Baba, gazeteci/yazar ve insan olarak elbette yazmanın önemini biliyorum. Gazeteci ve yazar olarak yıllarca ölümler, ayrılıklar ve acı dolu hayat hikâyeleri yazdım.

Seni şimdi anlıyorum Hünkarın:

İnsan başkasının acısını anlatabiliyor, ancak

kendi acısını sadece  taşıyor.

Bugün kırk gün oldu…

Dağlarda kar eridi, dereler coşkun akıyor, kırlarda bitkiler, bahçelerde kaysılar, erikler çiçek açtı.

Ortadoğu’da senin de dikkatle izleyerek, kapitalist saldırılara karşı fikirler ürettiğin savaş sürdürülüyor…

Övgüden, yaptıklarının anlatılmasından hoşlanmadığını bildiğim için, onlardan kaçınarak bendeki seni anlatmak istedim.

Sana yazdığım-yazacağım, kimseye okutmadığım-okutmayacağım mektupları sana gelene kadar saklayacağım.

Annen ve kardeşlerin seni çok özlediler, özlüyorlar, özleyecekler.

Her gün seni ziyarete geldiğimizi hissediyor olmalısın.

Tüm canlı ve cansız varlıkların kendi doğalarında, doğallıklarıyla   yaşamları gerektiğini savunanlara, savundukları gibi öz yaşam sürdürenlere tanık olanlar bilir; böyle insanların ardında, büyük sözler değil, derin bir insanlık duygusu kalır.

HÜNKARIMIZ!

Hünkar’ın yaşamı da böyle bir hayatın hikâyesiydi: Gösterişten uzak, çevre duyarlılığı, doğa sevgisi, düşünceyle beslenen, üreten ve incelikle inşa edilmiş bir hayat…

Çocukluk yıllarında başlayan dikkat ve öğrenme isteği, onun yaşam çizgisini erken yaşta belirledi. Okumayı ve yazmayı yaşıtlarından önce öğrenmesi, yalnızca bir zekâ göstergesi değildi; aynı zamanda dünyayı anlamaya yönelik güçlü bir iç dürtünün işaretiydi. Anaokuluna başlayandan iki ay sonra eğitimini ilkokulda sürdürmesi, erken zihinsel açıklığın ilk görünür sonucuydu.

Eğitim süreci onu Tarsus/ Mersin’den Almanya’ya taşıdı. Dortmund’da 3. Sınıfın başladı.  Ardından 4. Sınıfta  Joseph-König-Gymnasium ‘a devam etti. Bu dönemde   Evrensel Gazetesinin çocuk sayfasında karikatür çizmeye ve yazılar yazmaya başladı. Sekizinci sınıfa Köln’e taşınma nedeniyle Köln Pesch   Joseph-König-Gymnasium‘ da eğitimini sürdürdü.

Bu yıllar yalnızca eğitimin başarısı değil, aynı zamanda sosyal-kültürel ve siyasal  genişlemenin de yıllarıydı. Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu ( DİDF)  gençliği çalışmalarına katıldı. Bir süre Amerika Birleşik Devletleri’nde geçirdiği eğitim dönemi, farklı toplumlara ve düşünce biçimlerine açık bir bakış geliştirmesine katkı sağladı.

Liseyi dereceyle tamamladıktan sonra yolu  Köln Tıp Fakültesi’ne uzandı. Bu başlangıç Hünkar için, ne unvan kazanma, ne akademik kariyer,  ne  ekonomi refah, ne kendini öne çıkarma, ne  de  aileyi gururlandırmaktı.  İnsan hayatına duyulan sorumluluğun en somut alanlarından biriydi. Bu nedenle sağlık bilimleriyle birlikte felsefeye yönelmesi tesadüf değildi. Onun düşünce dünyasında etik, bilgi kadar merkezi bir yer tutuyordu.

Hünkar, birden fazla dil konuşuyordu: Türkçe, Almanca, İngilizce ve İspanyolca ileri düzeyde; Fransızca ise iletişim kurabilecek düzeydeydi. Hünkar’ı tanımlayan esas özellik, dilsel yetkinlikleri ya da akademik başarısı değildi. Onu tanımlayan şey, karakterindeki ölçülülük ve incelikti. Yapılan işin reklamını yapmaz, kolektif çalışmalarda unvan kullanılmasını doğru bulmazdı.

Faaliyetlerini gerekmediği yerde anlatmaz,  anlatılmasını ve övgü dizineleri istemezdi.

