Türk, Kürt, Arap, Dürzi, Dünya yoksul halkları Kaybetti.
Bu bir duygusal yakınma değil; Kaybedenler milyarlarca insan, kazananlar bir avuç emek hırsızı. İki yüzyıllık bir düzenin bilançosudur.
Nerede kaybettik?
Mezopotamya’da, Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Yemen’de …
Ama esasen modern kapitalizmin kanlı haritasında kaybettik.
Ne kaybettik?
Onuru kaybettik.
Vicdanı kaybettik.
Özgürlüğü kaybettik.
Ve en ağır olanı: İnsanlığı kaybettik.
Bu kayıp kendiliğinden olmadı. Planlandı. Mühendisliği yapıldı.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika halkları inanç, etnik kimlik, ulus, milliyet ve mezhep üzerinden parçalandı. Camiler, kiliseler, mezhepler, bayraklar, marşlar ve kimlikler silaha dönüştürüldü. Halklar birbirine düşman edildi ki gerçek düşman görünmez kalsın.
Peki bu düşman kim?
Adı net:
Küresel sermaye düzeni.
Başını ABD’nin çektiği emperyal blok.
Ve onların yerli işbirlikçileri.
Bunlar insanlıktan vazgeçmiş, sadece paraya inanan bir sınıftır.
Onların dini de, milleti de, bayrağı da sermayedir.
Türkiye’de tablo aynı.
Aynı holdingin içinde farklı uluslardan, farklı mezheplerden, farklı inançlardan patronlar var. Sofraları ortak, kasaları ortak, çıkarları ortak. Birbirleriyle kavga etmiyorlar; tersine birlikte büyüyorlar.
Ama bu holdinglerin kontrol ettiği medya her gün halkı birbirine düşürüyor:
Türk–Kürt, Alevi–Sünni, laik–dindar, göçmen–yerli…
Neden?
Çünkü bölünmüş halk yönetilir.
Birleşmiş halk ise düzeni sarsar.
Onların tek kutsalı para.
Yoksul halkların tek kutsalı ise iş, ekmek, özgürlük.
Büyük çelişki tam burada patlıyor:
Sermaye kimlik farkı gözetmeden birleşip güçleniyor;
Halk ise kimlik uğruna parçalanıp zayıflıyor.
Para küresel eşkıyaları koruyor.
Ama “milli ve dini değerler” aç çocukları doyurmuyor.
Bugün manzara net:
Açlar, sefiller, işsizler, evsizler, yurtsuzlar, mülteciler…
Mesele bayrak değil.
Mesele marş değil.
Mesele kimlik değil.
Mesele şu:
Ülkenin tarımı, toprağı, suyu, enerjisi, madenleri, fabrikaları küresel sermayeye peşkeş çekilmiş durumda. Ucuz iş gücüyle insanlar sömürülüyor; doğa talan ediliyor; köylü bitiriliyor; emekçi eziliyor.
Hangi din bunu meşru görür?
Hangi vicdan bunu kabul eder?
Hangi vatanseverlik bunu savunur?
Milli ve dini duygular içimizde yaşanır.
Sermayenin çıkarı için halka karşı silaha dönüştürülmez.
Şu soruyu yüksek sesle sormak zorundayız:
Toprağı bölen kim?
Sınırları çizen kim?
İnsanları düşmanlaştıran kim?
Savaşları çıkaran kim?
Doğayı talan eden kim?
Halkı aç bırakan kim?
Bunlar gökten inmedi.
Bunlar sermaye düzeninin eseridir.
Peki kurtuluş var mı?
Var!
Kurtuluş, kimlik savaşlarında değil; sınıf dayanışmasındadır.
Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Dürzi’nin, Alevi’nin, Sünni’nin ortak mücadelesindedir:
Adil gelir dağılımı
Kamu yararı
Doğanın korunması
Güvenceli iş
Gerçek demokrasi
Bağımsız ekonomi
Asıl cephe çizgisi şu değildir:
Türk–Kürt, inançlı–laik, yerli–göçmen.
Asıl cephe şudur:
Sermaye düzeni karşısında emekçi halklar.
Bugün gerçek vatanseverlik; halkı kimliğe göre bölmek değil, ekmekte, adalette ve özgürlükte birleştirmektir.
Kaybettiren yol ayrışmadır.
Kazandıran yol dayanışmadır.
Eşit haklar, adil gelir dağılımı, herkes için adalet, hak ve özgürlüklerimizle birlikte yaşam ertelenemez.
Ortak değerleri yükselterek, farklılıklarımıza hoşgörü göstererek Dünya işçi ve emekçileri; Emperyalist, kapitalist faşist bloku yerle bir edecek, İŞ EKMEK ÖZGÜRLÜK şiarıyla sınıf mücadelesini güçlendirmeli.
Hadi hayırlısı…

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…