Bak şimdi kardeşim, açık konuşayım; bu ülkede okuyan çok ama anlayan az. Rakamlar ortada: Türk insanının yüzde yetmişi okuduğunu tam olarak kavrayamıyor. Hani bir yazıyı okuyup da “ne demek istemiş acaba?” diye düşünmek var ya, işte o refleks gitmiş. Herkes bir şeyler okuyor, ama çoğu sadece göz gezdiriyor.
Okuduğunu anlamamak basit bir mesele değil. Çünkü anlamayan insan sorgulamaz, düşünmez, tartışmaz. Biri ne söylerse inanır, biri ne yazarsa doğrudur sanır. O yüzden bu iş sadece “eğitim zayıf” meselesi değil, koskoca bir kültür çöküşü.
Ezberci sistemin kurbanlarıyız
Bizde eğitim sistemi yıllardır aynı kafa: Ezberle, sınavda yaz, unut. Çocuklara düşünmeyi değil, ezberlemeyi öğretiyoruz. Kitaptaki cümleyi aynen söyleyene aferin, ama “hocam ben farklı düşünüyorum” diyene ceza gibi bakılıyor. Sonra da o çocuk büyüyünce bir şey okuyunca altındaki manayı çözemez hâle geliyor.
Bir paragraf okuyor, ama yazar ne demek istemiş, ironisi ne, mesajı ne, hiç oralı değil. Çünkü yıllarca “doğru şık C” demeye alıştırılmış. Oysa hayat test değil kardeşim, doğru şık yok; düşünmek var, anlamak var, sorgulamak var.
Sosyal medya, cahilliğin yeni sahnesi
Bir de işin sosyal medya tarafı var. Orada herkes okuduğunu anlamadan yorum yapıyor. Başlığı görür görmez ateş püsküren, içeriği okumayan milyonlar dolu. Mesela bir haberin başlığında tek bir kelimeye takılıp hemen hüküm veriliyor. Kimse “acaba tam olarak ne denmiş” demiyor.
Bilgi çağında yaşıyoruz ama ironiye bak: bilgiye ulaşmak kolaylaştı, ama anlayan azaldı. Sosyal medya, insanları yüzeysel, sabırsız ve tepkisel yaptı. Artık kimse bir yazıyı baştan sona okumuyor, herkes cümle avlıyor. Sonra da “benim fikrim bu” diye ortalığa dökülüyor.
Anlama yetisi kayboldukça vicdan da gidiyor
Okuduğunu anlamayan insan, hayatı da anlayamaz. Böyle olunca da empati kalmıyor, vicdan susuyor. Çünkü anlamak, sadece yazıyı çözmek değil; karşındaki insanın ne yaşadığını, ne hissettiğini de kavramaktır. Ama bizde artık kimse kimseyi dinlemiyor. Herkes bağırıyor, kimse anlamaya uğraşmıyor.
Birisi bir fikir söylüyor, hemen yaftalanıyor. “Bu şu taraftan, bu bu görüşten” diye etiket yapıştırılıyor. Halbuki önce bir dur, dinle, anlamaya çalış. Ama yok, çünkü okumak var, anlamak yok.
Aile, öğretmen ve medya üçgeni
Bu işin çözümü üç yerde: ailede, okulda, medyada. Aile çocuğuna kitap sevgisini küçük yaşta aşılamazsa, okulda öğretmen sadece not kaygısıyla ders işlerse, medya da insanı düşünmeye değil tıklamaya yönlendirirse sonuç bu olur.
Bugün kitapçılara git bak; raflar “kişisel gelişim” ve “kolay okunan romanlar”la dolu. Derin kitaplara bakan yok. Tarih, felsefe, edebiyat gibi konulara merak azalıyor. Çünkü kimsenin sabrı kalmamış. Herkes kısa, kolay, yüzeysel bilgi peşinde.
Çözüm belli: Düşünmeyi öğretmek
Eğer bu gidişat değişmezse, ileride her söylenene kanan, her yazılana inanan bir toplum haline geliriz. Bu yüzden ilkokuldan itibaren çocuklara sadece okumayı değil, anlamayı da öğretmek gerekiyor. “Bu cümlede ne yazıyor?” değil, “Bu cümle sana ne düşündürüyor?” diye sormalı.
Kitap okuma alışkanlığı da göstermelik değil, içselleşmiş bir şey olmalı. Okuyup üstüne düşünmek, tartışmak, sorgulamak gerek. Çünkü asıl bilgi o süreçte oluşur.
Bugün Türkiye’de milyonlarca insan okuyor ama anlamıyor. Bu, bir millet için en tehlikeli durumdur. Çünkü anlamayan toplum, yönlendirilen toplumdur. Biri gelir bir şey söyler, herkes alkışlar; sonra da “nasıl kandırıldık” diye ağlarız.
Gerçek özgürlük, sadece konuşmakta değil, anlamakta yatar. Anladığın zaman sorgularsın, sorguladığın zaman da kimse seni kandıramaz.
O yüzden açık söyleyeyim kardeşim: Bu ülke yeniden ayağa kalkacaksa, önce okuduğunu anlayan insan sayısını artırmak zorunda.
Yoksa daha çok kandırılır, daha çok bölünür, daha çok susarız.




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…