ÖZBEKİSTAN, SEMERKAND, TAŞKENT, BUHARA, HİVE VE KAZAKISTAN ALMATA ATA ŞEHİRLERİMDE YENİDEN DOĞMAK
Yıllardır içimde bir özlem vardı…
İsmini her duyduğumda içimi titreten, haritada yerini parmak ucuyla ararken yüreğimin atışını hızlandıran şehirler: Taşkent, Semerkant, Buhara, Hiva… Ve elbette, Almatı.
Bu isimler yalnızca birer şehir değil; bir milletin hafızası, bir kültürün beşiği, bir tarihin yaşayan tanıklarıydı benim için.
Ve bir gün, bavulumu değil, kalbimi alıp yola çıktım. Ata şehirlerime, özlemle büyüttüğüm hayalime doğru…
İlk durağım Taşkent’ti. Modern binalar, geniş caddeler… Ama her köşesinde geçmişin izleri.
Oradan Semerkant’a geçtim. Rengârenk çinilerle süslenmiş Registan Meydanı’nda içime bir sessizlik çöktü. Yüzyılların bilgeliği fısıldıyordu kulağıma.
Buhara’da, zaman adeta akmayı bırakmıştı. O dar sokaklarda yürürken yalnız değildim; sanki atalarım da yanımdaydı.
Ve Hiva… Tarihin duvarlarda yankılandığı, bir açık hava müzesi gibi… Her taşında bir dua, her kubbesinde bir umut vardı.
Yolculuğum yalnızca Özbekistan’la sınırlı değildi. Kazakistan’ın incisi Almatı’ya vardığımda, doğanın cömertliğine, insanın sıcaklığına bir kez daha hayran kaldım.
Orada gördüm ki, biz hâlâ aynı yürekten geliyoruz. Diller değişse de gönüller bir, bakışlar tanıdık.
Bu yolculuk bir seyahat değil, bir dönüş, bir kavuşmaydı benim için.
Köklerime, tarihime, kimliğime döndüm.
Her adımda, geçmişimin izlerini sürdüm. Her durakta bir yanım eksilmek yerine biraz daha tamamlandı.
Bugün burada, bu satırları yazarken artık daha bütünüm. Çünkü insanın geçmişiyle buluştuğu yerde, geleceği de şekillenir.
Ve ben artık biliyorum: Ne zaman içim daralsa, hangi şehirde olursam olayım, gözlerimi kapatır, Buhara’nın sessizliğini, Semerkant’ın mavisini, Hiva’nın taş duvarlarını ve Almatı’nın yeşilini hatırlarım.
Orada, ruhumun bir parçası kaldı.







Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…