Bu gün Berlin'de hava açık, gökyüzü masmavi ve güneş ciddi biçimde yüzünü göstermiş durumda.. Yani kış geçmiş, bahar gelmiş gibi.. Doğa tekrar canlanmaya başlıyor, insanların içine de bir yaşama, mücadele etme gücü ve sevinci geliyor gibi.. İçimde 98 yıl önce atalarımın yazdığı Bahriyeli ve Topçu destanının gururu var.. Ama tam sevinemiyorum.. Çünkü; 21 Mart'ın da tedirginliği var üzerimde..
Önce 18 Mart 1915.. Osmanlı, Almanya ile birlikte I.ci Dünya harbine girmiş.. İngilizler, Fransızlar ve İtalyan'lar, müttefikleri olan Rusya'ya denizden yardım yapabilmek için, boğazları geçmek üzere Çanakkale önlerine " Yenilmez Armada " dedikleri donanmalarını yığmışlar.. Osmanlı elindeki derme, çatma gemileri ve Almanların verdikleri silahlarla, elinde kalan son vatan parçasını savunmaya çalışıyor.. Osmanlı bahriyesi gece döşediği mayınlarla boğazı kapatmış ama düşmanın haberi yok, çünkü onların ellerindeki mayın haritası ile gece döşenen mayınların alakası yok..
18 Mart sabahı saldırıyorlar ellerindeki, sözün ona, yenilmez armadaları ile Çanakkale boğazına.. İlk patlayan mayın ile neye uğradıklarını şaşırıp, art, arda kayıp veriyorlar, o yenilmez armadalarını oluşturan muhteşem zıhlılarından.. Geri çekilip, tekrar uzaktan bombardımana kara veriyorlar ama bu seferde tabyalarımızdaki kahraman topçularımız, ellerindeki Krupp yapımı ünlü " Tombul Berta " ları ile dünyayı zor ediyor düşman.. Birkaç gemisini daha kaybeden " Yenilmez Armada " yenilgiyi kabul edip kuyruğunu topluyor.. Çanakkale'yi denizden geçemeyeceklerini anlayan müttefikler, karadan geçmeye kalkıp, karaya asker çıkartmaya çalışınca da, karşılarında, Mustafa Kemal ve onun ölüm pahasına vatan topraklarını savunan kahraman askerlerini buluyorlar.. Ama 18 Mart aslında bir deniz zaferidir.. Bu günü anarken, başta Hamburg'da yaşayan çocukluk arkadaşım Emekli Dz. Albay Ahmet Tüfekçioğlu, yine çocukluk arkadaşın ve şu anda Sincan ceza evinde yatan Emekli Tuğamiral Ruhsar Sümer ile Silivri ve diğer cezaevlerinde yatan kahraman denizcilerimizin zafer bayramlarını kutluyor, o günlerden bu günlere gelen kahraman Bahriyemize şükranlarımı sunuyorum..
21 Mart'a gelince..! Neden tedirginim..? Aslında alıştık 21 Mart taşkınlıklarına, provokasyonlarına ama bu yıl durum biraz daha değişik.. Devlet İmralı ile görüşüyor ve barışın yolları aranıyor.. Hoş.. Ne görüşüldüğünü, barış karşılığında ne tavizler verildiğini bilmiyoruz ama İmralı'nın 21 Mart'ta taşkınlık yapılmaması isteğinin Kandil'e iletildiği rivayetleri dolaşıyor ortalıklarda. Kandil bu isteğe uyar mı..? Kandil bir bütün mü..? Kesin ve tümü ile İmralı'nın talimatları ile hareket eder mi, bilinmiyor.. Bu 21 Mart aslanda, İmralı'nın Kandil üzerindeki etkisinin sınavı.. Çıkacak en küçük bir olay veya taşkınlık, İmralı ile görüşmelerin bir işe yaramadığının delili olacaktır.. Biliyorum; çıkacak olaylar için " Geçen yıllara oranla çok daha az olay oldu " gibi, küçültücü ve o ünlü Süreç'i savunucu yazılar okuyacağız.. O zaman da ben, " Yetmez ama EVET " diyenlere " Sevgili Rakkaseler ve Zenneler.. Aynı oyundan sıkıldık.. Biraz da başka havadan kırıtında, zevk alarak izleyelim..! " diyeceğim..!
Nisan'a gelince.. Biliyorsunuz her 24 Nisan'da Türk kamuoyu nefesini tutup ABD başkanının 24 Nisan'da yapacağı açıklamayı bekler.. Soykırım kelimesini kullanacak mı, kullanmayacak mı..? " İleri Demokrasi " hayranı hükümetimizin başlattığı " Komşularla Sıfır Sorun " politikalarının ne hale geldiği ortada.. Önce Ermenistan açılımı.. İsviçre`nin değişik kentlerinde, kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeler sonrasında az daha kardeş Azerbaycan'ı tümü ile kaybediyorduk.. Her ne kadar Dışişleri, " Görüşmelerin her aşaması Azerbaycan yetkililerine bildirildi " denilse de, meraklıların, Prof. Dr. Hakkı Keskin ile temas kurmaları ve gerçeği öğrenmelerini tavsiye ederim... Tabii; önce " Kanka " olup da sonradan boğaz, boğaza geldiğimiz Suriye başka bir, daha doğrusu, birkaç yazı konusu.. Bakalım bu yıl 24 Nisan nelere gebe..!
Müsaadenizle bir küçük anı aktarayım.. Yıl 1987..Televizyonda yaptığım bir yorumda " Ermeni asıllı ünlü Fransız şarkıcı Charles Aznavur Ermenistan'a çocuk maması ve çocuk bezi ( Pempers) üreten bir fabrika kurdu, işliyor. Bizim ünlü ve zengin şarkıcılarımız, örneğin bir İbrahim Tatlıses'te, kardeş Azerbaycan'a yatırım yapmayı, işyeri açmayı düşünür mü..? Yoksa, sen bana hayran, ben sana hayran, Azeri kardeş, sen de cama tırman demeye devam mı edeceğiz " demiştim.. Yeri gelmişken sizlerle paylaşayım dedim...
Kalın sağlıcakla efendim
 
M. Deniz Olcayto