Hemen her yıl Ekim ve Kasım ayları bizlere ulusça tatlı bir hava yaratır.
Yaz aylarının sıcaklığı azalmıştır, okullar açılmış, cıvıl cıvıl öğrenciler okullarına koşmuştur.
Okulların açılmasından hemen sonra önce bir 29 Ekim bayramını yaşarız. 29 Ekim bilindiği gibi cumhuriyetimizin ilanı yıl dönümüdür.
29 Ekim 1923 günü Büyük Millet Meclisi büyük bir coşkuyla devletin yönetim şekli olarak cumhuriyeti kabul etmiş ve bu büyük olay yurdun her tarafına duyurulmuş, ardından da top atışları eşliğinde ilan bütün yurt yüzeyinde yankılanmıştır.
Coşkulu kalabalıklar artık; “Yaşasın Cumhuriyet” nidaları atmıştır.
Bu coşkulu günün yıldönümlerinde yurdun ve yurt dışının dört bir yanında kutlama etkinlikleri yapılır. Şenlikler düzenlenir, konferanslar verilir, söyleşiler gerçekleştirilir. Cumhuriyetin fazilet olduğu anlatılır.
Ardından 1 Kasım gelir.
Bu tarih, 1 Kasım 1922 günü saltanatın kaldırılışının yıl dönümüdür.
Osmanlı Devleti bir kişi devletiydi ve mülk olarak görülen devlet gerçekte bir aileye aitti. Bizim bildiğimiz ölçüde yurttaşlık kimliği gelişmemişti, bireyler kendisini Sultanın tebaası olarak görürlerdi. Bu yapıda bireysel özgürlüklerin gelişmesi doğal olarak çok zordu.
İşte saltanat makamı kaldırılarak, gerçekte cumhuriyete giden yolun da önü açılmıştı.
Bu olay çok önemli olmasına karşın, o olayın yıl dönümünün yeterince anıldığı kanısında değilim. Bunun değişik nedenleri var; hem bence saltanat makamı ile ulusal egemenlik ilişkisi yeterince bilinmiyor hem de siyasal erk, benimsediği siyasal tutum nedeniyle konuyu olması gereken boyutta görmüyor ve algılamıyor.
Bir anlamda bilinçsiz bir toplum, egemenliğine giden yolda saltanat makamının kaldırılışının önemini yeterince kavramadığı için bunu sorgulamıyor da.
Onu da geçtik; bu önemli günlerde, işin doğasına ters olarak bir de saltanat, saltanatla birlikte de Sultan II. Abdülhamit ve Sultan Vahdettin güzellemesi de yapılıyor alternatif olarak.
Bu kuşkusuz devrimi yadırgamak ve hatta devrime karşı bir tutum almış olmaktır.
Derken 10 Kasım günü geliyor.
Bu tarih 10 Kasım 1938 günü saat 9’u 5 gece cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümüdür.
Bu gün cumhuriyet tarihinde uzun süre ağıtlar yakılarak, gözyaşı dökülerek anıldı.
Ancak 1980’li yıllardan sonra iş bu boyuttan çıkarılarak, Atatürk’ü, onun yaptıklarını ve başardıklarını, ortaya koyduğu büyük eseri ve kültürel değişimi anlama çabasına dönüştürüldü; adına da Atatürk’ü anlamak, denildi.
Atatürk’ü ne kadar anlayabildik, onu anlama çabaları içinde bu karar değişikliği ve bunun uygulamalara yansıtılmasının bir katkısı oldu mu, bu ayrı bir konu. İşin bu yönünü ilerleyen zaman içinde yeri geldikçe ele alacağız ve ağlanacak hal’i pürmelalimizi irdeleyeceğiz.
Bunun yanı sıra 10 Kasımlar’ın yıldönümlerinde cumhuriyete, Atatürk’e ve onun devrimlerine karşıt düşünceler, kimi zaman saygı boyutunun da dışına çıkılarak özellikle sosyal medyada yoğun biçimde dillendiriliyor.
Atatürk tarihsel gerçekliğinin dışında, hatta onun manevi anısını ayaklar altına alacak ölçüde çirkin noktalara taşınarak konu üzerine polemikler yapılıyor, iftiralar atılıyor, öyle ki terbiye dışına çıkan bir dil kirliliği bile oluşturuluyor. Hele Anıtkabir’de atılan kimi sloganlarla ortaya konulan çirkinlik var ki ona bakarak insan ister istemez “pes yani” demekten kendini alamıyor.
Prof. Dr. Kemal ARI

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…