Demokratik hukuk devletinde Yasama-Yürütme-Yargı devletin temel organlarıdır.
Güçler ayrılığı ilkesine bağlı olarak bu üç kuvvet birbirinden bağımsızdır.
Yasama, Anayasaya aykırı olmama koşulu ile yasa çıkarma, değiştirme, Bakanlar Kurulunu denetleme, devlet bütçesini görüşme, kabul etme, para basılmasına karar verme, savaş ilanına karar verme gibi anayasal görevleri üstlenir.
Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Bu yetki devredilemez.
Yürütme organı Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu'ndan oluşur. Anayasa ve yasalar çerçevesinde anayasal kurumları yönetir.
Yönetim, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve yasayla düzenlenir. Türkiye, merkezi yönetim olarak iller, ilçeler, bucaklar ve köyler biçiminde yapılanmıştır.
Yargı, Yürütmeyi denetleyen ve vatandaşların yasal haklarını kanun önünde koruması için çalışan erk.
Türkiye'de yargı yetkisi bağımsız mahkemeler ve yüksek yargı organları tarafından kullanılır.
Anayasa'da yargı bölümü, hukuk devleti ilkesi esas alınarak mahkemelerin ve yargıçların bağımsızlığı ve yargıç güvencesi temeli üzerine oturtulmuştur.
Bu, hak arama özgürlüğünün gereği, insan hak ve özgürlüklerinin güvencesidir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bu temel organlardan oluşmaktadır.
15 Temmuz 2016 da FETÖ’nün kontrollü Darbe girişimine ilk tepkiyi CHP karşı çıkmıştı, TSK içerisinde Kemalist Subayların FETÖ Darbecilerine karşı durmaları sonucu darbe bastırılmıştı.
Erdoğan, darbe sürecinde özel uçağında darbenin bitmesini beklemişti. (*1)
Darbeciler, TBMM’yi bile bombaladıklarında AKP’liler sessiz kalırken, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, meclise giderek diğer parlamenterleri TBMM’ye çağırmış orada darbeye karşı duruş göstermişti.
Bu darbe girişimini, dönemin Genel Kurmay Başkanı Hülisi AKAR’ın darbeyi önceden bildiği, birara darbecilerle birlikte olduğu iddia edilmişti.
12 Eylül darbesiyle yargı, siyasal alanda bağımsız karar veremez duruma getirilmiş, sıkıyönetim ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri olarak darbecilerin güdümüne girmiştir.
12 Eylül Darbesiyle kapatılan siyasi partilerin yeniden açılmasıyla, darbecilerin karşı olmasına rağmen ABD’nin desteklediği Turgut Özal liderliğinde ANAP iktidara geldi.
Bu dönemlerde asistan olan Devlet Bahçeli, Muhsin Yazıcıoğlu yerine, MHP başkanlığına, Abdullah Öcalan ise PKK Terör Örgütünün başına getirilerek yeni bir dönem başlatıldı (**2)
Özal Cumhurbaşkanı olduktan sonra yapılan seçimde DSP seçimlerde 1. Parti olunca, Bülent Ecevit Liderliğinde DSP-ANAP-MHP Koalisyon hükümeti iktidara geldi.
DSP-ANAP-MHP iktidarı mali konularda iyileşmeye geçtiği dönemde, Devlet Bahçeli’nin Kayseri’de Ülkücü Festivalinde aldığı bir telefonla konuşmasını bile tamamlamadan Ankara’ya dönerek koalisyonu bozarak, BOP Projesindeki görevini yerine getirdi! (***3)
2000 yıllarda ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesini (BOP) uygulanmasının Türkiye ayağını yürütecek siyasetçi olarak, İstanbul Büyük Belediye başkanlığı döneminde birçok yolsuzluk soruşturması olan Recep Tayyip Erdoğan uygun görüldü.
Fakat Erdoğan’ın siyaset yasağı vardı.
Devreye CHP Genel Başkanı Deniz Baykal sokularak, Necdet Sezer’den sonra Cumhurbaşkanlığı sözü verilerek, Erdoğan’ın siyasi yasağı kaldırılmış, seçimleri iptal edilen Siirt’ten Milletvekili seçilerek Başbakanlığa getirilmişti.
