(-“Dil” Yitirilirse; “İl” de Yitirilir)
Tarih, 1277…
Karamanoğlu Beyliği’ndeyiz…
Ve Karamanoğlu Mehmet Bey, ünlü fermanını vermiş:
“Bundan böyle dergâhta, bergâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya”…
Evet, böyle söylemiş ünlü Türk Beyi, artık Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı dönemde, beylikler ortaya çıktığında; bakmış ki Türkçe başta Arapça, Farça; derken Ermenice, Rumca konuşuluyor; daha fazla kanı dayanmamış; içindeki o gür ses dile gelmiş ve bu ünlü fermanını yayınlamış…
Anadolu Selçuklu Devleti’nin çökmeye yüz tuttuğu ve Moğol akınlarına karşı koyamadığı, Anadolu’da büyük iç kargaşaların ve taht kavgalarının ortaya çıktığı; hatta Memluk Sultanı Baybars ile Moğolların karşı karşıya geldiği böyle bir ortamda; neredeyse “asi” olarak ilan edilen Karamoğlu Mehmet Bey’in bu sözleri ne kadar anlamlıdır?
Görmüştür ki, Türkçe kendi evinde tutsaktır…
Anadolu’yu kendine yurt yapma uğraşısı içindeki Türk, bu kez kendi içinden kendini saran bu kültür emperyalizmine karşı, iç dürtüleriyle karşı durmuş ve “Yeter artık!” diye haykırmıştır…
Bu sözün, Karamanoğlu Mehmet Bey’e ait olamayacağını; bunun Türk devlet geleneğine aykırı olduğunu; bu yöndeki tavırların ilk kez Cumhuriyet döneminde oluştuğunu söyleyen akademisyenler var bu ülkede…
Böyle bile olsa, daha kötü ya!
Demek Türkçe, Türkiye Cumhuriyeti ile dile gelmiş…
Bu açıdan bakıldığında, Cumhuriyetin en büyük devriminin, Türkçe’nin özüne dönüş olduğunu görmek için ille kör mü olmak gerekiyor?
Bir coğrafya düşünün. Türkçe ancak dağlarda, ovalarda; obalar ve Yörükler arasında konuşuluyor… Devleti yönetenler; hatta kentte, çarşıda pazarda halk önce Farsça, sonra Arapça konuşuyor; hatta Ermenice ve Rumca bile sokakta, çarşıda var da Türkçe yok!
İş mi bu?
Bu bile cumhuriyet aydınlanmasının ne denli önemli olduğunu gösteriyor.
Ancak, başta İbn-i Bibi olmak üzere, o döneme ilişkin notlarını bugüne ulaştıran pek çok eser sahibi, Karamanoğlu Mehmet Bey’in bu çıkışını kaleme almıştır. İbni Bibi, tam da bu fermanın verildiği günlerde yaşamış olan ünlü bir İranlı yazar bu yaşananların canlı tanığıdır.
Bunu geçelim.
Gelelim asıl konuya:
Türkçe, şöyle bir derinden düşünelim; tarih boyunca, ne büyük darbeler almış! Ne büyük ihanetlere uğramış; ve kendi ulusundan ne denli uzak tutulmuş! Ve bunlar yapılırken, hep siyasi oyunlar bunun üzerinde etkili olmuş…
Oysa Türkçe bizim ulus olarak ana kucağımızdır.
O, her Türkü kucağına aldığında ona ta Oğuznamelerden; Dede Korkutlardan; Kutadgu Bilig (Bilginin Kutsallığı) adlı yapıtlardan nice Türkçe sözcükleri, değerleri fısıldar durur.
Her Türk için, Türkçe’yi en derin değerlerine kadar öğrenmek; onu kutsamak, geliştirmek, geleceğe aktarmak bir görevdir.
Türkçe yaşasın ki; Türk yaşasın…
Bu bağ, binlerce yıllık süreç içinde, dün ve bugün; bütün Türk Milleti’ni bağlayan en yüce değerdir.
Bunu tarih bilinci ve coğrafya tamamlar…
O nedenle şunu diyelim:
Ey yurttaş!
Türkçe konuş ve dilinin önemini bil…
Dil yitirilirse; “il” de yitirilir, unutma…
Prof. Dr. Kemal Ari

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…