Hünkar, “İnsani değeri bilimsel eğitim ortaya çıkarır.  İnsanların  beden ve beyin güçleri  farklı  gelişir. Beden gücü gelişenler ; Marangoz, Tornacı, Boyacı, Sanatkar,  Sanatçı…,  olurlar. Beyin gücü gelişenler  Akademisyen olurlar. Her ikiside  sonuçta meslektir. Bu nedenle, insanların birinin diğerinden daha zeki olduğunu göstermez.” Derdi.

Tüm ulus,  milliyet ve inançlardan halkların ırkçılığa karşı;  akademik ve mesleki örgütlerinin birlikte sınıfsal  örgütlü mücadelesini savunurdu.

Afrika’da yaşanılan  sağlık koşullarını, açlığı, Türkiye’de doğa talanı ve çevre kirliliğini  dert ederdi.

Sağlık, doğa ve açlıkla ilgili  çalışmaların şov amaçlı medyaya taşınmasını uygun görmeyen,  kolektif  çalışmalar yürütülmesini önemserdi.

Sakin bir mizaca sahipti. Tartışmalarda kelimeleri seçer, özenle cümleler kurur, vücut dili  sevecenleşir, asla sertleşmez, kimseyi kırmamaya özen gösterirdi. Hayatını bilinçli bir sadelik içinde sürdürürdü. Tüketim kültürünün gösterişli dünyasına mesafeli durur; israfı yalnızca ekonomik değil, etik bir sorun olarak görürdü. Bu yönüyle felsefeyi teorik bir alan olarak değil, gündelik hayatın bir pratiği olarak ele alıyordu.

Onun sıkça dile getirdiği bir söz vardı:

Kesintisiz düşünmek, karakterin egzersizidir.”

Bu cümle, Hünkar’ın hayat anlayışının özeti gibiydi. Düşünmek onun için yalnızca zihinsel bir faaliyet değil, insanın yaşam  akışında kendini inşa edişiydi.

Düşünmenin, her konuyu dert etmenin,  duyarlılığın ve araştırmanın yorgunluğundan mı?  Bilemeyiz.

Kısa hayatında  insanlığa uzun bir hatıra bırakarak, güzelliklere atan kalbi 04.02.2026 doğum gününde  durdu.

Bu erken ayrılık,  zamanların silemeyeceği  sessiz iyilikler bıraktı.

Günlerdir geniş topluluklar: ‘Hünkar’ın  bu dünyaya uzun süre yaşamak için değil, insanlara nasıl yaşanacağını göstermek için geldiği  konuşuyorlar.’

Hünkar’dan geride yalnızca bir biyografi kalmadı. Geride bir yaşam biçimini bıraktı.

Az tüketen, çok düşünen,  duygu ve duyarlılığıyla  öne çıkan,  üretendi.  Kimseyi incitmemeye çalışan bir hayatın olacağına dair sessiz bir yaşamın varlığını gösterdi.

Biz ebeveynler olarak Hünkar’ı çocuk olarak büyütürken , Hünkar, kendi yaşamı içerisinde bize insan olmanın daha derin bir anlamını öğretti.

Bazı insanlar bu dünyaya uzun süre yaşamak için değil, insanlara nasıl yaşanacağını göstermek için gelir.

Bugün Hünkar Gültekin’i hatırlamak, yalnızca bir insanı anmak değil; aynı zamanda insanlığın daha incelikli bir biçiminin mümkün olduğunu hatırlamaktır. Çünkü bazı insanlar yaşadıkları süre boyunca değil, bıraktıkları düşünce ve karakter iziyle yaşamaya devam ederler.

Bir baba olarak içimde büyük bir boşluk var. Ama aynı zamanda derin bir gurur da var. Çünkü biliyorum ki Hünkar kısa yaşamı,  insanlığın hafızasında iz bıraktı.

Hünkarım!

Yunusemre belediyesi gençlere ait bir tesise HÜNKAR GÜLTEKİN GENÇLİK KAHVE VE KÜTÜPHANE ismimi verdi.

Borahan, Boğaçhan’a   senin geçmiş altı yılda  özen gösterdiğin şekilde özen   göstererek,

(28.02.2026)   senin her yıl aldığın hediyenin bir diğer serisini  alarak doğum günü hediyesi olarak  verdi. Boğaçhan, her zaman olduğu gibi hediye paketini a “ emmi!” çığlığıyla açtı.

Hünkarım…

Oğlum…

Hala tüm ailen  Boğaçhan’ a seni nasıl anlatacağımızı   düşünüyoruz.  Sen olsan her zamanki gibi iki kelimeyle çözerdin.

Şimdi biz sensiz ne yapacağız!

Bu dünyada bıraktığın sessiz iyiliği

zamanlar  silemeyecek, biz  seni tanıyanlar sevenler olarak; örnek aldığımız yaşam izinden yürüyeceğiz.

Seni seviyoruz Hünkarım!