AKP o kadar çok çaldı ki bu ülkede halk artık yaşamıyor, hayatta kalıyor. Yaşamak başka bir şeydir; hayatta kalmak başka. Yaşamak için hayal kurarsın, üretirsin, tartışırsın, itiraz edersin. Hayatta kalmak içinse başını eğersin, dişini sıkarsın, susarsın. Bugün Türkiye’nin hali budur: Dişini sıka sıka ayakta durmaya çalışan bir ülke.
Halk enerjisinin yüzde doksanını hayata tutunabilmek için harcıyor. Elektrik faturasını nasıl ödeyeceğim, doğalgazı keserler mi, kiraya yine zam gelir mi, çocuğun servisini iptal etsem mi, pazardan yarım kilo patates mi alsam… İşte bütün düşünce bu. Böyle bir insanın ne zamanı olur hesap sormaya, ne de enerjisi. Demokrasi dediğin şey tok karınla olur; aç insanın sandıkla, hukukla, adaletle işi olmaz. O sadece hayatta kalmaya bakar.
AKP bunu bilerek yaptı. Bu bir kaza değil, bu bir beceriksizlik de değil. Bu bilinçli bir yoksullaştırma politikasıdır. Çünkü yoksul insan itiraz etmez. Yoksul insan susar. Yoksul insan biat eder. Yoksul insan “aman işim bozulmasın” der. Yoksul insan “şükür” kelimesine mahkûm edilir. Çaldılar ama sadece parayı çalmadılar; zamanı çaldılar, umudu çaldılar, cesareti çaldılar.
Bugün bir yurttaş sabah kalktığında ilk düşündüğü şey ülkenin hali değil, kendi karnıdır. Akşam yatağa girdiğinde düşündüğü şey adalet değil, borçtur. Böyle bir toplumdan devrimci bir refleks bekleyemezsin. Böyle bir toplumdan örgütlü bir itiraz bekleyemezsin. Çünkü insanın zihni sürekli alarmda: “Yarın ne olacak?” Bu alarm hiç susmuyor.
Ve işin en acı tarafı şu: Akılsız başların cezasını, hak etmeyenler çekiyor. Oy vermeyen de aç, oy veren de aç. Karşı çıkan da sürünüyor, susan da sürünüyor. Bu ülkenin suçu olmayan çocukları, gençleri, emeklileri bedel ödüyor. Emekli, hayatı boyunca çalışmış, prim ödemiş; şimdi pazarda çürük domates seçiyor. Genç, okumuş; valizini toplayıp gitmenin hayalini kuruyor. Anne-baba, çocuğuna harçlık veremediği için gözünü kaçırıyor.
AKP düzeni şunu yarattı: Sürekli kriz, sürekli korku, sürekli belirsizlik. Kriz bitmesin ki halk nefes almasın. Halk nefes alırsa sorar. Halk sorarsa hesap ister. Hesap isterse bu düzen yıkılır. O yüzden kriz yönetilmiyor; kriz besleniyor. Ekonomi bilerek düzeltilmiyor. Hukuk bilerek işlemez halde tutuluyor. Eğitim bilerek çökertiliyor. Çünkü düşünen insan tehlikelidir.
Bakın etrafınıza… Herkes yorgun. Fiziksel olarak değil sadece; ruhen yorgun. Bu yorgunluk tesadüf değil. Bu bir politik sonuçtur. İnsanları yormak, bitkin düşürmek, “aman bana dokunmasınlar” noktasına getirmek… İşte iktidarın asıl başarısı budur. Tankla tüfekle değil; faturayla, kirayla, borçla diz çöktürdüler bu halkı.
Ama şunu unutuyorlar: İnsan enerjisini hayatta kalmaya harcıyor olabilir, ama onur denen şey bir yerde patlar. Bu kadar adaletsizlik, bu kadar yağma, bu kadar arsızlık sonsuza kadar sürmez. Tarih bunu defalarca gösterdi. Sabır kutsal bir şey değildir; sabır bazen sadece çaresizliktir. Ve çaresizliğin de bir sınırı vardır.
Bu ülke çalındı. Göz göre göre çalındı. Ve en büyük hırsızlık kasalardan değil, insanların hayatlarından yapıldı. Yıllarımız çalındı. Gençliğimiz çalındı. Gelecek duygumuz çalındı. Çok acı evet… Ama bu acı, bir gün mutlaka hesaba dönüşür. Çünkü hiçbir iktidar, bir halkın tamamını sonsuza kadar hayatta kalma modunda tutamaz. Bir gün biri çıkar ve “artık yeter” der. O gün geldiğinde, çalınan her şeyin hesabı sorulur.

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…