Yaşadığımız bu günler insanların sabahları mutlu bir şekilde uyandığı, gün boyu huzur içinde çalıştığı, akşam sofrasını donatıp; tok karnına yatağa girdiği günler değil…

Dini ayrışmalar bir tarafa Milliyetçiliğin suç sayıldığı, Irkçılığın benimsendiği, insanların sakalına-bıyığına göre tercih edildiği, başörtüsünün yeniden gündeme getirildiği günlerden geçiyoruz…

Bir insanın kökeni ne olursa olsun Milliyetçi olması suç değildir, bir tercih sebebidir. Milliyetçiliğin kökeninde ırk ayrımı yoktur. Dil, din, cins tefriki de yapılmaz. Genellikle Vatan ve Bayrak sevgisi, Devlete sadakat ön plandadır. Din ayrıştırıcı değil; birleştirici bir rol oynar. Milliyetçilik kimseyi ötekileştirmez. Ancak yukarıda sayılan temel değerlere sahip olmayanı da kendinden uzak tutar. Uzak durur. Öldürmeye kalkmaz…

Irkçılık tamamen ayrı bir şeydir. İnsanın kökeni, milliyeti, dini argümanları, yaşaması gereken topraklar, bayrak ve devleti kabullenme biçimi farklıdır. Ayni kökenden gelmeyeni arasına kabul etmez. Milli kimliği aşikâr olmalıdır. İnanç biçimi daha katı ve yaptırımcıdır. Ülkesinde kendisinden başkalarının yaşamasına izin vermez. Tüm tercihlerini, belirlenmiş olan kurallara göre yapmak zorundadır. Bu feodal bir törelciliktir.
Bu tercihlerin dışında bir de cemaatçilik vardır ki, her ikisinden de tehlikelidir. Milliyetçi ve Irkçı kesimler kendilerini gizlemezler.

Eylemleri daha anlaşılır bir biçimdedir. Cemaatçilik, dini argümanların eğilip büküldüğü, kullananların ise ne kadar Tanrı tanır oldukları belli olmayan, İrticai faaliyetlerin gizli olmasının gerektiği, zeki olmaktan çok, akıllarını kullanma yetisi olmayanların biat ve iktidar hırslarından kaynaklanır. Hurafelere, hoca bozuntularının derme çatma bilgileri ile söylediklerine inananlar gerekir. Cahil insanın kolayına gelen şey, söylenene inanmak ve hayatına uyan öğüdü uygulamaktan ibarettir. Tıpkı bir zamanlar merkezi Alamut kalesi olan Hasan Sabbah ve fedaileri gibi…

Bilgisiz insanları kandırmak kolaydır. Kanmak için inanmak esastır… İnandıktan sonra ne yapsanız boştur. Gerek Milliyetçilik diye yola çıkanlar ve gerekse ırkçı söylemlerde bulunanların cemaat ve dergahlarda yuvalanması; ilim yayma çabasında olanların etrafında çevrelenmeleri boşuna değildir.

Fransız ihtilalini kimin veya kimlerin ateşlediğini; düşkün olarak kabul edilen ve yer altında yaşayan dilenci, kapkaççı, hırsız ve katillerin, hapishane kaçkınlarının, fakir ve fukara halkı nasıl kullandıklarını; diğer mekanlarla birlikte özellikle kiliseleri nasıl yağmaladıklarını; soyluları nasıl giyotine götürdüklerini bilmemiz gerekir. Tabii, birde Localar ve Loncalar var ki, ihtilaldeki olayları belirleyici rolleri inkâr edilemez.