyorlar. Bir diğer kısmı, 12 Eylül 1980’in kazananlarının eliyle “makbul solcu” oyuncusu oldular.
Vazgeçme mi, vaziyet planı mı?
Bu çevreler, Türkiye’de solun hatırasını bile kirletmeye çalışılıyor. “İş ekmek özgürlük mücadelesini sürdüren solu; sosyalizm öldü, SSCB çöktü, devrimci mücadele 12 Eylül 1980 cuntasının tankları altında ezildiler…,” masalı anlatıyorlar. Değerlerinden vazgeçenler, donanımlarını pazarlama yetenekleri olanlar ise ana akım protokol malzemesi oldular. Bir zamanlar özgürlük ve eşitlik isteyenler şimdi holding yönetim kurullarında, iktidar veya iktidar ideolojisine yakın muhalefet partileri vitrindeler. Belediye ve kamu ihalelerinde, medyada moderatör koltuğundalar. Bu çevreler absürt ama hala kendilerine “devrimciyiz” diyebiliyorlar.
Soru net:
Bu dönüşüm cesaret kaybı mı, ideolojik yozlaşma mı, bilinç altı sermaye gücüne erişmek mi veya bürokrasi koltuğunda yükselme sarhoşluğu mu?
Bir diğer tanı: Ya da en baştan samimi değiller miydi?
Bugün işçi sınıfı yürüyüşünü sürdürenleri küçümseyen 70’lik “eski devrimciler ve yaverleri” aslında kendi kaybetmişliklerini örtmek için konuşuyorlar. Çünkü artık devrim talebinden değil, danışmanlıktan, üniversite kürsüsünden, ekranda muhalefet taklidi yaparak biyografilerinden geçiniyorlar.
Sonuç olarak:
Bu ülkenin geleceği “geçmişi nostalji” olarak kullananlara emanet edilmeyecek!
Hadi hayırlısı…

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…