Ne zaman aptallığını eleştirecek olsam, hemen bağırıyorsun:
“Dinime dokunma!”
Dur orada.
Çünkü ben senin dinine değil, aklını neden kullanmadığına dokunuyorum.
Bu ülkede din, yüzyıllar boyunca yoksulun sığınağı oldu, mazlumun tesellisi oldu.
Ama hiçbir zaman cahilin siperine dönüşmedi.
Ta ki sen ve senin gibiler, akılsızlığı eleştiriden korumak için onu kalkan yapana kadar.
Bak, açık konuşalım.
Din, düşünmeyi yasaklamaz.
Tam tersine, “akletmez misiniz” diye sorar.
Ama sen ne yaptın?
Aklı devre dışı bıraktın, ezberi kutsadın, sorgulamayı küfür saydın.
Sonra da biri sana “yanlış yapıyorsun” dediğinde, kutsalı öne sürüp kaçtın.
Bu bir inanç meselesi değil.
Bu, sorumluluktan kaçma meselesi.
Bir siyasetçi yalan söylediğinde, eleştiriyorsun, sana “dinime dokunma” diyor.
Bir bürokrat çaldığında, hesap soruyorsun, sana “dinime dokunma” diyor.
Bir tarikat rezaletle anıldığında, soru soruyorsun, sana “dinime dokunma” diyor.
Ne kadar pratik bir formül değil mi?
Yanlış yap, yakalan, sonra kutsalı öne sür.
Din böyle bir şey değil.
Ama senin işine böyle geliyor.
Çünkü düşünmek zor.
Çünkü sorgulamak bedel ister.
Çünkü itaat etmek kolay.
Çünkü sürüde olmak rahat.
Sen aklını başkasına emanet etmişsin.
Lidere, şeyhe, kanaat önderine, ekrandaki bağırana…
Kim yüksek sesle konuşuyorsa, haklı sanmışsın.
Kim çok tekrar ediyorsa, doğru bellemişsin.
Ben senin imanını sorgulamıyorum.
Ben senin aklını neden iptal ettiğini sorguluyorum.
Ama sen bunu ayırt edemiyorsun.
Çünkü eleştiri seni rahatsız ediyor.
Çünkü eleştiri aynadır.
Ve sen aynaya bakmayı sevmiyorsun.
Bu ülke ne çektiyse, düşünenlerden çekmedi.
Bu ülke, “sorma, dokunma, konuşma” diyenlerden çekti.
Bu ülke, her yanlışı kutsalla örtmeye çalışanlardan çekti.
Bu ülke, cehaleti erdem, suskunluğu iman sananlardan çekti.
Bak kardeşim, din; ahlak ister.
Din; adalet ister.
Din; vicdan ister.
Ama sen ne istiyorsun?
Rahatlık.
Hesap vermemek.
Yanlış yapma özgürlüğü.
Eleştirildiğinde bağırıyorsun.
Çünkü cevap yok.
Argüman yok.
Bilgi yok.
Sadece refleks var.
Sadece ezber var.
“Aptallığımı eleştirme” diyemiyorsun.
Onun yerine “dinime dokunma” diyorsun.
Çünkü böylece kendini temize çektiğini sanıyorsun.
Oysa yaptığın şey, inancı aşağı çekmek.
Din, senin cehaletini taşımak zorunda değil.
Din, senin hatalarını örtmek zorunda değil.
Din, senin yalakalığını kutsamak zorunda hiç değil.
Bak, inanç saygındır.
Ama akılsızlık saygı talep edemez.
Yanlış, yanlış olduğu için yanlıştır.
Üzerine ayet yazınca doğru olmaz.
Bunu anlamadığın sürece de her eleştiriyi düşmanlık sanmaya devam edersin.
Ve bil ki…
Bir gün gerçekten dinine dokunanlar geldiğinde,
sen onları ayırt edemeyeceksin.
Çünkü aklını çoktan susturmuş olacaksın.
İşte asıl felaket budur.

Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…