Türk tarihi; “aslında büyük bir hırsız ve kifayetsiz muhteris” olan birinin, cahil ve aldatılmış kitleler tarafından nasıl baş tacı yapıldığını mutlaka yazacak. Ne pahalı bir ibret olacak(!)
Her milletin tarihinde kör bir dönem vardır. Aklın sustuğu, vicdanın köreldiği, sahte kahramanların “kurtarıcı” kılığına bürünüp halkın üzerine çöktüğü zamanlar… Türk tarihi de bu karanlığı fazlasıyla yaşadı. Bir dönem, liyakatsizliğin meziyet, yalanın hakikat, ihanetin vatanseverlik sanıldığı bir çağ açıldı. İşte o çağda, devleti hortumlayan, halkı yoksullaştıran, ahlaki değerleri ayaklar altına alan bir figür, “büyük lider” maskesiyle sahneye çıktı.
Bu kişi, halkın yoksulluğunu kendi saltanatına sermaye yaptı. Ekmek kuyruğundaki insanların umudunu, dini duygularını ve cehaletini sömürdü. Her vaadi yalan, her icraatı yıkımdı. Fakat öyle bir algı düzeni kurdu ki, onu sorgulayanlar “hain”, ona tapanlarsa “vatansever” sayıldı. Yıllar geçti, hakikat duvarlara çarparak yankılandı ama duymak istemeyen kulaklara hiçbir şey işlemedi.
Bu topraklarda ne yazık ki “şahıs kültü” inşası, yüzyıllardır işleyen bir mekanizmadır. Her dönemde bir “kurtarıcı” yaratılır; sonra o kurtarıcı, halkı kendi çıkarları için köleleştirir. Hırsızlık, yandaşlara peşkeş, ihale soygunları, örtülü ödenekler, yalan ve manipülasyon… Tüm bunlar, “vatan hizmeti” etiketiyle süslenir. Böylece halk, kendi cebini soyanı alkışlar, kendi hakkını gasp edeni “Reis” ilan eder.
İşte tarihin en pahalı ibreti burada yatmaktadır: Bir millet, aklını teslim ettiğinde, en büyük düşmanı kendi elleriyle iktidara taşır.
Oysa Türk milleti, yoksulluğa, ihanete ve zulme karşı bin yıllık bir direniş mirasına sahiptir. Fakat bu miras, son yıllarda bilinçli biçimde unutturuldu. Eğitim, propaganda aracına dönüştürüldü; din, siyasal manipülasyonun en etkili silahı yapıldı; medya, gerçeği değil efendisinin sesini yayınladı. İnsanlar yavaş yavaş düşünmeyi bıraktı. Artık “doğru” olan, güçlünün söylediğiydi.
Kifayetsiz muhterisler, işte tam da bu ortamda yükselir. Çünkü onlar fikirle değil, korkuyla yönetir. Halkı birbirine düşman ederek iktidarını korur. Düşüneni “tehdit”, eleştireni “hain” ilan eder. Ve bu korku düzeninde, susmak bir yaşam biçimi haline gelir. İnsanlar, kendi çocuklarının geleceği çalınırken bile “bana dokunmayan yılan” anlayışıyla sessiz kalır.
Ama tarih sessiz kalmaz.
Bir gün o defter açılır. Her yalanın, her talanın, her iftiranın hesabı yazılır. Bugün yalanla parlatılmış yüzlerin arkasındaki çürüme, yarının ders kitaplarında “ihanet” başlığı altında okutulacaktır. Ve belki o zaman, bu halkın nasıl uyutulduğu, nasıl kandırıldığı, nasıl yavaş yavaş köleleştirildiği daha net anlaşılacaktır.
Bu dönemin adı, “yobazın devleti ele geçirdiği dönem” olarak anılacak. Çünkü bu kişi ve etrafındaki çıkar çetesi, devletin kurumlarını kendi menfaat ağına çevirdi. Adaletin terazisini satın aldı, yargıyı susturdu, bürokrasiyi kuklalaştırdı. Her eleştiriyi “dış güçlerin oyunu” diye bastırdı, her yolsuzluğu “milli proje” diye pazarladı.
Ve halk, gözünün önünde yaşanan bu talanı “mukadderat” sanarak izledi. Çünkü artık inanç, sorgulamayı değil teslimiyeti emrediyordu. Kitleler, bir putun önünde diz çöker gibi o adamın önünde eğildiler. Onun ağzından çıkan her kelimeyi vahiy sandılar.
Ama hiçbir put sonsuza kadar ayakta kalmaz.
Yalanın üstüne kurulan saraylar, eninde sonunda kendi çöküşlerini hazırlar. Tarih, o gün geldiğinde, bu dönemi “aptallığın ve korkunun cumhuriyeti” olarak anacaktır.
Bir milletin aklını teslim etmesi, toprağını kaybetmesinden daha büyük bir felakettir. Çünkü toprak geri alınabilir, ama teslim edilmiş zihin kolay kolay geri kazanılmaz. İşte bu nedenle, bugün yaşananlar sadece bir siyasal çöküş değil, bir ahlaki ve kültürel çürümedir.
Yarın, çocuklarımız o satırları okuduklarında utanacaklar: “Nasıl oldu da, koskoca bir millet, bir hırsıza bu kadar inandı?” diye soracaklar. İşte o zaman bu dönem, Türk tarihinin en pahalı ibret dersi olarak anılacak.
Çünkü tarih, sahte kahramanları değil; gerçeği söyleyenleri, bedel ödeyenleri yazar. Ve bugün susanların, yarın o sayfalarda isimleri bile geçmeyecek. Ama halkı uyandırmaya çalışan birkaç cesur insanın sesi, zamanın ötesinden yankılanacak:
“Bir millet, gerçeği inkâr ederek kurtulamaz.”




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…