ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Enflasyonla mücadelede küresel atmosfer itibarıyla rüzgara karşı yürüyor olsak da irademizde en küçük bir gerileme yoktur. Karamsarlığa kapılmadan, felaket tellallarına kulak asmadan biz, doğru bildiğimiz yolda, sağlam adımlarla ilerlemekte kararlıyız." dedi.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Kabine Toplantısı'nın ardından millete seslendi.

Türkiye'nin çok sayıda irili ufaklı organizasyona ev sahipliği yapacağını, dünyanın dört bir yanından üst düzey misafirin ağırlanacağını ifade eden Erdoğan, uluslararası etkinliklerin de Türk turizminin yıldızının parlamasına katkı sunacağına inandığını, sadece ihracat ve turizmde değil, istihdam tarafında da istatistiklerin ümit verici olduğunu söyledi.

Erdoğan, işsizlik oranının bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak yüzde 8,1'e gerilediğini hatırlatarak, istihdam sayısının aynı dönemde 226 bin kişi artarak 32 milyon 425 bin kişiye, istihdam oranının ise 0,3 puan artarak yüzde 48,5'e yükseldiğini kaydetti.

İş gücü sayısının mart ayında bir önceki aya göre 129 bin kişi artarak 35 milyon 298 bin kişiye ulaştığını, iş gücüne katılma oranının ise 0,1 puan artışla yüzde 52,8'e çıktığını ifade eden Erdoğan, böylece işsizlik oranının tek haneli seyrini 35'inci ayında da koruduğuna işaret etti.

Erdoğan, bununla birlikte atıl iş gücü oranındaki yükselişi de dikkatle takip ettiklerini dile getirerek, ihracat, istihdam ve turizmdeki bu olumlu tabloya rağmen, savaşın etkilerinin en fazla hissedildiği alanların başında enflasyonun geldiğini vurguladı.

Bugün nisan ayı enflasyon oranının yüzde 4,18 olarak açıklandığını hatırlatan Erdoğan, halen çok yüksek seyreden akaryakıt fiyatlarının dünyada olduğu gibi Türkiye'de de enflasyon üzerinde ağır baskı oluşturduğunu söyledi.

Erdoğan, "Enflasyonla mücadelede küresel atmosfer itibarıyla rüzgara karşı yürüyor olsak da irademizde en küçük bir gerileme yoktur. Karamsarlığa kapılmadan, felaket tellallarına kulak asmadan biz, doğru bildiğimiz yolda, sağlam adımlarla ilerlemekte kararlıyız." dedi.

- "Türkiye, siyasi saiklerle müzakere masasının dışına itildi"

Son dönemde Türkiye'nin Avrupa'daki konumuna dair yine Avrupalı aktörlerin tetiklediği bazı yıpratıcı tartışmalara şahit olduklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bu tartışmaları vesile kılarak ülkemizin Avrupa Birliği yolculuğuyla ilgili bazı temel gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyorum. Türkiye o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan Avrupa Birliği'ne ortaklık başvurusunu kuruluşundan 19 ay sonra 31 Temmuz 1959'da yaptı. 1963'te de Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin hukuki zeminini oluşturan Ankara Anlaşması imzalandı. Nihai amacı Türkiye'nin topluluğa tam üyeliği olan ortaklık anlaşması, birbirinin devamı niteliğindeki hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olmak üzere üç ayrı devreyi kapsıyordu. Ankara Anlaşması'nın 1 Aralık 1964'te yürürlüğe girmesiyle ilk devre, yani hazırlık dönemi başlamış oldu."

Erdoğan, 13 Kasım 1970'te Katma Protokolü imzalandığını ve bu belgenin 3 yıl sonra uygulamaya konmasıyla geçiş dönemine ilk adımın atıldığını hatırlattı.

Takip eden süreçte Kıbrıs davasından kaynaklanan anlaşmazlıkların, Avrupa Birliği yolculuğunda Türkiye'nin önünün kesilmesine sebep olduğunu dile getiren Erdoğan, "Şurası oldukça dikkat çekicidir. Bakınız, o dönemde komşumuz Yunanistan, 1975'te üyelik başvurusunda bulunduğu Avrupa Birliği'ne çok kısa bir süre içinde 1981'de kabul edildi. Türkiye ise tamamen siyasi saiklerle müzakere masasının dışına itildi. Demokrasimizin çok ağır yara aldığı 12 Eylül darbesiyle Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz resmen askıya alındı. Sonraki yıllarda sivil iktidarın yeniden tesisi ve merhum Turgut Özal'ın inisiyatifiyle Birlikle olan münasebetlerimiz tekrar ivme kazandı." diye konuştu.

- "Müzakere sürecinde sorumlulukları yerine getirdik"

Erdoğan, 14 Nisan 1987'de Birliğe tam üyelik başvurusunun yapıldığını ve merhum Özal'ın ifadesiyle "uzun ince bir yola" çıkıldığını anımsatarak, başvuruyu değerlendiren komisyonun, 2,5 yıl sonra verdiği cevapta, "Türkiye'nin topluluğa katılmaya ehil olmakla birlikte, topluluğun kendi iç bütünleşmesini sağlamadan yeni üye kabul etmeyeceğini" ifade ettiğini aktardı.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1 Ocak 1996'da yürürlüğe giren Gümrük Birliği ile geçiş döneminin tamamlandığını ve nihai döneme geçildiğini anlatan Erdoğan, karşılaşılan sıkıntıların kısa süre sonra tekrar nüksetmeye başladığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Öyle ki 1997'de düzenlenen Lüksemburg Zirvesi'nde 12 ülkeye adaylık statüsü verilirken, Türkiye bir kez daha görmezden gelindi. Nihayet 1999 yılında Helsinki'de toplanan devlet ve hükümet başkanları zirvesinde Türkiye'nin adaylığı konsey tarafından onaylandı ve katılım ortaklığı belgesinin hazırlanmasına karar verildi. 3 Kasım 2002'de ülkeyi yönetme görevini devralmamızın ardından tüm bu faaliyetlere yeni bir soluk kazandırdık. İki senelik bir zaman dilimi içinde 8 uyum paketi Meclis'ten geçti. Aynı dönemde 53 kanunun 218 maddesinde değişiklik yaptık. Yine 2001 ve 2004 yıllarında iki anayasa paketi Meclis'imizde kabul edildi. Tüm bunlara rağmen 2004'te tarihinin en büyük genişleme hamlesine imza atan Avrupa Birliği, içinde Türkiye'nin olmadığı 10 ülkeyi daha Birliğe üye olarak kabul etti. Bunlar arasında maalesef Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de yer alıyordu. Türkiye olarak tüm bu hatalı ve hakkaniyetsiz kararları sineye çekerek, yolumuza sabırla devam ettik. 3 Ekim 2005'te başlatılan müzakere sürecinde ve devamında üzerimize düşen sorumlulukları eksiksiz yerine getirdik. 12 Nisan 2006'da 9. reform paketimizi açıkladık. 2006-2010 yılları arasında 13 fasıl müzakereye açıldı. 2010-2013 arası dönemde ancak bir fasıl açılabildi. 2012'de işlerlik kazandırılan pozitif gündem ise yalnızca 2 yıl sürdü."

(Sürecek)