Almanya’da yaşayan milyonlarca Türk kökenli göçmen, yıllardır iki dünya arasında sıkışmış bir hayat sürdürüyor: Bir yanda içinde yaşadıkları Avrupa düzeni, diğer yanda doğup büyüdükleri, kalplerinde yer eden Türkiye. Bu ikili aidiyet duygusu, son yıllarda özellikle din üzerinden ağır bir istismar alanına dönüştü. “İslam” adı altında yürütülen faaliyetlerin önemli bir kısmı artık inançtan çok siyasetle, özellikle de Türkiye’deki iktidar politikalarıyla iç içe geçmiş durumda.
Bugün Almanya’nın her kentinde camiler, dernekler, vakıflar ve dini cemiyetler sadece ibadet değil, aynı zamanda birer “politik etki alanı” olarak çalışıyor. Bu yapılar içinde görev yapan din görevlileri ya da dernek yöneticileri, çoğu zaman Türkiye’den atanıyor veya oradaki siyasi merkezlerle sıkı bağlar içinde hareket ediyor. Vaazlar, hutbeler, sohbetler; doğrudan dini değil, politik mesajlar taşıyor. Özellikle seçim dönemlerinde veya Türkiye’deki kritik siyasi olaylar sırasında bu mesajların tonu belirgin biçimde sertleşiyor.
Dini Kurumlar Yerine Siyasi Uzantılar
Almanya’da faaliyet gösteren bazı büyük dini kurumlar, Türkiye’den aldığı doğrudan talimatlarla hareket ediyor. Bu kurumlar, kendilerini “İslam’ın sesi” olarak tanıtıyorlar ama gerçekte İslam’ı, Türkiye’deki iktidar bloğunun ideolojik çizgisine göre yeniden yorumluyorlar. İslam’ın evrensel değerleri olan adalet, merhamet, eşitlik gibi kavramlar geri plana itilirken; yerine “itaat”, “biat”, “lider sevgisi” ve “milli-manevi duruş” adı altında politik bağlılık empoze ediliyor.
Cuma hutbelerinde örneğin “dış güçler”, “vatan hainleri”, “milli ve yerli olma” temaları sıkça işleniyor. Ancak bu kavramların hedefi çoğu zaman Almanya’daki Müslüman toplumu korumak değil, Türkiye’deki muhalif kesimleri şeytanlaştırmak oluyor. Almanya’da doğup büyüyen genç kuşak ise bu dili anlamıyor; çünkü onların gündemi eğitim, iş, entegrasyon ve kimlik sorunları. Bu nedenle birçok genç, camilerden uzaklaşıyor, İslam’ı “parti ideolojisine indirgenmiş bir yapı” olarak algılamaya başlıyor.
İnanç Üzerinden Kimlik Denetimi
Bu istismar süreci sadece vaazlarla sınırlı değil. Dini cemiyetler, üyelerinin aidiyetini denetleyen bir sosyal kontrol mekanizması gibi işliyor. Kim hangi gazeteyi okuyor, hangi görüşü paylaşıyor, hangi politikacıyı eleştiriyor, hepsi bir şekilde izleniyor. İktidar yanlısı çizgiden uzaklaşanlar, “hain”, “FETÖ’cü”, “Batı’nın uşağı” yaftalarıyla toplum dışına itiliyor.
Sonuçta, inanç üzerinden yürüyen bu baskı mekanizması, Almanya’daki Türk toplumunu parçalamaya başladı. Aynı köyden, aynı memleketten gelen insanlar bile artık birbirine kuşkuyla bakıyor. Dinin birleştirici gücü, siyasetin ayrıştırıcı diliyle zehirleniyor.
Yerleşik Hayatın İçinde Politik Yönlendirme
Almanya’daki gurbetçilerin önemli bir kısmı artık bu ülkenin vatandaşı. Vergisini burada ödüyor, çocukları burada okuyor, geleceğini burada kuruyor. Ancak Türkiye’den gelen politik dalgalar, onları sürekli bir “uzak vatan” psikolojisine hapsediyor. Sosyal medya, televizyon kanalları ve dernek ağları üzerinden yürütülen propagandalar, “Türkiye’ye sahip çıkmak” kavramını, “iktidara biat etmek”le eş anlamlı hale getirdi.
Birçok insan, Almanya’da yaşasa da Türkiye’deki siyasi iktidara destek vermeyi “dini görev” gibi görmeye başladı. Oysa bu, İslam’ın özünde olmayan bir bağlılık biçimidir. İslam, insanı özgür iradesiyle sorumlu kılar; kimseye körü körüne bağlılık emretmez. Ancak bugün bu değer, politik sadakatle yer değiştirdi.
Diyanet’in ve Cemaatlerin Rolü
Türkiye’den gönderilen imamlar, dini konulardan çok siyasi söylemlerin taşıyıcısı haline geldi. Hutbelerde sık sık Türkiye’nin dış politikası, liderin “vizyonu” veya “milli direniş” kavramları işleniyor. İslam’ın evrenselliği, Türkiye’nin siyasal gündemine hapsediliyor. Bazı cemaatler ve tarikat yapıları da aynı çizgide hareket ediyor; kendi dini otoritelerini “devlete sadakatle” ölçüyorlar.
Bu durum, Almanya’daki yerleşik Müslüman toplumun entegrasyonunu da ciddi biçimde zedeliyor. Alman kamuoyu, İslam’ı bir inançtan ziyade siyasi bir örgütlenme olarak algılamaya başladı. Bu da İslamofobiyi besliyor, Müslümanların toplumsal itibarına zarar veriyor.
Manipülasyonun Ekonomik ve Sosyal Boyutu
Dini derneklerin birçoğu ekonomik çıkar ilişkilerinin de merkezi haline geldi. Bağışlar, yardımlar, zekâtlar çoğu zaman şeffaf biçimde kullanılmıyor. Türkiye’den gelen “yardım kampanyaları” altında toplanan paralar, dini hizmetten çok siyasi propagandaya harcanıyor. Bu da Almanya’daki Müslüman toplumun kendi kendine güvenini ve iç dayanışmasını zayıflatıyor.
Bazı kişiler, dini söylemi kullanarak topluluk içinde “lider” konumuna geliyor, ardından bu konumu maddi ve politik çıkar için kullanıyor. İnancın saflığı, menfaat ilişkilerinin gölgesinde kalıyor.
İslam’ın Gerçek Yüzüne Dönmek
Oysa İslam, siyasetin değil, insanın kalbinin rehberidir. Ne Ankara’daki bir parti binasına, ne Berlin’deki bir dernek ofisine bağlıdır. İslam; adalet, doğruluk, vicdan ve kardeşlik demektir. Almanya’daki Müslümanlar, bu evrensel değerleri yeniden hatırlamalıdır.
Gerçek dindarlık, bir lideri alkışlamakta değil; hakkı, adaleti ve dürüstlüğü savunmaktadır. Camiler, siyasi propaganda merkezi değil, insanın vicdanını güçlendiren yerler olmalıdır. Almanya’daki Müslüman toplumu, inancını Türkiye’deki politik çıkar gruplarının elinden kurtarmadıkça, hem manen hem toplumsal olarak özgürleşemeyecektir.




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…