Türkiye’de Hasan Fehmi Bey, den Abdi İpekçi’ye, İpekçi’den Metin Göktepe ve Musa Musa Anter’e kadar gazetecilik mesleğini sürdürenler katledilerek, sermaye, siyaset ve yönetim kirliliğine sempati kazandıran yayın politikaları ve ekran yüzü “prens ve prenses” figürlerini devreye soktular.
Sermayedarlar ve çakma medya patronları, hakikati arayanlara karşı:
• Emeği yok sayan,
• Sınıf bilincini red eden,
• Haberi habersizleştiren,
• Yoksulluk yerine şatafatı öne çıkaracak olan konu mankenleriyle gazete köşelerini, televizyon ekranlarını donattılar.
Son dönemde bazı medya figürleri üzerinden yürütülen gözaltı ve tutuklama süreçleri, tek tek kişilerin hikâyesi değildir. Bu, sermaye medyasının kendi ürettiği çürümüş “prens, prenses-gazeteci” tipinin iflasıdır.
Gazetecilikten Arındırılmış Bir Kuşak
Sermaye medyası yıllardır okurlara gerçek haber gazetecileri tasfiye ediyor.
Muhabiri, editörü, sendikalı çalışanı, kendi sorusunu soranı, sorgulayanı, araştıranı kapının önüne koyuyorlar.
Ne üretiyorlar? Habertürk ve benzeri büyük medya kurumlarında “gazeteci” diye yükseltilen “prensler” ve “prensesler”, gazeteciliğin içinden gelmediler; sermaye düzeninin ihtiyaç duyduğu itaatkarlar, ekran yüzler olarak imal edildiler.
Teşhir Pazarında kendi yavrularını yiyorlar
Gözaltı haberleriyle birlikte devreye sokulan dil tesadüf değildir.
“Uyuşturucu”,
“lüks partiler”,
“kadınlar”,
“fuhuş imaları”…
Bu dil, haber dili değildir.
Bu, ahlaki linç dilidir.
Henüz iddianame yokken, henüz yargı süreci tamamlanmamışken, açık kapamak için sermaye medyası hukuk sürecini beklemez. Çünkü onların derdi adalet değil, miladı dolmuşları çöpe atarak yeni yüzler bulmak.
Dün parlatıp ekranlara sürdüğü figürleri, bugün çürümüşlük sembolü olarak halka sunar. “(Türkçe MİB, İngilizce CPU), dijital bilgisayarların veri işleyen ve yazılım komutlarını gerçekleştiren sistem imha edilir.
Böylece “sistem temize çıkar.”
Sistem Kendini Aklıyor
Medya üzerindeki tozları silkeliyor, birkaç figürü imha ederek aklanıyor.
Peki, bütün bu dalavere çemberinin sermaye ilişkisi nasıl açığa çıkartılacak?
Bu çevrelerde suç sermaye patronlarına ulaşırsa, mutlaka “bireysel zaaf”tır.
Çürüme varsa, mutlaka “kişisel ahlak” sorunudur.
Oysa asıl çürüme şuradadır:
- Gazeteciliğin piyasa malına çevrilmesinde
- Haber merkezlerinin şirket toplantı salonuna dönüşmesi
- Karanlık arka fonu ekran yüzüyle görünmez kılmak.
- İşçinin, emekçinin yaşamını görmezden gelmek.
- Kadın bedeninin, erkek gücünün ve lüks hayatın reyting malzemesi yapılmasında
Gazeteci Değil, Kullan-At Figürü
Sermaye medyası gazeteci yetiştirmez.
Konu mankenleri üretir.
Bu figürlerin bir “kullanım süresi” vardır.
Miladı dolduğunda:
- Koruma kalkar
- Manşetler değişir
- Dün alkışlanan, bugün teşhir edilir
Bu yüzden bugün teşhir edilen isimler kadar, onları oraya taşıyan; bu kirlilik içinde yüzen medya oluşumunun tüm sorumluları halkların nezdinde sanıktırlar.
Hakikat Ekranda Değil, Direnişte
Asıl mesele şudur:
Bir kişinin suçlu olup olmaması değil; sınıf gazeteciliğinin sınıfsal olarak sermaye çıkarına nasıl yok edildiğidir.
Hakikat, holding stüdyolarında aranmaz.
Hakikat, direnen muhabirde, işten atılan editörde, sansüre direnen yerel gazetede, halkın haber alma hakkını savunan bağımsız basındadır.
Bugün “gazeteci mankenler” çöküyorsa, bu bir trajedi değil; sermaye medyasının kendi iç çürümesinin sonucudur.
Hadi hayırlısı…




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…