Atlantik ötesinde hazırlanan yeni dünya düzeninin kurulması ayağında Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ABD tarafından eşbaşkan olarak atanmıştır.
BOP Projesi gereği, Irak’ta Saddam asılarak idam edilmiş, Suriye Devlet Başkanı Erdoğan’ın Kardeşim dediği Esad, Rusya’ya sığınmış, Libya Lideri Kaddafi linç edilmişti.
Deniz Baykal’dan sonra onun yerine CHP Genel Başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’nin iki milyon imzasız, mühürsüz Referandum oylamasıyla tek adam rejiminin gelişine ‘’çatışma çıkar’’ bahanesiyle itiraz bile etmeyerek Erdoğan’ın ‘’’Atı alan Üsküdar’ı geçti!’’
Demesine karşı: ‘’Ben Dersimli Kemal’’ demekle yetinmeyerek ‘’CHP, 1930’ların CHP’si değildir!’’ Çıkışı ile Dersim isyanına sahip çıkması yanında 1930’ların devrimlerine de karşı olduğunu itiraf etmişti! (****4)
AKP’nin bu darbeci yönetimine karşı CHP Kurultayında Laik Cumhuriyet yanlısı Atatürkçü CHP’lilerin kazanmasını sindiremeyen Kılıçdaroğlu, siyasallaşan AKP Yargısına sığınması ile asıl yüzünü gösterdi.
AKP döneminde Türk Ulusu adına adaleti uygulamak isteyen Yargıçlar ve Cumhuriyeti korumakla görevli Cumhuriyet Savcıları artık sadece Erdoğan’ın rakiplerini hukuksuz, delilsiz tutuklayıp, usulen bile yargı önüne çıkartmama hukuksuzluğu uygulamaktadır!
Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’ın korkulu rüyasıydı. Dört kez seçimlerde yenildiği için onu seçimle yenemeyeceğini bildiği için, Türkiye’de yargının en yetkili kişisi Adalet Bakanının bile önünde İstanbul Savcısı Akın GÜRLEK, AYM-AİHM kararlarını bile tanımama yetkisine sahip konumdadır.
Hukuktan yana olanlar ya görevden alınmakta ya da sürgüne gönderilmektedir.
Bugün Atatürk’ün emaneti Laik Türkiye Cumhuriyeti; Kurtuluş Savaşını Keşke Yunan Kazansaydı!’’ Düşüncesindeki bir iktidarın ve siyasallaşmış YARGININ tutsağı konumundadır!
YILDIZ AKALIN
(* 1) FETÖ darbesini MİT’e önceden haber verilmesine rağmen, engellenmediği ve olaylar sonucunda 34'ü darbe yanlısı asker olmak üzere 300'e yakın kişi hayatını kaybetti, 2.789 kişi yaralandı, farklı rütbelerden 8.036 asker gözaltına alındı. Yargı ve sivil siyaset mensupları dâhil olmak üzere, toplam gözaltı sayısı 22 Temmuz tarihi ile birlikte 10 bini buldu.
(**2) Devlet Bahçeli’nin Ajan olarak atandığını o dönem yasaklı olan eski MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş ‘’Bahçeli’nin Ajan olarak yazılı mektubu ile kanıtlanırken, Öcalan’ın da Ajan olarak PKK’nın başına getirildiği Uğur Mumcu tarafından kanıtlanınca Mumcu Katledilmişti. (Uğur Mumcu: Kürt Dosyası kitabı)
(***3) Devlet Bahçeli, CHP ve DSP iktidar olduğunda bu partilerle birlikte olmuş, başarılı konuma geldiği zaman sağ lehine hükümeti bozma görevini yerine getirmiştir.
(****4) 5 Kasım 2023'te 38. Cumhuriyet Halk Partisi Olağan Kurultayı'nda Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı 276 oy farkla CHP genel başkanı seçildi. 25 Ocak 2024'te Sosyalist Enternasyonal'in başkan yardımcısı oldu.

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…