Hukuk Bir Silaha Dönüştüğünde

Demokrasinin en sessiz ölümü, tankların değil mühürlerin gölgesinde gerçekleşir. Bir kapı kırılmaz, bir bildiri okunmaz; sadece bir mahkeme bir karar yazar ve bir partinin iradesi bir gecede yok hükmünde sayılır.

“Mutlak butlan” kavramı, Türk hukukçusunun aşina olduğu bir terimdir. Ama bu terim bugüne dek şirketler hukukunda, borçlar hukukunda, aile hukukunda yaşardı: bir sözleşmenin baştan geçersizliği, bir evliliğin hiç kurulmamış sayılması. 21 Mayıs 2026’da bu ağır kavram, Türkiye siyasi tarihinde ilk kez bir partinin kurultayına uygulandı. Bir ana muhalefet partisinin seçilmiş yönetimi, “baştan itibaren hiç var olmamış” ilan edildi.

Mesele kişiler değildir. Bugün hedefteki isim Özgür Özel’dir; yarın bir başkası olabilir. Asıl mesele, bir yöntemin doğuşudur. Bir kez bir mahkemenin bir partinin iç iradesini “kesin hükümsüz” sayabileceği kabul edilirse, hiçbir kurultay, hiçbir delege oyu, hiçbir genel başkanlık yarışı bir daha kendi başına güvende olamaz. Bugün açılan bu kapı, sadece bir partinin değil, parti içi demokrasinin tümünün kapısıdır.

Zorbalık her zaman kaba kuvvetle gelmez. Bazen kürsüden değil, dosya numarasından konuşur. Tehlikeli olan da budur: Çünkü hukukun diliyle yapılan bir müdahale, kendini hukuk gibi gösterir.

Hedefte Ne Var?  

İrade.

Sorunun özü şudur: Mutlak butlanla Türkiye’de hedeflenen nedir?

Yüzeyde bir “usulsüzlük tespiti” var. Derinde ise çok daha temel bir şey hedef alınıyor: iradenin dokunulmazlığı.

Bir partinin delegesi oyunu verir, üyesi tercihini yapar, kurultay genel başkanını seçer. Bu, demokrasinin en küçük ama en kutsal hücresidir. Eğer bu hücreye dışarıdan bir el uzanıp “bu seçim hiç olmadı” diyebiliyorsa, geriye seçimden ne kalır? Milletin sandıkta yaptığı tercih ile partinin kurultayda yaptığı tercih, aynı iradenin iki ayrı tezahürüdür. Birine dokunmak, diğerine giden yolu açar.

Hedeflenen üç şey var:

Birincisi, muhalefetin kendi kendisini yönetme hakkı. Bir parti, kimin onu yöneteceğine kendisi karar veremiyorsa, o partiye artık muhalefet denemez. En fazla “izin verilen muhalefet” denir.

İkincisi, öngörülebilirlik. Demokraside oyunun kuralları önceden bellidir. Kurultay yapılır, sayım yapılır, sonuç ilan edilir, seçim kurulu tasdik eder. Eğer aylar, hatta yıllar sonra bu sonucun “baştan geçersiz” sayılabileceği bir ihtimal hayatta tutulursa, hiçbir siyasi sonuç kesin değildir. Belirsizlik, bizatihi bir baskı aracına dönüşür.